gundogmadanelele

Bir önceki gece sabaha karşı yatmasaydım, sabah yola çıkacaktım. Gideceğim yer başkent Ankara’ydı. Ama diyorum ya, gece uzun sürdü. Sisin içinde, huzurlu bir gece. Unutulmaya yüz tutmuş şeylerin, serin bir bahar gecesi yan yana gelmesiydi gecenin özeti. Meyveli bir şaraptı gece… Hayatın yaşanılası anlarından biriydi. Çok güzeldi, çok sade ve tertemizdi; insana dair…

Hayatın içindeki güzele dair olan şeyler, kötü bir filmin iyi fragmanı gibi… Onlara kanıp, koca bir hayatın çok güzel geçeceğine inanıyoruz. Sonunda mutsuz çıkıyoruz salondan. Bu hayatta fragmanlarla kandırıyorlar bizi… Öne çıkardıkları sahte kuklalarla inandırıyorlar. Televizyon adını verdikleri sistemdeki ukala ahmaklarla aptal yerine koyuyorlar bizi. Dünü unutturuyorlar, bugün laylaylomla geçiyor, yarını siktir et zaten! Yarın yok! Kredilendirilmiş hayat planları yapıyoruz, şans oyunlarından medet umuyoruz… Ama istediğimiz gibi yaşayamıyoruz işte. Beceremiyoruz, bir yerde eksiklik var… Bilmiyoruz ki “Eksiklik kendi özümüzde”, bilmiyoruz ki gerçekle yüzleşmenin cesaret işi olduğunu… Zamanında bir söyleşisinde Nihat GENÇ “Şimdi kaçsan kurşunu sırtından yersin, ne kaçıyorsun? Delikanlı dediğin kurşunu nah buradan, göğsünden yer!” demişti. O günden beridir korkusuzluğumu dillendiriyorum. O günden beri kaçmıyorum. Görme dediklerini görüyorum, duyma dediklerini duyuyorum. Çünkü ben insanım. Bu dünyaya “Ben bir insan olmaya geldim”…

Hayli yorgun ve uykusuz bir şekilde yola çıktım. Haliyle Pazar günkü planlar yalan olmuştu. Kızılay’da Korsan Edebiyat Dergisi’ni dağıtacak ve dolaşacaktık. Hafta içine kalmıştı tüm planlar. Yorgunluğun etkisiyle çok kitap okuyamadım ve uyumaya koyuldum. Daha sonra annemin telefonuyla uyandım. Nerede olduğumu sordu. Yoldaydım hala. Ankara’da patlama olduğunu annemden öğrendim. Dikkat etmemi, fazla dışarı çıkmamamı söyledi. Tabi telefonu kapattıktan hemen sonra twitter, facebook, instagram ve haber sitelerinde dönüp durdum. Yanımda oturan genç de büyük ihtimal benim telefonumdan görüp telefona bakmaya başladı. Hemen ardından, birkaç kez öksürüp bir yeri aradı. Büyük ihtimal ailesiydi telefonun ucundakiler. Sessiz ve ürkek bir vaziyette “Patlama olmuş Ankara’da, nasılsınız?” dedi. Büyük ihtimal iyiydiler. Telefonu kapattı. Ardından büyük ihtimal sevgilini aradı. O da iyiydi… O an içimden bir oh çektim. Ya bir yakınını kaybetmiş olsaydı ne yapardım? Bilmiyorum, sarılır ağlardım herhalde… Ama birileri yakınlarını kaybetmişti. Aslında biz, bu gün yakınlarımızı kaybetmiştik. Belki aşık olacağımız bir kadın ölüp gitmişti o saldırıda, ya da bir iyiliğini göreceğimiz, bir bardak suyuna muhtaç olacağımız bir amcayı kaybetmiştik. Biz bugün umudumuz bir kez daha kaybetmiştik. Çevremizde kimi bulursak sarılıp ağlamalıydık. Sarılıp ağlamalı ve gözyaşlarımızla bu topraktan yeni bir umut filizlendirmeliydik.

Ama yapmadık. Otobüste kimse kimseye sarılmadı. Solumda oturan gencin hiç haberi olmadı mesela saldırıdan. Uyuyordu çünkü. Hastaydı. Bedeninde bir kis vardı. Ameliyat olmaya gidiyordu Aydın’a. Ankara’dan Aydın’a aktarma yapacaktı. Hafif ağrısı vardı ve yolculuğun başında ağrı kesici hap yutmuştu. Onun için önemli olan bedenindeki kisti. Dünya yansa, umurunda olmazdı. Olmadı da zaten, uyudu sadece. Onun önünde oturan genç ise instagramda siyah font üzerine yazılı Ankara yazısını paylaştı. Muhtemelen #terörülanetliyoruz #ankara #ankaradapatlama gibi etiketler de eklemişti paylaşımına. Daha çok beğeni alacağı kesindi artık. İnstagramı kapatıp, maçkolik uygulamasını açtı. Ne yapacaktı ki sanki? Görevini başarıyla tamamlamış ve sıradan hayatına devam etmeye başlamıştı işte. Muhtemelen bu sefer de tutturamamıştı iddiayı. Swarmda arkadaşlarının yaptığı check-inlere bir göz attı. Mekânlara takılanların listesine bakıp, birkaç kadın profilini açtı. Fotoğraflarını beğendiklerine takip isteği yolladı. O anda swarmdan biriyle de yazışıyordu. Ama niye birle yetinsindi ki! Ne kadar çok, o kadar garantiydi… Sahi biz bu kadar yüzsüz, bu kadar bencil, bu kadar doymaz ne zaman olduk? Acıya, sevince, düne bu güne ortaklığımız ne zaman son buldu? Ne zaman yitirdik insanlığımızı?

Şimdi bu bombalar mı mutlu bir dünya yaratacak? Evinden işine gitmekten başka, hiçbir düşüncesi olmayan insanların ölümü mü bizi eriştirecek ideal topluma? Yok etmek bu kadar basit, can vermek bu kadar değersiz mi? Sayılarla belirtiyorlar yiten hayalleri… Hayaller sayılabilir mi? Bu gökyüzünün altında kardeşlik türküleri söylemeye and içtik biz. Kaçmayacağız, korkmayacağız, yılmayacağız ve susmayacağız. Biz yaşamı savunmaya, yaşatmanın safında yer almaya, insan olmaya devam edeceğiz.

And olsun, biz kazanacağız!

KorsanKalem 02.35 14.03.16


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir