img_8333

Yine yalnızlık çığındayız sayın dinleyiciler. Önüne kattığını deviriyor! Belki hava da buna müsait. Ama benim ömrüm göçebe, göçmen bir yığınım gezegende. Ondandır yurt edindiğim her memlekette, savaşlar kuşanmış insanlar. Belki kelimeler kurşungeçirmez, ama kelimeler de kanar bir şekilde. Kan kırmızısı şaraplarla yıkarım bedenimi. Bu yangın yerinde sana sığındım. Bak ellerim kocamandır benim, ellerin kaybolur bulamazsın. Nedense bedenim insan bedeninden daha sıcaktır. Belki de seni ısıtmaktır tek hayalim.

Yalnızlık geceler uzadıkça daha belirginleşir ve böbrek taşları hep gece süzülür bedenimden. Düşünüyorum da, on dört yıldır taş oluyorum ve karışıyorum gezegenin dört bir yanına. Bak bu hayatı çok da önemsememek gerekir. Çünkü duvarlarla kuşatılmışız. Zirvenin dibinde sadece soluklanmışız. Ama biz hiç arzulamadık o hayatı. Küçücük bir evde huzurun iktidarını kuracağız!

Bir ekimi daha devirmekteyiz, önümüz kasım. Belki kavuşmak için saydığımız günler, aylar, yıllar var. Belki kilometreler saf durmuş aramıza. Ama aynı gökyüzünün altındayız. Ve ayaklarımız aynı gezegenin topraklarına basmakta. O yüzden asmamak gerek yüzümüzü. Çünkü her şeye rağmen yaşamışız biz; en temiz, en yüce duyguları…

Yine yalnızlık çağındayız sayın dinleyiciler. Yalnız yatıyoruz koskocaman yataklara. Tansiyonumuz epey oynak ve böbrek taşlarımız abanmakta bedenimize. Bilmiyorum ellerin soğuk mu? Üşüyor musun, terliyor musun ya da ağlıyor musun? Ama benimsin, bundan ötesi dert değil. Sevgi var şu gezegende. İnatla savaşma derdine düşmüş kötülüklere rağmen hem de! Ne garip, insanlar o büyük şehirdeki otobüslerde yer kapma derdinler hala. Şimdi bana ait olmayan bir evin, bir şehrin, bir yalnızlığın pençesindeyim. Öyle sessiz, öyle sevimsiz…

Sanki uzun kâbuslardan sonra, gördüğüm en güzel rüyaydı. Ama çok garip, çünkü gerçekti her biri. Hala birileri, eskilerin yasını tutadursun. Hala birileri kötü kalplerini sahte mutluluklarla avutsun. Ben koca bir aşkın sarhoşuyum. Bundan öte bir sarhoşluk gerek değil!

Yeryüzündeki iyiliğin ve kötülüğün temsilcilerinin, bir zamanlar küçücük bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Sonrasını anlayamıyorum ama! Nasıl olur da, değişir insan? Bu kötülüğü nasıl destekler? Sonra ben böyle derin düşününce, hemen yağmur yağar. Çok ıslanıp, hiç uslanamadığım yağmur yine beni ıslatır. Ama saçlarım kıvırcıktır benim. Yağmurda birbirine dolanır…

Yine yalnızlık çiğindeyiz sayın dinleyiciler. Artık biraz sıkı giyinmek zamanıdır. Ellerimi, yine onun ellerini tutacağım güne kadar sıcak tutmalıyımdır. Üşümesin, hasta olmasın diye gözünün içine bakmaya hazır olmalıyımdır. Ona bir ev hazırlamalıyımdır. Çünkü önümüz kış, çünkü yalnızlık çok soğuk…

Kalbinin atışı, bir müzik bestesi gibi… Ritmine uydurmak için kendimi, kulağımı dört açtım bekliyorum. Hele bir gülüşü var ki; o gülsün diye, dünyanın tüm esprilerini yaparsın. Hiç geçmeyeceğin sokaklardan, onunla geçtiğinde ne güzel görünür gözüne… Hayat böyledir, ne yapar ne eder bir yol çıkarır karşına. Sen yolunu kaybetsen de, yeni bir yol bulunur!

Şimdi bir sevgiyi besliyorum koynumda… Bir umudu var ediyorum. Dünyanın en güzel hikâyesini yazıyorum. Duvarlarına resimler çiz istiyorum, ama bana da bir duvar ayır. Ben de şiirler dizeyim o duvara…

*kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkânlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer

sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum-
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber

eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber

hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden

*Turgut UYAR

KorsanKalem

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir