Dünden kalanı ısıttım. Yeni bir tencerede, yeni malzemelerle, yeni bir yemek hazırladım. Neden sonra, ocağı ve tencerelerin kapaklarını kapattım. Dolaptan içki şişesini çıkardım. Bir votka şişesiydi.. Her zamanki içtiğim bardak kirliydi. Ben de sıradan bir su bardağı aldım. Düşündüm de bardakların bile sınıfları var. Bu bir çeşitlilik mi yoksa bir ayrımcılık mı? Bunu düşünecek değilim, insanın olduğu her yerde saçmalıklar olabiliyor.. Bardağın yarısını doldurdum, yarısını da soda ile tamamladım.. Üzerine yarım limonu sıktım. Bunları yaparken ruhsuzdum. Hiçbir duyguya sahip değildim.. Yazmalıydım.. Günler ve aylarca yazmalıydım.. Bir cümlenin doruğunda bulmalıydım kendimi..

Her gün yürüdüğüm yolların, çukurlarını seyrederek geçiriyorum ömrümü.. Sabah mesai aracına yetişme telaşında tüketiyorum.. Gece içmelerinde unutmayı deniyorum. Yalnız ve yanlış zamanlarda ağlıyorum.. Ağlamanın gerçek olduğuna inanıyorum.. Gerisinin ise yalan.. Ölüm haberleri geliyor.. Gencecik ya da yaşlı.. Ölüm bitmiyor mesela.. Gözyaşı da öyle..

Beceremedik.. Bir bok olma telaşında, bir bok olmayı beceremedik.. Yarım yamalak hayatların, soluksuz koşuşturmalarında yapacak bir sürü şey var iken, yapamadık işte.. Göbeğimizi kaşıya kaşıya televizyon seyretmek daha cazip geldi.. Ya da sahte oyunların, karizmatik karakterleriyle, tatmin etmek daha mantıklı geldi.. Mutluluğu alışverişte bulduk.. Oysa aldıklarımız beş para etmezdi, karşılığında hayatlarımızı verdik..

Kendimizi çok şey sandık.. Gülücükler arasında, kaçtığımız odalarımızda ağladık ve herkese aynı yalanı söyledik: “Gözüme toz kaçtı..” Bakınca anladık gözyaşlarını ama çoğunlukla görmemezlikten geldik.. Önünde sonunda, bir topluluğun ya da bir insanın önünde hüngür hüngür ağlayacaktık! Söve saya haykıracaktık.. Rezil olacaktık, diğer mutluluk tablolarına! Gecenin anlamanı bilemeden, gündüzün coşkusuna kapıldık.. Ve gündüz süründüğümüz boyalarla deforme olmuş bedenlerimizi satılığa çıkardık.. Oysa bitpazarlarında her şeyin değeri aynıydı.. Değersizdi yani.. Soluktu.. Pisti..

Aklımdakini yitirmek üzereydim, bir yudum alırken.. Bazen olur öyle.. Unutursun söyleyeceğini.. Kim der ki:”yalanmış demek ki..” Hatta bir yazarın bir özdeyişi vardı böyle, hatırladığım kadarıyla: “Doğruyu söylersen ne söylediğini hatırlamak mecburiyetinde kalmazsın..” gibi bir şeydi.. Oysa ben katılmıyorum.. Yalan sistemli bir şeydir.. Aptallar yalan söylerse, bir yerde açığa çıkacaktır.. Ama gerçek yalancılar.. Onlar profesyoneldir.. Gözlerinin içine bakarak, seni ateşe atarak söylerler yalanlarını. Ve kanarsın.. Tüm anlamana rağmen sıcak yalanlara inanırsın öylece.. Bin defa, yüz bin defa kanarsın hem de.. Kendine söversin, O’na söversin ama ertesi gün gelir ve yine inandırır yalanlarına.. Gözlerin ağlamayı seçmiştir.. Çoğu kez insanlar böyle yapıyor.. Ama işin garip yanı, yalanlara inana inana bir süre sonra kendisi de iyi bir yalancı oluyor.. Bu intikam gibi bir şey.. Ama aslında yanlış hedefi bulan bir ok..

Ölüm bir kez başımıza gelir.. Yani bir kere ölür, gömülürüz.. Biter ondan sonra.. Ondan sonrası yoktur.. Ya da şimdilik yoktur.. Ama hayat defalarca biter ve yeni baştan başlar.. Her şey güzel giderken bir şey çıkacaktır ve yeni baştan başlamak gerekecektir.. Milyonlarca insan gibi yeniden başlama gücüne sahibizdir.. Ama defalarca başımıza gelecektir bu.. Tam iyi gidiyor derken, biri çıkacaktır ve tüm güzelliklerin üzerini kapkara boyalarla karalayacaktır! Bir süre susacak, bir süre odadan çıkmayacaksın.. Ama bir gün perdeden kaçıp gelen güneş ışını yeni bir günün yeni bir hayatın başlaması gerektiğini hissettirecektir.. Ve yeniden başlayacaksın inşaya.. Biri yıkana kadar..

Bir şekilde, devlete ya da bir şirkete kapağı attıysan eğer.. Ya da hiç hayalinde olmayan bir okulda okuyorsan.. Buna da şükür diyorsa çevrendekiler.. Her gece yattığında ve yanında biri varken-sevgilin, karın,kocan,fahişe veya her ne haltsa!- başkalarını düşünüyorsan.. Keşke diyorsan keşke çocukluğuma ya da lise çağıma dönsem.. Dünya turu, Türkiye turu, Küba turu her ne turuysa yapmayı düşleyip, cebindeki para aklına gelince yutkunuyorsan.. Bir mitingi uzaktan izleyip, sessizce bir marş okuyorsan.. Olanları görüp yumruğunu sıkıp da, vuramıyorsan masaya.. Karanlık odalarda hüngür hüngür ağlıyorsan, yaptıkların veyahut yapamadıkların için.. Paralı olduğunda güçlü, olmadığında ise böcek gibi hissediyorsan.. Bu hayatta haksızlığa uğradığını düşünüp dökemiyorsan camı çerçeveyi.. Bir bok olamamışın demektir hayatta..

Bir bok olamayanların hikayesi bu.. Hayallerle gülümseyen ve gelecek beklentilerini paraya adapte etmiş, suskun, çıkarcı, korkakların hikayesi.. Hep başkalarından bekleyen, bir kere olsun dayak yemeyi göze alamamış ödleklerin hikayesi bu.. O ne der, bu ne der diye; cüzdandaki yaşı 60 hayattaki yaşı 10 bile olmayan, yaşamamış sadece ve sadece ölmüşlerin hikayesi..

KorsanKalem 18.09.12 20.15

Kategoriler: Eskiler