485391_409592015792988_1803407662_n-500x330Bir sürü hikaye… Bir sürü yaşam… Hayat bazen koca bir şarkının kısa bir nakaratıdır ve birçok kez tekrarlanır dillerde… Masalların yalanlarına kandık en başta; yapacak çok şey yok ne yazık ki. Ve yapacak o kadar da çok şey var aynı zamanda… Gelgitlerin arasında kaldığımdan beridir sürüklenirim. Bu bozgun denizi beni olmadık yerlere götürüyor. Ölsem iyi, ölsem her şey net olacak belki ama öldürmüyor da! Yaptığı tüm çilenin içine atıvermek insanı… Çilenin içinde mahvoluyorum. Mahvoluyoruz… Sonra çıkış yolu bulduğunu düşünen herkes başka yerlere savruluyor. O çıkış noktasına ulaşmak için, birbirini eziyor insanlar. Bunların her birine tanık oldukça daha da batıyorsun çile bataklığına, kahroluyorsun.

Olsa olsa bir savaş meydanındaki yitik bir çocukluktur bizimkisi… Yarım kalmış oyunların hüznünü yaşamışızdır küçücük yaşamlarımızda. Ayak topuklarımız kabuk bağlamıştır. Yüreklerimizdeki yaralar durmadan kanar ve burnumuz en iyi barut kokusunu duyar, gözümüz kan kırmızısını seçer bizim. Siz güzel ülkelerinizde algıda seçicilik dersiniz; biz ölümün kıyısından döneriz her belirlediğiniz kavram karmaşası üzerine… Tüm öfkemiz sözcüklerinize olur bir süre sonra, tüm kızgınlığımız istatistik değerlerinizedir! İnsanı indirgediğiniz, indirgemeye çalıştığınız somut ya da soyut değerlerinizedir haykırışımız!

Derin kederlere sarılıp yatıyoruz yataklarımıza. Derin bir çöküntü içinde bakışlarımız. Yaşamak; yaşadığını sanarak ölmek ve nihayetinde delice bir suskunluğu kabul etmekte tüm gülüşlerimiz. Teknenin yaralı kısmını onarmaktan çok uzaktayız, güneşin batışını izler gibi karanlığa batmaktayız. Hiç bu kadar zor olmazdı, hiç bu kadar aldanmazdık. Güneş terk etmeden sevebilseydik insanlığı… Ama kardeşi kardeşe vurdurduğumuzdan beridir, yitirdik insanlara olan inancımızı. Kuyusunu kazdığımız dostlara bakın hele! Ve ocağımıza incir ağacı diken arkadaşlara! Dehşete kapılıyorum! Gözlerime inanamıyorum… Geceler boyu seviştiğimiz kadınlara, erkeklere bakın neredeler?

İnsanlığımız bir kırmızı ışıkta stop etmiş. Çalışmayan bir kapı kolu kalmış elimizde ve şanzıman dağılmış, kaporta delik… En kötüsü de; silecekler de iptal olmuş artık…  Hurdası bile para etmeyen bir çöplük kalmış elimizde. Bir yıkıntıyı devralmışız. Bir buhran geçirmiş yaşamların tümü. Alt üst olan tüm dengelerin altından kalkamamışız. İflas eden tüm ekonomiler gibi! Krizlerin kalp atışlarında uyanmışız ve hiç olmadık bir zamanda tepetakla olmuş hayallerimiz!

Yenilen; sen, ben, o, bu, şu değildi! Yenilen her birimizdi aslında. Kaybeden ve kaybolan… Savrulduğumuz hayatların hiç birisini hak etmiyoruz ve aynı zamanda tüm bu hayatların da sorumlusuyuz. Görmemek için gözlerinizi kapatabilirsiniz. Kulaklarınıza yüksek dozda müzik eşlik edebilir duymamak için! Ama ne yaparsanız yapın, hissedeceksiniz. Tüm bu acıların sorumluluğu ve vebali üzerlerimizde… Kan kokuyor ya toprak, hah işte biz istediğimiz için bu böyle!

Kusmak gerekiyor, susmak değil! Kusamadığımız için tüm bunlar! İçimizde zehirlenmiş, çürümüş ne varsa çıkartmalıyız. Ancak o zaman mana yükleriz gerçekliğe ve yalanlar kanalizasyon çukurlarında defolup gider bilinmezliğe doğru… Yemyeşil bir huzursuzluğun içinden masmavi bir gün çıkar. Ve güneş belki o zaman herkes için doğar! Bir umut için yaşamak, bir umut yaşamaktan daha kıymetlidir.

 

*Tükenmeyen umutlara adanmıştır!

KorsanKalem 04.10.14 03.30

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir