Şarabın gazabından kork… Ellerimi tutma, gözlerime ise hiç bakma… Sevme beni… Seveceğin de yok zaten… Dökme yollarıma gözlerini… Yıkılsın bu düzen, şarap bitsin artık ve geceyle gündüz hiç eşitlenmesin benim dünyamda! Hiç eşit olmadılar da zaten.. Ben bir yolcuyum, yolum tutarsızlıklarla dolu ve sen hiç dokunmadın benim yarama. Yollarımız hiç kesişmemiş. Şimdi evlerinde hüzün, ellerinde karamsar bir gece; bütün ruhların ırzına geçilmiş… Sen hiç bilmedin beni, hiç duymayacak kulakların sesimi… Giden herkes, sadece gitmiştir; gelmemekse var olmamayı gerektirir. Şimdi boş bir kadeh kadar bile hükmü yok sözlerimin. Çünkü anlamayacaksın… Anlamak da bir durumdan ötürüdür. Eksik ne varsa, anlamayı güçleştirir. Özündeki çürüme, gözündeki kuruluk, kalbinin sessiz sedasız atmaya başlaması hep bu eksikliktendir. Şimdi bir bank, sırf biz evde oturuyor olduğumuz için boş ise; bize yazıklar olsundur! Ama şarabın gazabından kork, benim kalp atışlarımı umursama.. Sen güçlü bir abidesin bu hayatta. Ama özünde ne varsa; yani beton, demir, çakıl falan… Unutma yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, insan ve hayvanlar dokunuyor mütemadiyen; günden güne aşınıyorsun. Hiçbir şey baki kalmayacak şu dünyada. Kalmıyor… Bak Halil Abi’ye, adam öldü gitti. Yıllar geçiyor. Halil Abi’nin çocuğu büyüyor… Bebek fotoğrafını görmüştüm. Şimdi kocaman olmuştur kesin. Ah Halil Abi, bu dünyayı hak etmeyenlere karşı, sen göçüp gittin… Hep öyle oluyor zaten… İyiler kaybediyor, kötüler sefasını sürüyor. Garip… Son günlerde bu kelimeyi çok kullanıyorum. Garip… Ve bir karar veriyorum, kalbimi insanlığın kurtuluşuna bağışlayacağım. Bu insanlık kaç tane kalbin bağışlanmasıyla kurtulacaksa, o kadar kalp bağışlayacağız! Yeni bir hareket olacak bu… Dünyayı kurtarmak isteyen herkes katılabilecek. Bir imzaya bakacak bütün işler. Gerisi birkaç teferruata bağlı olacak. Ama iyilik kazanacak sonunda…

 Duyguları olmayan, sahte rüyalarda yaşayan ve sürekli kahkahalar savuran insanlardan olmak istiyorum ben de. Nereden kayıt yaptırılıyor acaba? Bende günlerimi amuda kalkmış bir çocuk gibi eğlenceli geçirmek istiyorum. Kendi yaşam alanımda, güzel bir skeç hazırlamak istiyorum. Koynuma her gün farklı kokular dağılsın istiyorum. Sevmenin acizce olduğuna inandırıyorum kendimi. Sahte bir prens olup, pelerinimle yalanlar savurmak istiyorum. İnsan bu hayatta en çok yalanları seviyor. Artık inandım. Yalanlar ve yalancılar kuşatmış dört bir yanımızı. Ve ben artık uyumak istemiyorum. Ben artık uyumak istemiyorum. Ben artık uyanmak istiyorum…

Annem bu halimi görse kızardı. Babam pek bir şey söylemezdi. Oldum olası pek bir şey söylemedi de zaten. Ama biz anlaşırdık. Bazen diyorum ki, herkes babamla benim aramdaki gibi anlaşabilse keşke. Keşke kelimeler seslendirilmese dillerimizde. Sussak. Hiç konuşmadan ne kadar susabilirdik? Bazen böyle garip şeyler düşünüyorum. Ben bunları gece yarısından sonra düşünüyorum. Gece yarısından sonra insanlar genellikle uyuyor. Ben de garip şeyler düşünüyorum işte. Mesela, sevgi elle tutulabilir bir şey olsaydı eğer, sanırım avucumun içine alıp, sokak sokak dolaşırdım. İnsanların hissetmesini sağlardım. İnsanlar hissetmeliydi sevginin varlığını…

Şimdi yürüdüğün yola, yağmur olup yağsam boşuna… Islanmanın güzelliğinden bile bir habersin çünkü… Saçlarına dokunan yağmur damlalarının naifliğini hiç hissedemedin. Sen kalbi karanlık olanlara verdiğin şefkati, kocaman bir yüreğe uygun göremedin. Kapalı bir kutusun ve ben şarabın bilmem kaçıncı evresinde; bu dünyaya dair umudumu yitirdim. Çünkü hak etmiyoruz. İyi olan ne varsa, hiçbirisini hak etmiyoruz. Daha kötüsünü, en beterini yaşamalıyız. Bu çağ kıyamet çağıdır, bu çağ lanetli…

KorsanKalem 03.00 22.03.16

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir