bukowskikk

Nerede doğduğunu, ne zaman öldüğünü burada yazmanın bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Dileyen okurlar, internet ortamından çok rahat bir şekilde ulaşacaklardır bu tip bilgilere. Bir yazarın, bir düşünürün, bir aydının ya da bir siyasi liderin bu gereksiz bilgilerine takılıp özü gözden kaçırmanın en büyük gözlem hatası olduğunu düşünmüşümdür..

Beat Edebiyatı denilince akla gelen önemli yazarlardandır Bukowski.. Beat nedir diye soracak olursak, ben bu soruya Amerika’nın Asi Çocuklarının mevcut sistemin monoton işlerini bir kenara itip, dünyayı özgürce yaşama savaşının yazınsal bir çıktısı olarak yanıtlarım.. Her şeyin boş olduğuna inanan ancak günümüz sıradan berduşlarından daha bilgili ve yazdıklarıyla özgürlük kokan adamlardır.. Alkol vardır hep, sex vardır ve kan vardır tabi ki de.. Yol bilinci gelişmiştir mesela.. Toplum yapısına, görenek ve geleneklere aykırılık ve kendince yaşam ritüelleriyle çok farklı bir evrendedir bu kavram içinde yer alan yazarlar..

İşte bu noktada Bukowski için farklı bakış açıları vardır. Bukowski Beat midir yoksa boş vermiş ayyaş bir yazar mıdır?  Birçok farklı yorum yapılabilir; ama bana göre Bukowski Beat Edebiyatı’nın baş aktörleri arasındadır.. Hayatı sorgulaması, boş vermişliği ve düzen hakkında yaptığı yorumlarla kendini bu konuda kanıtlamıştır.

Dünya sisteminde toplumun belli kuralları vardır. Bunlar yazılı ya da içselleştirilmiş kurallardır. Kişi genellikle doğduğu toplumun gelenek, görenek, kaygı, sevinç ve yasalarının çevrelediği kalıplaşmış yargılarla bezenir. Ve bir süre sonra bu kavramların hepsini bireyin hareket noktası haline getirdiği, attığı her adımı bu çevrelenmiş sisteme uygun olarak şekillendirdiği bir gerçektir.

Toplum küçüklükten itibaren bir insanı ezmeye başlar, eğer fiziksel sıkıntınız varsa bu ezme şiddeti daha da fazladır. Bukowski çirkin bir çocuktu. Yüzünde ve sırtında çok büyük sivilceler vardı. Ve bu sivilceler yüzüne büyük zararlar vermiştir. Genellikle okuldan döndüğünde, odasında yatarak zaman geçirir. Evin üzerinden geçen uçakların geçiş zamanlarına varıncaya kadar ezberlemişti o odada. Hiç kız arkadaşı ve hatta düzgün bir arkadaşı olmamıştı okul yıllarında. Genellikle arkadaşları sorunlu tiplerden olmuştu. Ve okulda sürekli kavga etmek zorunda kalmıştır Bukowski.

Bukowski’nin babası, sürekli zengin olmayı düşleyen ama bir türlü bu idealine ulaşamayan bencil ve mükemmeliyetçi bir insandır. Ulaşamadığı zenginliğe, sanki ulaşmış havasıyla yaptığı onlarca hareket, Bukowski için gereksiz ve iğrenilesi olarak algılanmıştır.. Bukowski , babasının paraya ve gösterişe verdiği önemi gördükçe hayata karşı daha bir ilgisiz hal almıştır. Bu da babasının şiddetine hedef olmasına neden olmuştur.. Defalarca yediği dayağın ardından, duygularını çok küçük yaşlarda kaybetmiştir… Bir süre sonra babasının attığı dayaklardan, acı değil aksine farklı bir mutluluk ve rahatlama hissi uyanmıştır..

Lise çağında bir arkadaşı sayesinde alkolle tanışır. İşler değişmiştir. Suskun, sinmiş, güveni olmayan Bukowski gitmiş, yerine sarhoş ama her şeyi yapabilecek bir Bukowski gelmiştir. Ve bu rahatlamayı ömrünün sonuna kadar devam ettirmek için içecektir.. Sarhoşken kendini daha iyi anlatmaya başlar Bukowski.. Rahattır.. Takıntılarından, çirkin yüzünden uzaktır artık.. Ve sarhoş, düşkün kadınlarla birlikte olur. Hayatına girenler, neredeyse toplum tarafından lanetlenmiş şahsiyetlerdir.. Dışlanmış bağımlı ve hastalıklı kadınlarla birlikte olur.. Zira onlar tipe değil yaşayacak bir adama ihtiyaç duymaktadırlar.

Birçok başarısız ve kısa süreli işler yapmıştır. Haftalık işlerden kovulmuş ve at yarışlarından iyi paralar kazanarak hayatını sürdürmüştür. Sürekli çıkardığı sorunlar ve sarhoş işe gitmesi yüzünden çalışma yaşamında en ufak başarı elde edememiştir.. Bu düşkün yaşamında, belki de yaptığı en iyi şey yazmaktır. Yazmayı sever.  Genellikle kendi hikayelerine kattığı küçük farklılıklarla okuyucunun beğenisini kazanmıştır. Yazdığı şiirleri okuyucuya sunmaktan çekinmemiş ve bunu yaparken de yine içmeyi sürdürmüş, komik, çirkin, acınası ve iyi bir yazardır Bukowski. Sanırım başardığının göstergesidir eserleri. Yoksa bunca yıldan sonra hala var olabilmeyi nasıl başarır?

Bukowski, hayatı yaşamayı da yaşamamayı da başarmış bir yazardır. En kötüsü ile en iyisini görmüş, belki de içinde yaşadığı toplumun geri yansıması olarak dünyaya gelmiştir. Kadınlara olan düşkünlüğü, hayatına giren kadınların ona bıraktıkları etki, her zaman okuyucuya sarsıcı bir durumu yansıtır. Eserlerinde küfür ve cinsel ayrıntılara yer vermekten kaçınmaz yazar. Kimi zaman sapkınca olan davranışları, baskıcı cinselliğe adeta bir isyandır..

Bukowski içinde korkak ve cesur ruhun ikisini de taşır. Bu iki ruhun mücadeleleri, bir ömür boyunca süregelmiştir.. Bu süreçte;  evlilikler yapmış, kavga etmiş, kovulmuş, hapse girmiş, hastalanmış ve özellikle de sarhoş olmuştur. Kötü çocuktur Buk.. İçinde hüzün taşır. Bir fotoğrafına baktığınızda hissedersiniz o hüznü.. Belki babasının günahıdır tüm bunlar.. Ama Bukowski bu dünyada var olmayı başarmış ve yazdıklarıyla aslında insanoğlunun neler yapabileceğini bizlere göstermeyi başarmıştır.

Ve nihayetinde; Buk (Pis Moruk) efsanesi oluşmuştur..

KorsanKalem