Yine; uzunca bir süre ekrana bakıp, tek bir kelime bile yazamadığım bir durumun içinde bulunuyoruz. Korkarım bu bitmeyecek. Ama bitmeli… Geriye dönük bakarsanız eğer, buna benzer bolca yazıya rastlayacaksınız. Bakmayın… İçiniz sıkılır. Çünkü farklı adresler ve farklı isimlerin bir tekrarını yaşamaktayız… Sonuç yine gözyaşı ve hiçlik hali…

Bu işler biter. Bitmeli de. Ama boşboğazların silah usulleriyle değil elbet! Devlet; terörü bitirmek istiyorsa, bu hikâyeyi iyi okumalı. Çünkü idealist bir gencin, canlı bomba olmasına yol açan bir yapı var karşımızda… Yıl 2005… Karadeniz turundayız ailemle birlikte… Babam yeni emekli olmuş ve son görev yaptığı Ordu/Ünye’den çıkmışız yola… Akçaabat’ta eski bir fırıncı arkadaşı varmış. Fırındaki ekmek kokusu, Karadeniz’in sert iklimi ve ellerimizde tavşankanı çaylar… Televizyonda belli belirsiz işittiğimiz haberler dönmekte. Ama bir an, hepimizin gözü televizyona kayıyor. Adalet Bakanlığı’na girmeye çalışan canlı bomba, etkisiz hale getirildi. Hayatımdaki yıkımlar arasında sayabileceğim bir ‘ görüntüyle ‘ karşı karşıyaydım. Elleri arkadan kelepçeli birisi hızla kaçarken, polisler tarafından öldürülüyordu…

Haberin ardından, biz gezimize devam ettik. Aradan bir süre geçtikten sonra; gazetede okuduğum bir ‘haberle‘, izlediğim görüntünün korkunçluğu birbirine girdi. Dağıldım… Nasıl dedim, nasıl olur? Ama oldu… Köyün gururu, kaderini değiştiren genç bir aday öğretmen; canlı bomba olup etkisiz hale getiriliyor… Babasının bir zamanlar göğsünü kabartan o çocuk, şimdi babasının taşıyamayacağı bir yük oluvermiş… Ama nasıl olur? Soruyorum size; öğretmen olmak için çıkılan bir yol, nasıl canlı bomba olmakla son bulur? İşte; bitirmek istiyorsak terörü, devletin bu süreci araştırıp gençleri bu karanlık ellerden kurtarması gerekmektedir. O idealist gençler, gerçek birer öğretmen olup bu ülkenin yarınlarını kurtarmak zorundadır…

Şimdi güzel kardeşim, öyle bir dağılmışız ki; nar gibi düşün. Narı yere fırlatırsan; zemine vuran kısımdaki taneler ezilir, suyu çıkar. Üst kısımdakiler ise, saçılır dört bir yana… Hah, anladıysan eğer; işte bir nar gibiyiz. Kabuğumuzun içinde, yani birlikteyken kuvvetli; yere sertçe vurulunca darmadağın olan… Şimdi güzel kardeşim; ezilmediysen eğer, sevinme sakın. Evet, henüz suyun çıkmadı ama dağıldın. Dağıldın ve daha güçsüzsün artık. Birlik değilsin kabuğunda. Az sonra tane tane üzerinden geçecekler. Ve belki de, daha zor olacak senin yaşayacakların… O yüzden kabuğuna dön, onar hemen yaralarını ve sakın acısını unutma eksik tanelerinin…

Öyle bir çağ ki bu, bencillik pompalanıyor dört bir yandan! Gemisini kurtaran kaptanlar dolanıyor çevremizde… Herkesin derdi, nasıl yırtacağı? Bir piyango mu vurur, iyi bir ihale mi kaparız, ya da imara açtırabilir miyiz doğa harikalarını? Herkes kısa yoldan köşeyi dönme derdinde. İyi; dönün köşeyi! Tamam, sorun değil! Ama sen köşeyi dönerken güzel kardeşim, kazanç olarak gördüğün şeylerin gölgesinde bıraktığın güzellikleri görmezden gelemezsin. Son model bir arabanın içindeyken, lise yıllarında arkadaşınla bölüştüğün simidin huzurunu bulamazsın o arabada. Ya da cebinde beş kuruş para yokken, dünyalarca güzel şey yaptığın o çulsuz mutluluğu yakalayamazsın. Sanıyorsun ki, parası olan anasını ağlatıyor mutluluğun. Parayla satılan bir şey ya, şu mutluluk! Ama anlamıyorsun! Çıkmayı hedeflediğin o zirve yolculuğunda, ağır ağır ölüyorsun. Ölüyoruz güzel kardeşim. Dünyanın bütün tatlarını tatmak için, yaşımız yetmiyor. Bunu bile bile, inatla ezmeye çalışıyorsun değerlerini… Bunu bile bile, tüketiyorsun ömrünü mutsuz yarınlar adına!

Bencilsin! Bencil olmasaydın eğer; ne açlık olurdu şu dünyada, ne de diğer kötü şeyler. Sen konforunu sağlamaya çalışırken, başkasının hakkını gasp ettiğini görmezden geliyorsun. Sonra ise; sahte gözyaşları döküyorsun, göstermelik ibadetlere kuşanıyorsun! Ama güzel kardeşim, canım, bir tanem; sen hiçbir yaralı parmağı sarmıyorsun. Kanayan yüreklere merhem olmuyorsun. Acıya ortak olduğunu göstermen iki dakikanı alıyor. Dünyanın türlü türlü kıtalarında, zulmün iktidarları kuruluyor; senin sesin çıkmıyor. Siyasi görüşün o, bu, şu olabilir canım dostum. Bu beni, bu hiç kimseyi ilgilendirmez. Ama sen her şeyi devletten bekliyorsun. Hadi bırak dünyanın diğer kıtalarını. Kendi yaşadığın kıtayı da boş ver. Ülkenin bütünü de seni ilgilendirmesin. Hangi coğrafi bölgedeysen onu da es geç. Şehrin bütününü düşünmek senin işin değil. İlçe de büyük diyip, ona da kafa yormanı istemeyeyim. Ah be güzel kardeşim, yaşadığın mahalle de seni ilgilendirmesin. Canım kardeşim, bari apartmanında bir şeyler yap. Ona gücün yetsin. Yetmez mi? Yetmeli…

Biz hep başkalarına atıyoruz suçu. Bizde en ufak suç yok! Şu millettekiler dünyayı ele geçirmek istiyor, bu ülke herkese zulüm ediyor, onlar kötülük yayıyor… Ama özünde hepimiz bu hastalıklı dünyaya çığlıklar atan bir anneden geldik. O mucizevî düşüşü bir hayal edin… İçinde yüzdüğünüz huzurdan, kargaşa dünyasına… O ilk saniyede; hangi ırktan, hangi tenden olmanın ne önemi vardı? Hepimiz bebektik; ağlıyor, emiyor, altını pisliyor ve uyuyorduk… Sonra büyüdükçe, ne oldu da kaşlarımız çatıldı? Hiç tanımadığımız insanlara düşmanlık beslemeye başladık? Bunu mümkün kılan neydi? Evet; kabul ediyorum, huzursuzluk çıkmasını isteyen karanlık güçler var. Evet; kabul ediyorum, varoluşumuzdan beri bunu başarıyla gerçekleştiriyorlar. Evet; kabul ediyorum, şimdi başlasak düzeltemeye tüm ilişkilerimizi, yüzlerce yıl geçmesi gerek huzuru bulmaya… Ama denemedik hiç. Hiç bunun için önayak olmadık. Hep kötüledik karşıtlarımızı, hep suçu onlara yükledik. Çözüm arayışına girmeyen herkes suçluydu oysa… Hadi çalıştır şu saksını artık. Bir çözüm, yeni bir yol keşfet…

Şimdi bu yazıyı okuduktan hemen sonra başlamalı işe… Çevremizi, çehremizi, bakışımızı, dünyamızı değiştirmeli… Yeniden başlayabilecek güç içimizde var. Bizler; bu dünyanın sorun ve kaygılarına dâhil olabildiğimiz ölçüde yaşamış sayılırız bu hayatı. Onun dışında, sadece bir canlıdan ötesine gidemeyiz. Acılar var; ülkemizde, komşu ülkelerde ve tabi ki dünyanın her yerinde. Ancak insani bir duruşla, bu acıları bizlere yaşatanları durdurabiliriz. Bundan ötesi güç…

KorsanKalem 12.12.16 02.01


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir