Düşmeyeceksin… Düşmeyeceksin… Düşmeyeceksin… Dedim kendime… Düşmeyeceksin… Deniz dalgalarını vuruyordu sahile… Düşmeyeceksin… Ve sen türlü kararlılıklarla, dikine dikine yürüyorken şu hayatta ve sevdiklerin olanca inancıyla ve belki de derin kaygılarla ardında duruyorsa ve sen bilginle ve de görgünle ve hatta ilk çağdan bugüne biriken insani birikiminle, düşmeyeceksin! Ve düşleyeceksin… Seni yazdıklarına, yaşadıklarına, inandıklarına ve inanmadıklarına, yani başlı başlı başına 1.90lık boyuna, delikanlı gururuna rağmen utanmadan yere sermek isteyen bu hayata karşı düşmeyeceksin! Ama inadına da düşleyeceksin! Güzellikler adına, güzel yarınlar adına, çocukların ve dünyanın bütün çocukları adına, inandığın adam ve kadınların bu zamana kadar süregelen çabalarına bir katkı olarak, sen de düşleyeceksin! İnadına düşmeyeceksin! Kavgan nah burada, yanı başında duracak! Sevdan kalbinin orta yerinden akıp şahdamarından fırlayacak, inancın susmaz neferlerle, iyi insanlarla çoğalacak ve sen düşmeyeceksin! “Ama”, “fakat”, “lakin”, “aman”lara gelmeyeceksin! Geceni gündüzüne kattığın şu kederli yolculuğun, insanlığı iyi yerlere getirmek, insanca yaşatmak adına olacak! Yaşatacaksın, var edeceksin! Çünkü sen, etten ve kemikten çok ötesisin. Çünkü sen güzeli ortaya koyansın. Bir çiçeğin narinliğini savunurken, bir çocuğun gözyaşını dindireceksin… Düşmeyeceksin, güzeli düşleyeceksin. Yangın yerini cennet bahçesine çevirmek senin ellerinde… Gözlerin, hüzün yüklü hikâyelere umut… Sözlerin, en korkak gerçeklerin gür sesi… Ayakların sinmiş vücutlara bir derman! Yaşamın başlı başına bir başyapıt olacak! Korkmak ve sinmek kitabında yazmadı senin! Durmak ve susmak nedir bilmedin! Düşmeyeceksin! Düşlediğin her şeyi, önünde sonunda gerçek kılacak; çekilen cefanın sefasını da süreceksin! Ayrım gözetmeksizin seveceksin! Öyle büyük, öyle koşulsuz seveceksin ki; sevgisizlik defolup gidecek gezegeninden! Dünü ders, bu günü eylem, yarını yaşam umudu bileceksin! Düşmeyeceksin ve de düşleyeceksin! Ansızın beliren bir hüzün kapladı mı içini, gökyüzünü seyredeceksin; denizin kenarında bir daha, bir daha kendine ve sevdiklerine söz vereceksin: Düşmeyeceksin! Yangın yeri, harabe, yıkıntı, imkânsız: Bunları hiç mi hiç bilmeyeceksin! Yıkıldıkça yenisini düşleyecek, ama düşmeyeceksin! Seni sen yapan ne varsa bir düşün… Kitapların, sevdaların, gülüşün, umudun, bakışın, nefes alışın… Bunları başkalarına uyup terk etmeyeceksin! Zaman geçer… Zaman öyle ya da böyle geçer… Sen yaptığın ve yapamadığın ne varsa, ondan sorumlusun… Koca bir yangına ağzındaki bir damla suyu taşıyan karınca gibi, bin yıllık tutsağın özgürlüğe inancı gibi, savaşın son bulacağına inanan bir ana gibi; tüketmeyeceksin içindekini… Çünkü umudunu yitirirsen eğer, bir daha asla gülmeyeceksin! Dedim ya; düşmeyeceksin, ama inatla güzeli düşleyeceksin!!!

KorsanKalem 18.01.17 01.11


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir