Evleri insanlar yapar. Evlerin kaderlerini de yine insanlar belirler. Mesela, ben bu yaşıma kadar onlarca ev değiştirdim. Onlarca evin duvarlarında, pencere kenarlarında, balkon demirlerinde, mutfak dolaplarında bıraktım parmak izlerimi. Ne kadar temizlerse temizlesinler, duvarlarını onlarca kat boyasınlar; yine de duracaktır parmak izlerim. Saç tellerim elbet saklanacak bir yer bulacaktır. Matkapla deldiğim deliklerin içlerine çektikleri alçı, çözüm olmayacaktır duvardaki açtığım boşluğa… Ama izlerim dursa da, artık ben de dolduramayacağım o evleri! Yani anılar biriktirdiğim o evler, uzak bir hikâyenin mekânlarıdır artık. Yeni hikâyeler kurulmaktadır içlerinde. Hiç tanımadığım ve tanımayacağım insanlar tarafından yeni izler bırakılmaktadır. Sofralarına başka insanların oturduğu, farklı bir sıcaklık ve koku yayılmaktadır…

Şuan yaşadığım ev, önceden boştu. İçerisinde en ufak bir ses, gözle görülür bir hareket yoktu. Ben taşındıktan sonra ise; yeni bir soluğa, bir sese, yeni bir kadere tutuldu.  Yakın bir geçmişte ziyaretime gelen ailemin sayesinde ise; daha gür bir sese, kalabalık odalara, mutfağında pişen çeşitli yemeklerin kokularına büründü. Evlerin kaderlerini de insanlar belirliyor… Bu kısa ziyaretle anladım ki, boş bir evin yüklendiği kader, kederden başka bir şey olmuyor! Şimdi çalan müziğin yalnızlığında, duvarların sonbahar sarısıyla düşünüyorum; insan kaç ev sığdırır yalnızlığına? Ya da kaç eve kalabalık bir mutluluk inşa edebiliriz? Çok katlı yalnızlıklarımızın, yoksunlarımızın, anlamsızlıklarımızın ve aşılmaz yaralarımızın üstesinden kaç odayla gelebiliriz? Bir insan kaç eve sahip olmalıdır?

Hayaller kuruyorum herkes gibi. Gerçi genellememek gerek, herkes hayal kurar mı bu hayatta? Kursalar, bu hayat böyle mi olurdu? Hayal dediğimde aklınıza ilk ne geliyor? Biraz düşünelim… Sonra derin bir nefes alıp, pencereyi açalım. Kış kıyamet, hasta mı edeceksin bizi demeyi üst raflara bırakalım ve lütfen hemen o pencereyi açalım. Az önce aldığınız o nefesi vermediniz umarım. Hah, işte o nefesi evin dışına bırakıp; burun deliklerimizden sokağın en kederli havasıyla ciğerlerimizi dolduralım. Sonra görebildiğimiz bütün evleri inceleyelim. Pencerelerini, balkonlarını, çatılarını… Sonra göz gezdirdiğimiz evlerin arasından birini seçelim. İçerisine bir aileyi, ya da yeni evli bir çifti, olmadı iki aşığı veyahut aynı evi paylaşan iki dostu yerleştirelim. Onların güzel hikâyesini yazalım kafamızdan. Akşam yedikleri yemeği düşünelim. Sabah yetişmeleri gereken yerleri… Sevinçlerini ve tabi ki hüzünlerini de… Bir evin kaderini insanlar belirler… Kendi evimizde eksikliğini duyduğumuz ne varsa, seçtiğimiz ev için kuracağımız hayalimizin içinde o eksiği yoktan var edelim. Sonrasında pencereyi kapatıp, yüzümüzü evimize doğru çevirelim. Eksik olan ne vardı? Tamamlamak için bugüne kadar ne yaptık?

İnsan her şeye sahip olabiliyor. Birden fazla eve, son teknoloji televizyonlara, beyaz eşyalara, değerli halılara, mutfak robotlarına, gıda maddelerine, ona buna her şeye… Borçla, krediyle, taksitle… İnsan kafasına koyduğu her şeye sahip olabiliyor! Ancak sadece, huzurlu bir ev iklimine sahip olamıyor çoğu zaman. Evlerin içinde, evlerin kaderiyle orantılı kederde; yalnız, mutsuz ve huzursuz geçiriyor günlerini…

Ben her gece, evin tüm odalarını gezip yatacak yer bakıyorum. Koltukta mütemadiyen sızdığım oluyor. Bulaşıklar en umutsuz zamanlarda yıkanıyor benim evimde… Temizlik gelecek pazarlara bırakılıyor. Balkonu yıkamak için bir neden bulunamıyor. Çünkü yalnız bir insana, çok odalı evler yaramıyor. Çünkü “temennilerde” kalan dostlukları benim midem artık kaldırmıyor. Hevesle oturdukları sofradaki yemeği beğenmeyenler, kuru ekmeği bölüşmekten acizler, bugünün kahramanları, yarının brütüsleri, iyi gün coşturucuları, kötü gün cevapsız çağrıları, bencil işkembelileri, zevk arayışçıları ve türlü göt yalayıcılarını; buyur etmiyorum benim yalnızlığıma… Çünkü benim yalnızlığımı bile hak etmiyorlar. Benim hayallerimin inşa ettiği dünyayı anlamaktan çok uzaklar! Ama açtığım kapıları kapattırıp kilitlettiler ya… Alacakları olsun… Yine kendimi paramparça eder, sadece susarım. Çünkü konuşmak çare değil!

Evleri insanlar yapar. Evlerin kaderlerini de yine insanlar belirler. İnsanları insanlar kırar. Daha doğrusu; bu dünyadaki tüm kötülük; insanlar yüzündendir! Unutulmamalıdır, her ev bir gün kederli yalnızlığa dönecektir ve her insan da ölecektir…

KorsanKalem 23.22 13.02.17


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir