çatı

“Düşmeyeceksin değil mi, söz ver. “ dedi kadın.

“Düşmeyeceğim, söz” dedim.

Ama ben üşüyordum. Hava soğuk da değildi. Çatının su giderinin hemen önünde durmuştum. Gözümdeki yaşlar hafif esen rüzgârdan mı, yoksa duygusallığımdan dolayı mı bilmiyorum. O an bunu düşünmemiştim. Düşünecek onca şey varken buna zaman ayırmak mantıksızdı. Ve aşağıda büyük bir kalabalık beni seyretmekteydi. Bizim halk her bir boku seyretmeye bayılır. Bunun aksi olsa, dünyanın en boktan programlarına katlanmak zorunda kalmazdık! Ama katlanıyoruz. Katlanmak zorundayız. Ve katlandığımız her şey, bizi biraz daha mallaştırıyor. Hepimizin güldüğü şeyler, konuştuğu şeyler, dert edindiği şeyler aynı. Hepimiz aynı hayalleri döndürüyoruz kafamızda. Kafamız, kopacak kadar sahte hikâyelerle doluyor. O hikâyeler ki hiç ulaşılmıyor. Nasıl ulaşılsın ulan! Kim sabah saçı başı dağılmadan yatağından kalkabiliyor? Hangi aşk aradaki milyonlarca dolarlık farkları göz ardı edebiliyor? Ne kadar çeşitli yaşayabiliyoruz? Ne kadar sınır tanımıyoruz? Ben altı bin nüfuslu bir ilçeden defolup gidemezken hangi sınırlar ötesinin düşü bu?

Çatının kiremitlerini kim döşemişse halt etmiş! Üzerine çıktığımda birkaçı kırıldı ve öyle dandik bir işçilik var ki, bu çatıdan su sızmaması imkânsız! Tabi bunu dert edinecek olan beşinci katın sakinleri! Ben neyi niye sorguluyorum belli değil. Hatta birinci kattakilerin umurunda bile olduğunu sanmıyorum! Ben birinci katta olsam üzülürdüm beşinci kattakiler adına ve o çatıyı yapan ustalara söverdim! Ama insanlar böyle değil! Sistem böyle işlemiyor yani. Dünya boktan bir yer ve benim gibi her şeyi dert edenler için yaşanılası da değil! Ben kendi derdime yanayım! Aşağıdan bir adam “Atla ulan,erkeksen” diyor. Hale bak! Dünyanın döndüğünü bile televizyonlardan öğrenmiş, hayata dair tek bir cümle okumamış dallamanın biri bana emir veriyor!

“Siktir lan ordan! Aşağıdan buraya bağırması kolay. Gel ulan yanıma!”

“Sakin ol, bak yanlış bir şey yapacaksın” dedi kadın.

Kadına sarılıp kahkaha atmak geldi içimden. Ama ben Ona bakıp, “Yaptığım ne doğru ki ulan!” diye bağırdım. Kabalaşmıştım. Ama ben stresli olduğum zamanlarda kabalaşırım. Bunu kadın bilemezdi. Kadın benim hakkımda neyi bilebilirdi ki? Mesela evdeki televizyonu bir akşam haberleri seyrederken pencereden aşağı attığımı bilebilir miydi? Ya da yirmi yıldır yazdığım şiirleri bir gece vakti yaktığımdan haberi var mıydı? Peki ya, bir trafik sıkışıklığında arabama yaptıklarım konusunda bir fikri var mıydı? Hayır hiçbirini bilmiyordu. Bilemezdi. Bilmesini de istemezdim. İnsanlar kendisiyle ilgili kötü şeylerin bilinmesinden hoşlanmazlar. Ama en iyi bildiğimizi sandığımız bir insanın bile, bilmediğimiz onlarca pisliği mevcuttur. Ne kadar aklanmaya çalışsak da, her birimiz tutmuştur bir köşesinden bu bok çukurunun…

İtfaiye erleri de gelmişti olay yerine. Bir branda çıkardılar ve yaklaşık on kişi brandayı germeye başladı. Evet tüm senaryo atlamam üzerineydi. Ve kadın bunun aksini gerçekleştirmek üzereydi. Üzerindeki panik havası, arka tarafta sigara tüttüren polislerde yoktu. Muhtemelen onlar bir sürü ceset görmüşlerdi. Hatta içlerinden bir kısmı bir bedene ateş etmiş ve bizzat cesedin üreticisi olmuştu. Herkes rahattı. Bütün telefonlar çıkmış o anı bekliyordu. Bütün ajansların muhabirleri, akşam ceplerini dolduracak haberin peşindeydiler. Ki iyi haber benim bu çatıdan aşağıya atlamamla gerçekleşecekti.

Sonra aklıma niye ölmemem gerektiği geldi. Neden intihar etmemeliydim? Neden araba kullanırken emniyet kemeri takmalıydım? Neden neden neden? Bir vergi mükellefiyseniz devlet size bir birey olarak değil, kâr merkezi olarak bakar da ondan! Yoksa devletin ve devlet büyüklerinin gözünde, pahalı takım elbiselerinin düğmesi kadar değeriniz yoktur! Bu öyle ya da böyle doğrudur. Ve bu hayattaki her doğru, insani neyiniz varsa acıtır. Çünkü size öğretilen yalanlar, daha ılımlı bir hayatla meşgul olmanıza odaklıdır. Bunu önüne konulan samanı yiyen bir at gibi kabullenirseniz, bir devlet memuru edasıyla yaşayabilirsiniz bu hayatı. Dünyanın herhangi bir köşesinde bilmem neyin keşfi yapılırken, siz hala sinema salonlarında ikinci sınıf komedi filmleri seyrederken başkalarına inat patlamış mısırlarınızı gevrek gevrek yemekle meşgul olursunuz. Ve bu size anlatılamaz bir haz verir. O haz öyle bir şeydir ki; yaşadığınız adi sıradanlığın dışına çıkmaya korkarsınız! Korkunun esiri olmuş her birey gibi, sabah programlarındaki ırzına geçilen hayatları izlemek içinizi gıdıklar. Kokuşmuş evlerinizde dünyaya dair en ufak kitap yoktur. İnandığınız maneviyatı bile belden yukarı kaldırıp okuma cüreti göstermezsiniz! Çünkü sizler gerçekle yüzleşemeyecek kadar yüzsüzleşmişsinizdir! Ruhunuza yaptığınız tahribatı onarmak mümkün değildir.

Yaklaşık bir saattir çatıda ne yaptığım konusunu sorguluyordum. Herkes beni intihar edecek zannediyordu, oysa ben hayatı köprüyü geçene kadar ayıya dayı demenin ne kadar saçma olduğunu sorguluyordum bu Sırat köprüsünde! Ve herkes benim derdimi düşünüyordu. Ya da atlayıp atlamayacağımı. atlarsam ölüp ölmeyeceğimi. akşam bu haberin ne kadar para edeceğini., yıllardır süren psikoloji eğitiminin başarılı olup olmayacağını, eylemin ardından tutulacak tutanağı… Herkes ayrı telden çalıyordu ve kiremitler hiç iyi döşenmemişti bu çatıya. İyi olan ne vardı ki bu dünyada zaten!

Düşüşüm efsanevi olmalıydı. Bir kuş gibi süzülemezdim, ama bok çuvalı gibi çakılmak da istemiyordum. Ki ben bu hayatta hep düşmüştüm. Kaldıran da olmamıştı. Şimdi birçok insan hayatında ilk defa gözleriyle tanık olacağı bu anı yaşamak istiyordu. Ağızlarında ise “yapma kardeşim, hayat bu kadar kötü değil”… Herkes ikiyüzlüydü. Arkamda mesleğinin başında bir psikolog vardı. İlk adımı başarılı olmalıydı. Ve kariyerinin merdivenlerini emin adımlarla tırmanmalıydı. Ben orada bir projeydim herkesin gözünde. Yaşanacak, yaşanması muhtemel bir proje… Her zaman olduğu gibi!

“Psikoloji beni anlamak için çok geride, sen de mesleğinin baharındasın, beni affet başaramadın. Ama başarı nedir ki zaten!?” Tam o anda bir şey oldu…

Akşam haberleri:

Apartmanın çatısına intihar için çıkan genç, Onu kurtarmaya çalışan 5 polis ve bir psikolog çatının göçmesiyle birlikte olay yerinde hayatını kaybetti. Çatıdan aşağı düşen kiremitlerden dolayı da bir kişi ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen hastanede yaşamını yitirdi.

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir