Yorgundum.. Herkesin yaşadığı yorgunluklara, dertlere tasalara sahiptim.. Büyük şehirlerin yaşamından uzak yaşıyordum.. Ama nihayetinde bir şekilde ilişkim oluyordu büyükşehirlerle..

Ankara.. Bulutlarla kaplıydı, soluk ve ıslaktı.. Renksizliği şaşırtmadı.. Artık renkli olamazdı olmamalıydı.. Siyasetin pisliği tüm doğasına işlemiş ve sevimsizleşmişti.. Hava da tam uygundu şehrin bu haline.. Artık Ankara ölmüş bir kentti benim için.. Kaybedilmiş bir parça, yitirilmiş, sindirilmiş, çorak..

Otobüste kafamı cama dayamış yolun gidişatına göre çevreyi izliyordum.. Gözüme takılanları aktarmalıyım diye düşündüm o an.. Bunu herkes duymalı, işitmeli, düşünmeli.. Düşünmeli.. Eğri oturup doğru düşünmeli..

Sırtında bir hırka, eskice.. Yürüyordu ıslak kaldırımda.. Öyle düşünceli, öyle kederli.. -Otobüsten inip fotoğraflamalıydım o kederi.. Dünya dönüyordu.. Akrep yelkovan herzaman ki hoyratlığını sürdürüyordu.. İlerliyordu ve yaşam geriliyordu işte..-

Sırtında bir hırka, eskice.. Yürüyordu ıslak kaldırımda.. Öyle düşünceli, öyle kederli.. O orta yaşlı amcayı gözlemlerken,amcayla porsche marka bir araba aynı kareye girdi.. Aynı objektife yakalandı.. Beyin süzgecinden geçirdim o anı.. Kalp titizliğimden.. Sindiremiyordum.. O arabanın ederinin o amcanın hayatına neler getirebileceğini düşündüm.. Evet adaletten bahsedenler düşünmeliydi.. Terazinin küfeleri eşit seviyelere gelemedi hiç.. Tartarken darasını almadı birileri..

Amca derinden baktı.. Arabanın o pürüzsüz o ihtişamlı yapısına.. Birileri için ömrünü tüketmişti ve hayattaki yeri o arabanın çok gerilerindeydi.. Biliyorum hayat böyleydi.. Kabul edemem ama bu tutarsızlığı.. Onaylayamam..

Ankara’da ilerlerken öylece, otobüste, kafam camda dayalı.. Pavyonlar vardı, meşhur.. Mutluluğu pavyon pavyon gezerek arayorsanız, bulamayacaksınız.. O kadar kolay değil.. Ölüm serinliğini tatmayanlar, yaşam sıcaklığını hiçbir zaman farkedemeyecekler.. Hayat böyledir, düşmeden “dizlerin parçalanmadan” öğrenemezsin.. Ve en büyük dersi ölüm verir son soluğu vermek üzereyken..

Gözüme ilişen bir şeyi de aktarmadan edemeyeceğim.. Kıç kadar yerlere büfe kurmuşlar.. Adam kıçın kıçın dönerek satış yapıyor.. Sıkışıklığı hiç sevememiştim zaten.. Ama bu tablo içler acısıydı.. Kıç kadar yerde sabahtan akşama ölenler var.. Hayatı bu kadar peşkeş çekmemeli..

Koca koca şehirlerde yağmurun harap ettiği bu kaos trafiğinin içinde kalıveriyorsun bir anda.. Yan otobüs şehir hattı.. Oturanlar kadar ayakta dikilenler var.. Bir şehrin büyüklüğünü oradan anlarsın zaten.. Ayakta giden yolcu çoksa boktur işin açıkçası.. Büyük medeniyetlerin kanalizasyon sistemlerinin eşsizliği ve enfesliğinden dem vurulur.. Ama giderin sonu denizi bulur.. İçine ediş hikayesi.. Herşeyin..

Trafik tıkalı.. Yağmurlu bir hava, durakta bekleyenler ve otobüslerde, arabalarda seyir eden yolcular ve ben onları seyreden bir adam.. Bir yerden bir yere gidiş hikayesiydi bu.. Büyük şehirlerde herkes bir yerlere gider.. Büyük şehirlerde hayat akıp gider..

KorsanKalem

Kategoriler: Eskiler

1 yorum

gercekcihayalperest · 12 Mayıs 2012 17:57 tarihinde

Ankara…Bahsettiğin şehir, yok olmakla yüz yüze gelmiş bir milletin simgesidir, insanların pisliğini,solukluğunu, sindirilmişliğini şehre atmak çok da adil olmasa gerek!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir