Her daim avuçlarımızın arasından kayıp giden gökyüzüne inat, daha bir çelimsiz yürüyoruz ince ip üzerinde.. Zıplayan bedenlerimizin, o ilk heyecanı sarıyor içimizi.. Ve gece upuzun hüzünler birikiyor, uykusuzluklarımızın üzerine.. Karanlık düşlerde mutluluk arıyorken, soluksuz uyanıyoruz kabuslardan.. Anlaşılmıyor hiçbir şey, solgun tablo misali.. Bir umut birikiyor, bir neşe doğuyor bazen.. Sonra erken yitiriveriyoruz ne yazık ki… Yiten her şey erken oluyor zaten..

                Bazı zamanlarda bir ampulün bedenini ısıtmasını bekliyorsun.. Bunun ne kadar mantıksız olduğunu o an sana milyonlarca insan anlatmayı denese de sen anlamıyorsun.. Ya anlamamakta diretiyorsun veyahut bunun bir açıklaması yok.. Birçok şey gibi, eski birçok şey gibi ve tabi ki yeni birçok şey gibi saçma sapan süreçlerin ortasında bir yöne meyletmekten başka bir şansın ya da yolun yok.. Belirlenmiş sokaklardan ya birincisine gireceksin ya da ikincisine.. Sonuçta ne olması gerektiği, yani ne olacağı belirli bir yol alış bu! Ki bu karmaşada yanında yürüdüklerin çokbilmiş ve geveze olma olasılığı yüksek..

                Akıl fikir sahibi olduğu toplum tarafından tasdiklenmiş, kamunun gözünde ve katında “saygın”lık ifadeleriyle anılan, parlak ciltli adamların bir bildikleri var mıdır ben bilmiyorum.. Ama hayvan derisinden yapılmış o kalın cüzdanlarının içindeki kağıt parçaları birçok sorunu halletmede yıllardır usta.. Ticaret ayaküstü yapılan bir hırsızlık gibi geliyor çoğunlukla ve paranın huzura meyil edeceği fikrini işittikçe biraz daha geberiyorum..

                Bunca geri zekalının,  futbol takımlarına yordukları kafalarını bir çiçeğin varoluş sürecine yormaması ne garip geliyor bana.. Onun içindeki renkler ve o büyüleyici kokusunun eşsizliği hakkında yapmayacaklar hiçbir yorumlarını.. Ve tuttukları o ticarethane takımlarının uğruna kalp krizleri geçirirlerken, ya da sokak aralarında dövüşürlerken; dünyanın hala dönüyor olması ne garip.. Oysa durmalı o an.. Yer yarılmalı mesela.. Ve yerin içine girmeli o adamlar.. Yok olmalılar..

                Bazı kadınları anlamak da güç geliyor bana aslında.. El üstünde tutulma isteklerini anlayamıyorum mesela! Dünyanın en güzel kadını falan olduklarını sanıyorlar-ki olsalar da umurumda bile değil-  ve o burunları havada, aşağılayıcı bakışlarıyla karşıdan gelen insanları süzmeleri içimi kabartıyor ve kusma isteği doğuruyor.. O fiyakalı makyajlarına ve moda zırvalıklarının ürünü olan anlaşılması güç kıyafetlerine olduğu gibi çıkarmak istiyorum.. Yaşlanacaksın bebeğim, sarkacak etin ve yüzün buruşacak.. Biraz zenginsen her yerini gerdireceksin ve o an daha acınası olacaksın.. Yıllara meydan okumak hüzünlü iştir, Ajda her gün az mı gözyaşı döküyor..!

                İnsanı yüceltmeli, yani insan davranışlarını.. Kadını ya da erkeği değil de insan olabilmiş insanı yüceltebilmeliyiz.. Ancak o zaman birileri milyarlık kıyafetler giyerken; ötekileri açık gezmeye mahkum olmaz.. Toplumsal huzuru bu dengeleri sağlayarak bir yerlere getirilebilir.. Yoksa kalın cüzdanların bu sistemde söz sahibi olması önlenemez.. Birileri hala aç yatıyorsa, bu bizim, her birimizin suçudur; eğer günahsa hepimizi günahı..

                Ve şimdilik sözlerim tükendi.. Yeni edebiyat söylemleriyle meydana çıkıp sex edebiyatı yapıp bunu kutsallaştırıp, ayrıca diğer edebiyatları küçümseyerek bir halta yaradıklarını sanan zavallı düşkünlere de buradan selamlarımı iletiyorum..

KorsanKalem 28.12.2012 03.10

Kategoriler: Eskiler