Aynadaki yansımama bakıp çocukluğumdan ne kadar uzaklaştığımın ayrımına varıyordum.. Bir süre öyle kayıtsız gözlerle izledim yüzümü.. Yüz hatlarımı, kirpiklerimi, alın çizgilerimi, kırışıklıklarımı ve bu yaşımda erken beyazlamaya başlamış saçlarımı.. Zamanın insanlara verdiği ızdırapların en hızlı yansımasını yüzlerden ve tabi ki ellerden anlarsınız.. O yüzden önce yüzünü ardından da ellerini incelerim yeni tanıştığım bir insanın.. Bana gerekli açıklamayı yapar bu ayrıntılar.. Ama genellikle insanlar pislik, çıkarcı ve kibir yüklüdür.. Yüzyıllardır her şeyi öyle yada böyle algılayan ırkımız, yaşamanın temel bir süreçte ilerlediğini ve nihayetinde bedenlerimizin çürümeye bırakılacağının ayırımına varamadılar.. Dünyaların üstesinden gelebileceğimiz inancıyla çıkılan yolların sonunda yiten bedenlerin bize anlattığı çok şey vardır aslına bakarsanız.. Aynaya boşuna bakmam ben.. İnsanlık bilincime bakarım aynada.. Hayatın bana getirdiklerine ve tabi ki de götürdüklerine.. Benim için bu önemlidir.. Şu anın en güzel kızları ve en yakışıklı erkekleri, yarının yaşlı budalalarına dönüşecekler ve bunu bugün göremeyenler yarının ruhsal buhranlarına gebe olarak ilerleyecekler hayat basamaklarını..

Hep karşı tarafın suçlu olduğu bir dünyada yaşanıyor bu tiyatro.. Tanrının denklemiyle ilgili yorum bile yapmıyorum.. Bizi üreten fabrikanın kalite kontrol amacıyla ürünlerini labaratuvar ortamında gözlemlemesinden öteye gidemez o denklem.. Ürün bozuk çıkınca da ürün suçlanıyor o da ayrı bir karmaşa.. Savaşların tarafları birbirlerini suçlar durur, anne babalar çocuklarını, öğretmenler öğrencilerini, iktidarlar muhalifleri, halk seçilmişleri suçlar, asker sivili, polis karşısına ne gelirse, sağ solu suçlar, sol sağı.. Acaba dağ dereyi, deniz göğü suçlar mı? Yada bir ayı bir geyiği suçlar mı? Sanmam! Ama bizler hep suçu karşıda bularak yaşam değerlerimize değer kattığımız düşüncesine kapılırız.. Aynaya bakmadan algılayamayız suçluluklarımızı.. Ve gözlerimiz kapalıysa artık, ayna bile kar etmez..  Tertemiz berrak suları bulandırdığımızdan beridir yitiyoruz.. Yüreklerimizden kesilen her ağaç biraz daha betonlaştırıyor kalplerimizi.. Çelik dolu midelerimiz, çakıl dolu bağırsaklarımız ve tuğlalar sıkıştırmışız karınlarımıza.. Birşey olmalı artık.. Ya ölmeliyiz gerçek anlamda ya da bir şey olmalı.. Sesim kesiliyor, boğuluyorum ve nefes alamayan insanlarla aynı mezbahanede kan yayıyorum çevreme.. Bok kokuyor, kan kokuyor ve ruhlar dolanıyor tenlerimizde.. Nokta nokta terlerken bir öğle sıcağında, bir şişe şarabın düşlerinde kaptırıyoruz kendimizi belki de akşam oluyor..

KorsanKalem 01.55  25.07.13

Kategoriler: Eskiler