11178268_773303846098121_3591113203689191137_n

Kendini bir döngünün içine soktuğunda, dönüşü olmayan bir yola da çıkmış oluyorsun. O yollar çekilmez oluyor, ama çekiyorsun. Kurtuluşu olmayan esirler gibi, ölüme giden idamlıklar gibi çaresizsin. Ve bir bulut yığını kaplamış tepeni. Yağmur yağdı yağacak. Ama bazen insan her şeye kayıtsız kalabiliyor.

Aynadaki yansımama boş gözlerle bakıyorum. Dökülen ve hızla beyazlayan saçlarıma… Göz altı torbalarım bugün de yükselişte, sakallarım da beyazlıyor mu acaba? Zaten yarı köse gibiyim. Ne gerek var bunları düşünmeme? İki saat uykuyla yirmi dört saat ayakta nasıl duracağım? Sigaram bitmiş! Tabakamı yine kaybettim. İnatla kayboluyor! Şemsiye al diye tutturdular. Nereye gitsem şemsiye al diyor birileri. Ben ıslanmayı seviyorum. Hastalanacaksın diyorlar sonra. Hastalanmayı da seviyorum. Ve nihayet öleceksin diyorlar. Olası diyorum! Olası diyorum ve bir eksiklik hissi kaplıyor bedenimi. Tamamlayamamam, tamamlanamam çok kötü! Misal vedalaştığın her şey, önce içine öküz gibi oturuyor. Ve sonra uçup gidiyor. O uçup gidiyor ve senin içinde öküz gibi bir boşluk birikiyor.

Bazen dünyanın en beceriksiz herifi benmişim gibi geliyor. Resim yapamıyorum, bir müzik aletinde dikiş tutturamadım ve yazdıklarıma, dizilerin reklam boşluklarında dahi göz atmıyor insanlar. Oysa reklamlar çok uzun ve hayat çok kısa…

Niye böyle bilmiyorum. Böyle olmasını ister miydim? Belki… Ama pişman mıyım? Hayır… Düştüğüm yol, çektiğim acı hep benim sırtımda… Hep ben çekiyorum cefasını. İnsanlar, kendilerine öğretildiği gibi yaşamaya çalışıp; farklı olanları da evcilleştirme derdindeler. Zaten bu yüzden anlaşamıyoruz. Ve gözlerine baktığımda başımı döndüren ne varsa korkutuyor artık beni. Kaçıyorum… Ben günün belli vakitleri, olur olmadık şeylere içerleyip gözyaşı akıtıyorum. Kimin için ve neyin için aktığı önemsiz; belki de kendim için akıtıyorum.

Bir deniz kadar berrak olmayı isterdim. İçimde yaşattığım dünyayı görmenizi mümkün kılabilmeyi… Ama görmemek için sebepleriniz vardı. Peşinden koşturacağınız gelecek kaygılarınız ve kaygılarınızı giderecek olan para, çok para, daha çok para… İyi bir hayatın sonucunda, bir ev ve bir arabanın mutluluğu daha cazip geldi insanlara. Oysa ben çok paraya sahip olacağıma, dünyanın dört bir yanında yaşayan bir sürü dosta sahip olmak isterdim… Saatlerin anlamını yitirdiği yılları savunurdum mesela… Ya da dünyada açlık ve savaşı yasaklardım!

Kıyısından yürüyüp geçtiğimiz şu denize bak hele; pis kokuyor, bok kokuyor, denizden çok ötede bir şey kokuyor… Kurabilseydik düşümüzdeki hayatları ve kalbimizin özgürce attığı aşkların kuralsızlığında buluşabilseydi gözlerimiz, bir ateşin etrafında birbirinden güzel türküler söylerdik hep bir ağızdan… Ama reklamlar çok uzundu bir aşkın mükemmel sahnelenişinde. Ve bölündü kusursuzluğumuz. Silindi tertemiz yürekler, kirli bez parçalarıyla. Ve kirlendi her atışında… Kirlendi her geçen gün biraz daha…

Kuru bir hüzündür arda kalan yüreğimde… Menekşelerimden eser kalmadı artık. Oysa dünyanın en güzel moruna sahiptiler. Anlayamazdınız. Anlamak için bir çabanız dahi olmadı hiç. Her günümüz katlediliyorken, şimdilerde pazartesi kırgınlıklarıyla açıklanıyor mutsuzluklarımız. Kendini bir döngünün içine soktuğunda, dönüşü olmayan bir yola da çıkmış oluyorsun. O yollar çekilmez oluyor, ama çekiyorsun. Anlamını yitirdikçe insanlığın, her gün biraz daha bencilliğe sarılıyorsun. Yatağın soğuyor, ellerin soğuyor, bedenin soğuyor; ölüyorsun…

KorsanKalem 05.50 18.11.15

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir