IMG_3252

(Bu şarkıyla okursanız sevinirim)

Yıldızlar kadar güzeldi yüzü… Ben hiçbir yıldızı yakından görmedim. Teleskopla da bakmadım hiç. Kavrayamadım gerçekliğini. Uzmanlara göre bundan yıllar yıllar öncesinin yansımalarını görüyormuşuz hala. Yani demek oluyor ki belki gökyüzü sandığımız kadar parlak değil. Belki gördüğüm yüz, sandığım kadar güzel değil. Ama inanmak istiyor insan. Sarsılırken hayata karşı inancı günden güne, bir şeylere inanmak gerekiyor.

Oysa ben inandığım her şeyin yalan olduğunu gördüm gözlerimle. Bu gözler tüm yalanlara şahit! Ellerimle tuttum mesela yalanları. Okşadım bir gece vakti. Yanağımı bir yalana dayadım, uyudum, huzurluydum. Ama huzurun da yalan olduğunu anladım. Dönerken günden güne, aydan aya, yıldan yıla şu koca dünya; nasıl kanlı iklimlerin soluduğu havayı solumayalım? Nasıl görmesin gözlerimiz? Kulaklarımız nasıl işitmesin bu acıyı? Anlamayı seçtin mi bir kere, dünyadaki yangınlardan sorumlu hissetmeye başladıysan, yani demek istiyorum ki; acıları görmezden gelmiyorsan, bu gece vakti huzurla yatamazsın o yataklara. Mutlu tablolar çizemez hiçbir ressam. Ya da bir fotoğraf karesine içten bir gülümse sığdıramazsın. Olmaz, bünyeye ters gelir bir kere… Ondandır ki; gülümsemelerimiz bile keder yüklüdür bizim. Dost sohbetlerimizde hep bir “Ah ulan!” tavrı vardır. Sevdalarımız kırık döküktür. Yarım yamalak hayatlarımızda, hep gelmeyen şeylerin yutkunuşları mevcuttur. Ama birileri kepçeyle götürür. Birileri kral edasıyla savurur suratlarımıza gerçeğin acı kokusunu…

Pahalı bir parfüm, kirli bir gömleğe hiç sıkılmadı bu hikayede. Ya da zengin bir kız, fakir bir oğlana aşık olmadı. Tamirci çırağı hayal dünyasında sarıldı arabasını bakıma getiren o kıza… Biz kocaman ve tertemiz hayalleri olan çocuklardık. Ama hayallerimizi gerçekleştirecek bir dünya yoktu. Çünkü bu hikayede hep, gücü layık olmayanlar ellerinde tuttular. Bizi anlayacak bir sığınak bulamadık. Anlayacağını düşündüklerimiz, çekip gitti küçük kasabalarımızdan. Ardından el salladık, elimiz koptu, içimiz yandı, yüreğimiz bir kere daha burkuldu. Küçük hikayelerin, hayalperest çocukları olarak kaldık. Kendince güzel şeyler yapan, ama dünyanın umurunda bile olmayan… Biz onlara yetişmeye çalıştıkça, onlar daha bir hızlı uzaklaştı bizlerden. Biz onlara yakınlaşmaya çalıştıkça, daha da battık kapitalist sistemin ayak oyunlarında… Daha da battık ve unuttuk o özgün, o enfes, o karakterli hayallerimizin peşinden koşmayı… Peşinden koştuğumuz son çıkan ne varsa o oldu sonra. Kredilendirilmiş hayatların ezikliğinde doğdu gün. Ve herkes, her şeyden muzdarip çıktı sokaklara… Sokaklar üzgün, sokaklar yorgundu. Her seçim öncesi değiştirilen kaldırımlarda söndürdük sigaralarımızı. Kaldırım kaldırım olmaktan yoruldu. Bizim ciğerlerimiz iflas etti. Sonra sigaraya bir zam daha geldi. Her şey üst üste gelir dediler. Her şey üst üste geldi nihayetinde…

Sonra ben Adıyaman tütünü aldım, bilmem kaç kilo… Tütün sarmak mesele… Ve ben dünyanın en başarısız sigaralarını sarıp içmeye başladım. Öyle şekilsiz, öyle düzensizdiler ki… Benim gibi… Yaşamım gibi… Zaten el sanatlarında başarısız olacağım iş eğitimi derslerinden belliydi. Ama o kadın bizim dersimize girmeseydi belki her şey farklı olurdu! O kadın bizim dersimize girmeseydi ve oğlu benim sevdiğim kızı elimden almasaydı, ben bugün dünyanın en güzel sigaralarını sarabilirdim. O oğlan, benim sevdiğim kızı aldı ve düşünsenize Nazım Hikmet’in soy ismini bile bilmeyen bir adamdı, o adam benim sevdiğim kızı aldı, nihayetinde ben dünyanın en komik sigaralarını sarıyorum. Her şey bağlantılı gibi geliyor. Ama benim saçmalamam sadece…

Sorsalar ne istersin diye… Bu hayatla ilgili… Hangi dönem, ne kadar yıl, ne şekilde… Yaşamakla ilgili bir şey sorsalar yani şimdi; derim ki: “Eski bir Türk Filmi’nde, başrolün yanında yürüyen adam olsam yeter. Ne şu kadar yıl, ne bu dönem… Film kaç dakika sürüyorsa, benim ömrüm de o kadar olsun. Mühim olan o filimde yaşayıp öleyim, gerisi mühim değil. Bu yaşa kadar hiç yaşamadım zaten…”  Ama sormazlar… Sormazlar ve ben, ve benim gibiler; öyle kederli, öyle yarım yamalak yaşar gider…

Şimdi elimde şekilsiz bir sigara var. Herkes sıcak yataklarında uyumakta. Hatır minnet yaşadığımız şu hayatta, görecek yeni-yine yarınlarımız var… Ama bizi bu hikayede çok ağlattılar. Çok kırdılar bizi… Bize çok kıydılar…

KorsanKalem 18.01.15 – 03.07


2 yorum

Ahmet polat · 22 Ocak 2016 17:06 tarihinde

güzel…

KorsanKalem · 28 Ocak 2016 01:03 tarihinde

Teşekkürler efenim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir