khkghkghkİlk zamanlar gırtlağında bir şey duruyor. Böyle topak gibi. Yutkundukça duyuyorsun acısını. Ki bu acı ne çok ne de az. Orta karar ama öyle rahatsız ediyor ki. Yani öyle bir şey ki bu, çocukken diz kapaklarımızdaki yaraların kabuklarını soymak isteriz ve ne yapıp eder kanatırız ya. İşte tam da öyle bir huzursuzluk bu. Ya da evden telaşla çıkıp, ütünün fişini çektiğini bildiğin halde içinde olan o huzursuzluk gibi. Ağzını burnunu kırmışlar da, bir ay ölü gibi yattığın yataktan kalkarken vücudundaki tüm kemiklerin sızlaması kadar beter bir şey bu topak. Ve biliyorsun ki bu huzursuzluk hiç gitmeyecek.

Sonra kendinden beklemediğin bir sürü şey yapıyorsun. Zil zurna sarhoş olup, envai çeşit acıyı bedenine tattırıyorsun. Toplum dışı oluyorsun bir anda. Anlatılan bütün mevzulardan bir sonuç çıkaramıyorsun ve sadece kafanı sallıyorsun. Neyi onayladığını bilmeden. Gülüşün belli ama… Gülüşün ağlamaklı. Sen başkaları gibi boş veremediğinden, hayattan siktir yemeyi göze alıyorsun. Ama başkaları başka hikayelerde çoktan ballı kaymak yemeye başlıyor. Sana sunulan bok çukuruna bakıp, adaletine sövüyorsun sistemleşen her şeyin! Sonra aforoz ediyor toplum seni. Ama bunu hiç dert etmiyorsun. Dert edilecek her şeyin başına geldiğini biliyorsun çünkü.

Saçların biraz daha beyazlıyor sonra ve mutluluk tabloları geçiyor dört yanından. Bak diyorsun şu Picasso, bu Abidin Dino mutluluğun resmi hikayesi.. Sen bir çöpçünün önemsenmediği bir dünyada, haktan adaletten bahsediyorsun. Bahset tabi; ama aşktan niye bahsediyorsun ki? Saati 100 tlye satılıyor şehrin arka sokaklarında. Envai çeşit renkte ve ebatta.. Ama sen temiz bir hayat düşlerken, ama sen güzel bir hayat düşlerken, ama sen şerefsiz dünyanın şerefsiz insanlarına şerefli yaşamayı öğretmeyi düşlerken; bir de bakıyorsun götün açıkta kalmış. Soğuk, bedeninin her köşesini sarıp, içini titretiyor…

Sonra her şey için pişmanlık duyuyorsun. Geriye dönüp baktığında attığın bütün adımlara küfredesin geliyor. Ben diyorsun bu okulda okumamalıydım, bu işi seçmemeliydim, O’nu sevmemeliydim, bu kente gelmemeliydim, bu ülkede doğmamalıydım, bu dünya hiç olmamalıydı.. Ama reddetmek istediğin tüm bunların her birini, kendi adımlarınla geçtin. Her geçtiğin metrede daha da yenildin. Ve nihayet sıfırı tükettin. Elinde avucunda hayatın sana sunacağı ne mal mülk, ne düzen, ne de temiz bir sevgi kaldı. Yenilmek hiç koymamıştı bu zamana kadar, ama galibiyet turuna çıkan insanlara bakıp yüzlerinden tiksindiğinde anladın yaptığın şeyi. Kıyamadığın ne varsa, başkaları tarafından hiç acımadan kıyıldı. İnsanlığını satılığa çıkaran hayâsızlara bakıp, yüzlerinde biriken kirden iğrendin.

Dedin ki sonra; bildiğin yolda inatla ve dimdik, yalın ayak, yırtık kazakla da olsa yürüyeceksin. Onlar battıkları bataklığın sefasını sürerken, ya da sürdüklerini sanarken; sen cefanın krallığını kuracaksın! And olsun, maviye boyayacaksın göğü ve ormanlar yetiştireceksin. Belki de yeniden tertemiz bebekler gelecek dünyaya ve inandığın-olması gereken yaşanacak; tertemiz bir Aşk..

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir