Bu süreçte kırdıklarım olmuş olabilir. Kırıldıklarım da oldu elbet. Kırdıklarımdan özür dilerim, kırıldıklarıma da hakkım helaldir. Bu yazıda bir güzelleme, bir düş koydum ortaya… Güzellemenin kendimce başka bir anlamı olduğuna inandım. “İyi olabileceğine inandığım”ı yansıtan bir kelime olarak da sizlere yansıtıyorum. Başkalarına kıyamadığım için de çuvaldızı kendime batırdım. İğneyi de kullanacak yürekli dostlarım olduğunu biliyorum…

Çoğu zaman, dünyanın öbür ucundaki ülkelerin çocuklarını düşünüyorum. Hayatlarında kaç kere gelecek korkusu yaşarlar, hayalleri ve yaşamları ne ölçüde birbirine kavuşur… Ekonomik ve sosyal alanlarda ileri seviyelerde hüküm süren bu ülkelerin çocukları, kaç kere bilmediği bir savaşın acısını tatmaktadır? Sorular çeşitlendikçe boğazımdan geçmeyen tükürüğüm öksürmeme sebep oluyor. Çünkü şartlara baktığımda, coğrafi ve kültürel anlamda sahip olduğumuz çeşitliliğin ne kadar zengin olduğunu biliyorum. Fakat harekete geçiremediğimiz şeyler yüzünden çözülmemekte ısrar eden sorunlarla boğuşuyoruz. Aynı mahallenin çocukları, aynı ülkenin türküleri kavuşturamıyor bizi huzur iklimine… Belki bir gün -buna yürekten inanıyorum- kavuşacağız o ülkelerin huzuruna…

Çözüm arayışlarımı, olması gereken şeyleri, yanlışları ve yanılgıları sıralamayacağım… Daha doğrusu artık sıralamak istemiyorum. Sıkıldım çünkü. İçine düştüğümüz bir şey var ve herkes çıkma çabasını göstereceğine, konuşuyor. Sadece konuşuyoruz. Konuşmaktan öte, boşa tartışıyoruz. Bu tartışmaların sonucunda ise kişisel tatminlerin dışında hiçbir sonuç çıkamıyor. Herkes bir yönüyle karşısındaki alt ediyor ve zafere ulaşıyor. Ama yine insanlarımız ölüyor. Yine insanlarımız haksızlığa uğruyor. Yine aynı sorunların içinde cebelleşiyoruz. Gece, yataklarımıza yattığımızda yarından çok da iyi bir şey bekleyemiyoruz…

Yazmam gereken yazıları, okumam gereken kitapları, seyretmem gereken film ve belgeselleri öteleyip siyasetin çıkmaz sokaklarında duvarlara toslamaktan sıkıldım artık. Çocukluğum, gençliğim ve nihayetinde eriştiğim bugünlere baktığımda siyasi koşturmacaları boşa geçmiş zamanlar olarak görüyorum. Çünkü hiçbir yara iyileşmiyor bu coğrafyada. Tam değişti diyoruz bazı şeyler, yenilenmiş bir yara olarak yine karşımıza geliyor. Çünkü yarayı kaşıyan çok fazla etken var. Sadece bu sınırlarla ilgili değil, uluslararası oyunların kol gezdiği bir coğrafya burası. Göz açıp kapayana kadar geçen sürede çağlar kapanıp çağlar açılıyor.

Bu son seçimin ve onun öncesinde yaşanan sürecin bana çok güzel bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorum. Günün kavgalarının üstesinden gelebilecek gücümüzün olduğuna artık inanmıyorum. Seçimi kimin kaybettiği ya da kimin kazandığıyla da ilgilenmiyorum. Ben artık daha apolitik ama daha aktif bir hayatın yönelimine inanıyorum. Kişisel gelişimimizi belli olgunluklara getirmeden, tepki ve desteklerimizi sosyal mecraların ahkam kesme noktalarında sürdürdüğümüz sürece ne gerçekten kazanan ne de kaybeden olabileceğiz!

Rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.” Ben artık bu cümlenin sorumluluğunu üstlenmek noktasındayım. Hashtag’lerin havada uçuştuğu, sırf takipçi sayısının artması adına ülkenin en önemli sorunlarının ortaya saçıldığı mecraların bizi mutlu edemeyeceğini düşünüyorum! Herkesin birbirine kuşkuyla baktığı bir topluma evirilişimizin tedirginliği içindeyim. Ve sesleniyorum: Durun siz kardeşsiniz beyler bayanlar! Aklınızı başınıza alın! Vasat televizyon programlarında bölünüyorsunuz! Mahallenin vasat kahvehanelerinde bölünüyorsunuz! Vasat gazetelerin köşe yazılarında bölünüyorsunuz! Durun! Siz kardeşsiniz!

Yitirdiğimiz saygıyı, hoşgörüyü, empatiyi yeniden anımsamak zorundayız. Başka bir yol yok, başka bir yer yok gideceğimiz. Biz burada doğduk. Bu topraklardan beslendik. Dedelerimiz, ninelerimiz bu topraklara gömüldüler. Onların dede ve nineleri de… Bırakıp gidemezsiniz baba evinizi. Yurdunuzu göz ardı edemezsiniz. Bu ülkenin değerlerine tutunmak zorundayız. Ama partizanca değil, insani duygularımızla… Bırakın mecliste siyasetçiler tartışsın. Bağırışsın, küssün, barışsın. Biz onlara inat tutunmak zorundayız birbirimize. Yaşama hakkımızı savunmalıyız. Komşuluk ve mahalle hakkımızı. Ve sadece bu ülkeden ibaret de olmamalı savunduklarımız. Çünkü dünya da hareketli… Kutuplaşmalar sadece bizim ülkemizde yok. Tüm dünya ağır aksak ve hiçbir ders almadan gidiyor üçüncüsüne savaşın… Ama unuttuğumuz bir şey var. Üçüncüsü bir yıkım, bir felaket olacak. Bu yüzden günlük kavgaların ve kızgınlıkların nihayete ermesi gerekiyor. Karşı gelmeliyiz bu savaşı arzulayanlara!

Bu yüzden önce kendimi, sonra ailemi, sonra komşumu, sonra da tüm dünyayı kurtarmak derdindeyim. Ben popüler kültürün tatmin ortamlarındaki kampanyalara katılmayacağım artık! Bir ağaç dikeceğim, bir kitap hediye edeceğim, bir roman yazacağım… Düşenin elinden tutacağım ve iyiliği ortaya koyacağım. Bence artık kötülükle savaşmanın tek yolu budur. İyiliği büyüttükçe, kötülük boğulacaktır. Kötülük boğuldukça da bir umudu olacaktır insanın…

Bırakın tartışma programlarında birbirilerini yesin holiganlar. Bırakın seçimler yapılsın, iktidarlar olunsun ya da kaybedilsin. İnanın çok şey değişmiyor. Biz bir araya gelebilmeliyiz artık. Bir araya gelebilmek de ancak çabayla olacaktır. Çünkü makamlar, güçler, dengeler her daim değişir bu dünyada. Biz kısacık yaşamlarımızda, günlük kavgalarla mahvederken hayatlarımızı; dünyanın öbür ucunda bulunan gelişmiş bir ülkedeki çocuk hiçbir zaman sormadı ve muhtemelen de sormayacak “Yarın başımıza ne gelecek?” diye… Bizler de artık çocuklarımıza böyle huzurlu bir hayatı sağlamak zorundayız… Bu güç her birimizde bulunuyor. Sadece biraz empati, biraz da çaba; hepsi bu…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir