değişim

Eksikleri tamamladıkça, hayatın doğal akışına bırakıyorsun kendini. Üstesinden geldiğin tüm zorlukların bir üst mertebeye ulaştırdığı oyunun farkına varıyorsun. Ama her süreç tereyağından kıl çeker gibi atlatılmıyor. Boğuştuğun hayat süreçleri, kafanda büyüdükçe büyüyor. Öyle koy veremiyorsan hayatı, mesela bu yüzden gece yastıkla boğuşuyorsun. Sanki bütün dertleri akıttığın bir su gideri gibi. Ama tıkalı. Gitmiyor bir türlü. Gideceği zamanı bekliyor çünkü. Her şeyin bir zamanı olduğunu kavramaya başlıyorsun. Bir oyun bu, unutma…

Küçük uçurumları göze almakla öğreniyorsun hayatı. Ya da bir kısmını demeliyim. Büyük uçurumlara hazırlık oluyor bir nevi. Huzura ulaşmanın çok da zor olmadığı bir dünyanın içindeyiz. Ama nedense sürekli huzursuzluğu çağırıyoruz. Huzursuzluk ise arsız bir komşu gibi. Olur olmadık zamanlarda çat kapı giriyor hanemize. Giriyor ve çıkmak bilmiyor… Defetmek için çabaya ihtiyacımız var.

Küçük bir kasabanın dar sokakları, her zaman o kasabanın büyük meydanına çıkıyor. Çoğumuz o dar sokaklarda kaybolup gidiyoruz. Yoruluyoruz o sokaklarda ve yıpranıyoruz da. Oysa yol, önünde sonunda o meydana çıkacak. Görmek, duymak ve hissetmekle alakalı. Akıllı telefonların güzergahlarına sıkı sıkıya bağlanmak da ulaştırmıyor sizi o meydana. Önce kalbinizi dinleyin. O sizi doğru yola ulaştıracaktır.

Şimdi bir sürü evde, bir sürü sevdiğim varken; hiçbir eve ait hissetmeden, payıma düşen tek göz bir tahta evde her şeyden o kadar uzak, o kadar habersiz ve bir o kadar da huzurla geçiriyorum zamanımı. Yeni döneme, kışa, hayatın yeni öğretilerine ve deneyimlerine hazırlanıyorum. Tarihin bir döneminde şaşalı bir geçmişe sahip bir kasabanın harabeliklerini adımlıyorum. Suyun huzuruna atıyorum tüm huzursuzluklarımı. Hatalarımdan aldığım dersleri gözden geçiriyorum. Biraz daha doğaya karışıyorum. Biraz daha unutuyorum benliğimi. Eylülün bir arınma ayı olduğunu hissediyorum. Günahların bağışlandığı, aşırılıkların eski bir taş yazıt gibi aşındığı ve uysallaştığı bir ay…

Nedenleri, niçinleri bir kenara bırakmayıp yaşamanın huzurunu unutan herkese tek önerim kıymetini bilmektir. Sahip olduğumuz bu hayat geçiştirilecek bir hikâyeden ibaret değil. Muhteşemliklere ve mucizelere kapınızı kapatırsanız, tekdüze günleri sırtınıza yük edinmek zorunda kalırsınız. Değiştiremeyeceğimiz şeylerin kederi, değiştirebileceğimiz şeyleri görmemizi engeller. Bu yüzden odaklanacağımız şey, değiştirebileceğimiz şeyler olmalıdır. Bunların başında da kendi hikayemiz geliyor. Aşırılıklarımızla, yanlışlarımızla, abartılarımızla ve hırslarımızla mahvettiğimiz günlerin yasını tutma yanılgısından uzaklaşıp, değişimin heyecanına ortak olmanız dileğiyle…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir