Karanlığın ve yağmur bulutlarının refakatinde ıslanmıştık.. Şehre ağır bir duman çökmüştü.. Böyleydi hayatlarımız, sinmişlikler birikirdi hep! Yanılgılar ve yoksunluklar.. Şimdi yapay sıcaklıklarda temiz ve ışıklandırılmış bir masada yazıyorsak,  geçmişi unuttuğumuzdan değil! Cebimiz biraz para görmüştür, ama götümüz hiç kalkmamıştır.. Aynı yerdeyizdir yani.. O sokakta, o kırık dökük evde yalnızızdır, hapsolmuşuzdur o pis kokuya..

                Çöpleri karıştırıp, para edecek bir şeyler bulan insanlara derin bir saygı duymuşumdur hep.. Bir sevgi vardır aramızda.. İnsanların, kibirlerinin etkisiyle değer vermedikleri o şeylerden bir dünya yaratan insanlar onlar.. Elleri, yüzleri, gözleri öpülesi hikayeler.. Böyle bakamadı çoğu insanlar.. Çöpçüler bile aşağı görüldü.. Oysa ben her gördüğümde iyi dileklerimi sunarım ve içten bir gülümsemeyle selamlarım her birisini.. Göstermelik güzellerlin ve kurallar yumağındaki toplantılardaki seçkin protokol mensuplarının yüzlerine göstereceğim sahte tebessümlerden milyonlarca kat daha iyidir bir çöpçünün gözleriyle buluşmak..

                Akşamları mahalle kahvesinde üç beş kuruşluk kumara dalardık.. Çaylar soluklandığımız duraklardı.. Nasıl bir meretse,  içtikçe içiyorduk.. Çayı severdik herkes gibi.. Boynu bükük sokaklarda, hayatın ve yaşadığı yüzyılın çok gerisinde kalmış buruk çocuklardık.. Çayın kekreliğini bu yüzden sevdik.. Milyon dolarlık adamlar bu yüzden sevmediler çayın dokusunu.. İçtikleri viskilerle tatmin ettiler midelerini.. Tam o anda yanıldılar aslında.. O anda saf mutluluktan uzaklaştılar.. O an mutluluk tuvaletin içine atılıp, sifon çekildi.. Ve çatılmış kaşlı para deccalları var oldu yaşamlarımızda.. Biz kanmadık paranın kirli ve o pis kokusuna.. Onlarca kokunun sinmişliği vardı üzerimize, biz tek paranın kokusunu istemedik.. Zaten isteseydik de vermezlerdi!

                Kıçı kırık biralar içerdik.. Arada, elimize geçen birkaç kuruşla tabi.. Ama sürekli içmezdik zaten, içemezdik yani.. Kenti yukarıdan gören bir tepede ve birkaç dostla birlikte, bazı huzursuz günlerde.. Mutlu ve güzel hayaller kurardık.. Olmayacağını bildiğimiz hayaller.. Şişelerimiz depozitoluydu.. Bir kere olsun depozitosunu almaya gitmedik büfeye.. Kırardık şişeleri.. Şişeler kırılmalıydı.. Hepimiz depozitodan gelecek paraya muhtaçtık; ama oradayken hiç birimiz dile getirmezdi bunu.. Sonra parasızlığımız aklımıza gelirdi, alkolün de etkisiyle savururduk kayanın üzerine boş şişeyi.. Paramparça olurdu.. Oysa paramparça olan hayallerdi o vakit.. Herkes her şeyi biliyordu, ama umutsuzca dönüyorduk aynı mahallenin aynı sokağına.. Ve biz döndüğümüzde hep yağmur yağıyordu, üstümüze fakir bir koku siniyordu..

                Birimiz eski bir arabanın yürüyeceği umuduyla yaşıyordu ve yürüdüğünde ne olacak bilmiyordu.. Ben, yürürse onun öleceğini düşünüyordum.. Hayatta bir gayesi kalmayacaktı.. Birimiz atçıydı.. Ganyan bayisi ikinci eviydi.. Sürekli değişik sistemler deniyordu ve her koşuda yırtacağımızdan dem vuruyordu.. Atlar istediği gibi değildi ya da karanlık işler dönüyordu atlar üzerine.. Ben şans oyunlarında başarısızdım.. Zorlamıyordum şansımı.. O zorluyordu ve elinde avucunda ne varsa veriyordu.. Üzülüyordum ona, ama belki de hayat bu rolü üstlenmesini uygun görmüştü.. Benim için söylenebilecek bir şey varsa, o da not defterlerine çizdiğim insan tasvirleriydi.. Yüzler ve eller çiziyordum sürekli.. İnsan en çok yüzlerinden ve ellerinden tanınabilirdi bence.. Her çizginin, her yaranın bir hikayesi olmalıydı.. Gözlerinde yaş dolu çok insan tanıdım.. Benim de gözlerim yaş doluydu.. Ellerinde başka ellerin buğusu olan çok kadın tanıdım..  Sevmişlerdi, sevilmişlerdi de.. Belki bir süre mutlulardı.. Ama onları tanıdığımda, artık iş işten geçmişti.. Onlar için yapılabilecek pek bir şey yoktu.. Ben de çizdim.. Not defterim çizimlerle doluydu.. Ve yaşıyordum..

                Çoğunlukla, hamal ve inşaatlarda ameleydik.. Paraya bir şekilde ulaşmamız gerekiyordu.. Herkes gibi para peşinde ölmüyorduk.. İhtiyacımız olduğunda çalışıyorduk sadece.. Paraya değer vermiyorduk evet.. Dünya adeta parayla dönüyordu.. Paraya değer verenler de bize değer vermiyorlardı.. Bizim umurumuzda değildi, ekonomik dengeler.. Onların umuru dengeler üzerine kuruluydu.. Yasalardan ve sistemin sistemcilerinden tiksiniyorduk..  Polis hep önümüzü kesiyordu ve bakışları hoşumuza gitmekten çok uzaktı.. Polisin gözlerinde sıcaklık yoktu.. Bok muamelesi yapılmasını takmıyorduk ama ölmemizi istiyorlardı..

                Hırsızlık yapardık küçükken evet.. Bir arabanın teybinin çokça çalındığı günlerdi.. Bizler de henüz yeni sigaraya başlamıştık.. Kamışlarımız sertleşmemişti daha.. Yani henüz düzüşmemiştik bir kerhane bataklığında.. Orda da ne büyük keder vardır, neyse! Bir gün bir adam yakaladı beni.. Bir tokat yedim ki sorma gitsin.. Tokat umurumda değildi, adamın serçe parmağı yoktu.. İlk o gün çizmeye başladım.. Adamın o yüzünü ve serçe parmağı kopmuş o koca eli.. O tokat ve o adam gibiydi işte, bundan sonra diyaloğa girdiğimiz her insan.. Hep aynı gözlerle bakıyorlardı.. Oysa o günden sonra çalmadım hiç.. Çalmadık.. Savrulup durduk.. Koydukları yasalara uyduk.. Oysa kural koyucular çılgınlar gibi soyuyorlardı ülkeyi ve sokakları.. Kimse tokat atmıyordu, atamıyorduk.. Yanlarına bile yaklaşamıyorduk..

                Bize sunulanın ötesinde, sunulmayanların özlemiydi bizimkisi.. İsterdik temiz kıyafetlerle, temiz yerlerde, iyi yemekler yemeyi.. Ama reva görülen, camekanın karşısından izlemekti onları.. İç çekerek yürürdük zengin sokaklarda ve sekiz dakika fazla kalmak istemiyorduk orada.. Dokuz dakika kalsak ölebilirdik.. Kalmadık hiç.. Kalamazdık..

KorsanKalem 09.11.2012 01.01

Kategoriler: Eskiler