yatttaa2222

Olmasını istediklerimiz, olmayacak düşler olsa da; istemek en güzel şey bu dünyada! Olmasını istediğimiz şeylerin, olmayacağının farkına vardığımız anda ise derin bir hüzün kaplıyor içimizi. Bu eşyanın tabiatından geliyor. Hayatın garip oyunlarından… Güzel bir hayat kurmak, güzel bir hikâye yazmaya benzemiyor. Ki güzel bir hikâye kurulamıyor şu son dakika haberleri dünyasında. Belki haber kanallarının olmadığı bir dünya da vardır. O dünyada, güzel hikâyeler kurulmuştur. Kötü haberler gerçekleşmeden engelleniyordur? Ya da yine kendimizi kandırıyoruzdur… Zaten bizler, mütemadiyen kandırmaktan alıkoyamıyoruz kendimizi…

Küçük bir şehirde yaşıyorsan, büyümek çok da zor olmamalı. Oysa büyük şehirler küçük ve mutsuz hikâyeler barındırır ve kimsenin gözünün yaşına bakılmaz! Günlerce, o çok katlı apartmandaki iki odalı evinden çıkmasan kimsenin ruhu duymaz! Ve büyük şehirler şerefsizdir biraz. Küçük şehirler gibi ısınamazsın mesela. Ben genelleştirdikçe bu mevzuları, özelleştirme dairesi başkanları derin anlamlar çıkaracaktır. Belki üç beş dost daha kayıp gidecektir şu umutsuz senaryodan… İyisi mi susayım diyorum, sustukça su içesi geliyor insanın. Sonra uyuyorum. Beni tanıdığını zannedenler vakfı, uyumaktan nefret ettiğimi bilirler. Ama beni tanıdığını zannedenler koruma ve geliştirme partisi, beni tanımamışçasına davranırlar genellikle, ben de bu duruma bozulurum. Kimse bilmez kimin ne çektiğini… Kimse de görmek istemez kanayan yaraları… Hatta kan görüp bayılanlar bile var. Yani o kadar ileri götürmüşlerdir körlüklerini… Ama ben yaralara merhem olmak için, eğilip büküldükçe; içine dolduğum tüpün kenarları delinmeye başladı. Delik arttıkça, içim dışarıya aktı. Aktıkça boşaldı tüpüm. Ve nihayet ne kadar sıkarsan sık, çıkamam artık o tüpün içinden… Bir kısmım aktı, bir kısmım atmosferin etkisiyle tüpün içinde kurudu kaldı…

Ama kalbim ağrıyor son günlerde. Böbreklerimin tasarladığı son model bir taş düşürdüm. Kimse korkmasın, kaynağım sağlam. Yani, üretim bir taş ocağı ciddiyetinde devam ediyor. TOKİ ile anlaşma yapmamız ise an meselesi. Fiziksel acıları çok dert etmedim. Acı eşiğim yüksek nasıl olsa. Ama insan her gün bir umut el emeği göz nuru bir şeyin, tanımadığı yeni bir insana ulaşıp ulaşmadığını kontrol ettikten sonraki acısına katlanamıyor. Yaptığın, yazdığın, anlattığın şeyler çok da umurunda değil kimsenin… Herkes, gücün peşinde koşturanlar partisine üye şu dünyada… Oysa ben çok güçsüzüm yardımlaşma derneğinden ayrılamıyorum…

Bunlar hep ağlayamamaktan oluyor. Hadi ağlayamıyorsun, onu anladık. Ama bununla beraber gülemiyorsun ya! İşte o çok koyuyor. İçten içe kin yapıyorum. İnsanlık hala ışınlamayı icat edememiş, mutlu insanların yaşadığı farklı bir gezegen keşfedememiş, çağın boş vermişliğine bir çare bulamamışlar! Bundan yüz yıl öncesindeki gibi, savaşıyorlar hala. Yüz yıl öncesinden tek farkı ise, gelişmiş silahları… Ve bu durumda; savaşan bu cehaleti destekleyen, tarafların taraftarı olan, ölümün huzuru ve barışı getireceğine inananların sayısı ürkütücü boyutlarda!

Yani o kadar çoklar ki… Ne küçük güzel hayaller teşkilatı karşı koyabilir bu kötülük örgütüne, ne de benim yüreğim bu hırs küpü insanların yüzlerine bakıp pompalamaya devam edebilir kanımı… Zaten kesmek için nefesimi, sıraya girmişler… Sevgi kurtaracak bizleri diyordum, umudu yücelt diyordum, bak gör neler olacak diyordum… Ben küçük bir şehirde, büyük düşler kurmuş bir zavallıyım. Büyük şehirde ise sadece bir piyonum, o kadar!

Şimdi karanlık odalarında ölümü bekleyenler gizli örgütünün genel koordinatörü olarak, karanlık bir teşkilatlanma yapısı içinde hüzünlü şarkılar besteliyorum. Buna en çok, beni tanıdığını zannedenler koruma ve geliştirme partisi üzülecek, ama olsun. Bu çağdaki üzüntüler, saman alevi partisi sorumluluğundadır.

KorsanKalem 05.09.16 19.25


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir