10606556_756924167686453_5181365314845128469_n

-Siyaset üstü olmak.

Bu zamana kadar, gerek yetişme şartlarım ve yaşadığım coğrafyalar (Ankara, Mardin, İzmir, Ordu/Ünye, Bartın/Amasra, Mersin), gerekse okuduğum kitaplar ve yaptığım araştırmalar neticesinde belli bir siyasi birikim ve söz söyleyecek yetiye eriştiğimi söyleyebilirim. Şimdilerde; gençlik dönemimde ateşli savunuculuğunu yaptığım tüm siyasi hareketlerin uzağında, bir gözlemci edasıyla gözlemekteyim. Çokça kafa yorduğum ideal dünyanın, yaşanılan bu aymazlık çağında ne yazık ki mümkün olmayacağının bilincine eriştim. Bundandır, siyaset üstü olmanın gerekliliğini savunuyorum. Çünkü ne yaparsak yapalım, bizi mutlu etmeyecek içinde yaşadığımız bu dünya… Ne yazık ki kirli planların içine, uysal organizmalar olarak adapte edilmişiz. Bazı zamanlar, sesimiz yüksek perdeden çıksa da; genel anlamda ne yaparsak yapalım planlayıcılarımızın planlarının dışına çıkamıyoruz.

Yapılması gereken, küçük ama etkili alanlar oluşturmaktır. Bunu dumansız hava sahasına benzetebilirsiniz. Siyasetsiz hava sahası… A partiyi tutan bir arkadaşınız, B partiyi tutan sizinle; yapılabilecek tüm tartışmalar yapılsa da, ortak bir yol üzerinde yol almak istemeyecektir. Aynı durum bizzat kendiniz için de geçerlidir. ‘Yok, ben bağnaz değilim. Makul bir ortak yolda buluşabilirim’ diye kandırabilirsiniz kendinizi. Ancak bizden önce, öyle kanlı bıçaklı olmuşlar ki; bırakın ortak yolu, aynı masada yemek yiyecek bir ortam bile çıkaramazsınız bu durumdan. İyisi mi tartışmayın kardeşim siyasi duruşlarınızı. Bırakın herkes bildiğine oy versin. Ve kimse kimsenin ne düşündüğü hakkında bir yorum yapmayıversin. Yetki verilse, öncelikle siyasi tartışmaların olduğu o reyting azgını programları kapatırdım! Bizi bu hale onlar getirdi!

Herkes, derin istihbarata sahip birer devlet adamı gibi! Oturduğum sitenin kapı güvenliğinden sorumlu emekli abi diyor ki: “Bunlar hep amerikanın oyunu, arkasında İsrail ve üç büyük aile var. Bu ailelerin amacı, tüm dünyayı kendilerine bağlamak.” Evet abi, sen bu bilgiyi derin istihbaratınla alıyorsun, ama yıllarını siyasete vermiş partili ağabeyler hala mecliste birbirleriyle kavga etmekteler!

Böyle muhabbetler olunca kaçın! Durmayın orada. O öyleymiş, bu böyleymiş… Öyle olsa ne yazar Allah aşkına? Napacaksın? Babanın beylik tabancasıyla mı mücadele edeceksin bu güçlerle? Yoo, akşam gidip Acun’un en ufak bir bilgiden yoksun programlarından birini seyredip, çayını içeceksin. E o zaman beynine zulüm etme!

Ben üzülüyorum… Hep de bunu söylüyorum arkadaşlarıma. Ömrümüz, bu ülkeye ne olacak ya? Diye sorarak geçti. Öyle de ölüp gideceğiz. Ama Kanada’da, İsviçre’de doğan bir çocuk bunu bir kere bile sormadı iyi mi? Yazık oldu bize… Bir yorum yapılacaksa eğer; bir ülkenin politikasının amacı çok güçlü olmak olmamalı bana kalırsa. Ülkenin politikası, öncelikle sınırları içindeki insanların temel hak ve hürriyetlerini koruyan, güvende olduğumuzu gösteren bir anlayışla belirlenmeli. Misal ekonomik olarak zirveyi hedefleyeceğimize, vatandaşlarının mutluluğunu hedefleyen bir anlayış daha iyi olmaz mı? Şimdi hemen soracaksın, e maddi olarak güçlü olmazsak nasıl mutlu olacağız diye… Lütfen bu soruyu sorduysan, bu yazıyı okumayı bırak ve iddiada 216 ya 0/0 oyna. Belki parayı ve dolayısıyla mutluluğu bulursun!

-Çizgi ve çizik arasındaki farkın farkında olmak.

Bizim ülkede, her iki cinsiyet de evrimini tam anlamıyla gerçekleştiremedi ne yazık ki… Yani sırf bu yüzdendir; cinayetler, aldatmalar, tecavüzler ve daha nice tatsız durumlar… Kadın kadınlığının farkında değil, erkek gücünü dizginleyemiyor… Anlayıştan uzak, birbirini hiç tanımayan insanlar; el ele tutuşmuş yanı başımda yürüyorlar. Salonun perdelerinden, yatak odasının dantellerine derinlemesine bir muhabbet dönüyor ortada. Sonra birbirlerinden elektrik almak ve almamak arasındaki televizyon programlarında evlilik şovları yapılıyor. Yüzlerine baktığında, bu hayatta hiçbir şey olamadım; bari biraz ünlü olup aile kurayım’ın acı görüntüsü… Sahi niçin evlenir insan? Ya da şöyle sormalı: bir kadın ve bir erkek, makul şartlarda nasıl bir birliktelik icra edebilirler? Şöyle bir densizlik var; erkek belli yaşa kadar yatak yatak dolaşıp sözüm ona sonunda temiz bir sayfa açıyor. Kadın ise ‘Yaşadıklarımla birlikte ben buyum ulan, elimi tutacaksan böyle tut!’ diyemiyor… Erkeğin bir de şu densizliği var: yaşadığımı yaşadım artık durulayım! Peki abi; seni ortak facebook hesaplarına, çocuklu fotoğraflar bölümüne aktarıyoruz, mutluluklar! Bir de acısını, başkalarından çıkaranlar var. Benim canım yandı, ben de alayının canını yakacağım! Beni kullandı, ben de önüme gelen herkesi kullanacağım! Tamam yaptın, zafer senin! Sonuç? Diskalifiye…

Yaşadığım çoğu şeyden ders aldığım gibi; ilişkilerimden, kadınlardan da çok şey öğrendim. Acı, tatlı… Genellik acı olanları benim sırtıma yüklense de, kırıp üzdüğüm insanlar olmuştur. Affola… Şimdilerde öğrendiklerimden aldığım derslere göre adım atıyorum. Yanlışlarımı tekrarlamamak adına dikkatli davranıyorum. Sevginin, temiz kalan yanıyla ilgileniyorum. Ve inatla kirletmiyorum kendi payımda olanı. Temiz kalmalı her şey… Ama insanlar yanlışlarıyla mutlu olduklarını sanan ve yanlışları savunmada rakip tanımayan bir ruh haline sahipler. Bu yüzden zaten, ayrılıklar ölüme uzanan ilk adım oluyor!

Bir çizgi çizersin hayatınla ilgili, o çizgiden de hiçbir şey geçmez. Bu da çevrelediğin ne varsa mutsuz kılar. İnsanın çizgileri olmamalı… Hele hele ilişkilerde kalın çizgiler belirtilmemeli. İlla kabataslak bir alanı, kapasiteni göstermekse niyetin; kapladığın o alanı çizgilerle belirle ki sevdiğin insan o çizgilerin arasındaki boşlukları gördüğünde özgür olduğunu da bilsin. Yoksa çabuk sıkılır usta. Senin gözü dönmüş sakınma arzun, aslında başkalarına karşı içindeki isteklerin dışavurumudur.

Kültürlerin ve bakış açılarının makul ölçüde uyuşması gerektiği, adımlamak istenilen yolların birbirini anlamak ve dinlemek üzerine kurulduğu bir ilişki, içinde gerçek anlamdan bir sevgi de varsa; bence aşılamayacak dert yoktur. Hayalleri törpüleyen, var olma sürecini tamamlamada yardımcı olmayan, sahip olduğu maddi güçle her şeyi satın alacağını düşünen kimselerden de hayır gelmez. Öyle bir dert de almayın başınıza. Akıllı olun, aklınızı kullanın. İnanın kimsenin kötülüğünü istemem, iyilikler dilerim…

-Çok da hırpalamamak gerek.

Kendimizi, olan birçok kötülükten sorumlu tutuyoruz. Ama bunun sorumlusu genellikle bizler değiliz. Belki biraz kurcalasak; hiç düşünmeden atılan bir adımımızı takip eden ve bizi tamamen yanlış anlamış biri yüzünde, istemediğimiz bir kötülüğe sebep olmuş olabiliriz. Bunu da düşünüp düşünüp kahır yüklenmemize gerek yoktur. O kötülüğü biz arzulamadık nihayetinde…

Sadece dünyayı algılamamız önemlidir. Yapabileceklerimizin sınırsızlığının farkına vardığımız an, hayatın çarkları daha farklı dönmeye başlayacaktır. Pek olumlu bir tablo yok önümüzde. Bunu öne sürüp, o tabloya koyu renklerle eklenti yapmamız da yanlış. Biz bir umuduz. Bir nokta dahi olsa, rengârenk bir izimiz olmalı. Kötüyü öne sürüp, kötülüğe; yanlıştan yakınıp, yanlışa dâhil olmamaktır aslolan. Doğru olmak, iyi olmak en zor şey şu hayatta… En zoru başarmak için mücadele etmeli… Ama olmuyorsa da olmaz bazen. Olmadı mı hırpalamamak gerekli yüreğini…

KorsanKalem 23.08.16 20.00

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir