kk

 

İhtiyar, aksak adımlarla kapıyı zorladı.. Basite indirgemişti hayatını.. Az yiyor, çokça içiyordu uzun yıllardır.. Al al olmuş yanakları müzmin bir ayyaş olduğunun göstergesiydi.. Masaya oturdu..  Sabahtan kalan şarabından bir bardak aldı ve yudumladı.. Her yudumda maziyi deşen zihni, yine onu çok eski yıllara götürmüştü..

Bir sahil kasabasında yedek subaydı.. Günler çok ilginç geçiyordu. Zira okulda öğrendiği hayatla, askeri şartlar birbirinden çok farklıydı.. En çok da askerlerine hayret ediyordu.. Cahillikten her şeyi yapıyorlardı.. Bir çocuk gibiydiler.. Kimi zaman kızdığı olsa da, severdi onlarla vakit geçirmeyi.. Günler çabuk geçmekteydi.. Bir kızla tanıştı.. Aşık oldu ve hayatının kadını olduğuna inandı.. Güzeldi her şey.. İlk günün telaşları, ilk seslenişler, öpüşler..

Tabi zaman geçtikçe birikenlerin taşmasına engel olamadı.. Yoğun iş temposunun ardından kavgalar geldi.. O eski huzurlu tablo silinip gitti.. Kavganın biri bitiyor ötekisi başlıyor ve anlayamadığı bir süreçten geçiyordu.. Nitekim koptular.. O dillere destan aşk bitmişti. Görevinin de neredeyse sonuna gelmişti.. Artık ne eski hali vardı, ne de konuşuyordu insanlarla.. Sadece nefes alıyordu.. Sadece güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı öyle yâda böyle geçiriyordu..

Yedek subaylığı nihayete erince, memleketine döndü.. Buruk bir kalple ve asık bir suratla tabi.. Eski mesleğine dönmek isteği yoktu.. Ne yapabilirim diye düşünürken babası hayatını kaybetti.. Annesini yıllar önce kaybetmişti.. Bir kardeşi vardı ve yıllardır görüşmüyorlardı.. İşte tam bu zamanda babası da yitip gitmişti işte! Koskoca boşluklar bırakıp.. Zaten her giden bıraktığı boşluklarla anılıyordu.. Ve artık o boşluklarda süzülüyordu bedeni..

Cenaze işlemleri için gerekli parayı amcasına bırakıp kenti derhal terk etti o gün.. Artık evsizdi.. Ailesi, sevdiği yoktu.. Koskoca sokaklarda bir başınaydı.. Sahile gitti.. Saatlerce izledi denizi.. Dalgaların hareketlerini, teknelerin iskeleye yanaşmalarını..Balıkçıların o sarhoş sohbetlerini.. Sıkılamadan izledi..  Koşulsuz bir bekleyişti onunkisi..

Birkaç küçük işte çalıştı bir süre.. Yılların eğitimini bir kenara atıp, bir mağazanın bodrum katındaki deposunda bile çalıştı.. Taşıdığı kutuların altında ezilmiyordu, hayatın o ağır yükü eziyordu bedenini.. Zayıflamıştı, babasını kaybettiğinden beri çok az yemek yiyordu.. Sigaraya başlamış ve gereğinden fazlaca tüketiyordu.. Ve tabi ardından alkolünde gelmesi gecikmedi.. Depodan kovuldu..

Günlük işler yapmaya koyuldu bir süre.. Günlük harçlığının neredeyse tamamını alkole ve sigaraya harcıyordu.. İki pencereli, küçücük tahta bir evin içinde yaşamını sürdürüyordu.. Yâda ölümüne hazırlanıyordu.. Farklı bir düzen tutturmuştu kendine.. Ve nihayetinde çöp toplamaya ve onları satmaya başlamıştı.. Artık patrondu.. Artık kendi işinin patronu, kendi cehenneminin zebanisiydi..  Gece vakti başladığı dolanmalarının, sabah ışımalarına kadar sürdüğü oluyordu.. Ve sabah, topladıklarını paraya çeviriyordu. Yorgun bedeni, sattığı çöplerle eline geçen parayla aldığı çokça şarap ve sigarayla huzura eriyordu.. Ve aynı süreç devam ediyordu.. Yılarca sürecek koca bir ızdırap..

Bazen, Tanrı’nın bu aciz bedeni cehenneme atmayacağını düşünüyordu.. Kendi kendine “Yaşarken cehennemdeydim zaten!” diye söyleniyordu kimi zaman.. Sonra şehrin sokaklarında rast geldiği o tertemiz giyimli, tertemiz yüzlü, kalın cüzdanlı ve mutlu görünen kalabalıkları izliyordu.. Ve fikri değişiyordu o anda.. Kirli bir adamı cennete alamazlardı!

Soğuğa alışmıştı bedeni.. Göz göze gelmiyordu sıcak bedenlerle.. Ve kışın sıcak evlerin o huzur dolu sesini duymamak için kapatıyordu kulaklarını.. Bir gün yavru bir kedi gördü sokakta.. Yağmurlu ve soğuk bir gündü.. Bir rastlantıya ihtiyacı vardı belki de.. Yada bunun böyle olması gerekiyor diye düşündü.. Yılların öfkesiyle yavru bir kediyi görmeden yürüyüp gitmek ne kadar doğruydu ki? İçinde bir şeyler vardı hala.. Atan bir yüreğin sıcaklığıydı belki de bu.. Reddettiği yaşamı, yeniden sahiplenebilirdi kim bilir.. Kaçmıştı tren evet.. Sevilecek her şeyi esgeçmişti doğru.. Ama bir yerden başlarsa belki, atarsa ilk adımı bir çocuk gibi yeniden, sevebilirdi yaşamayı..

Gece yapayalnız çıktığı eve, o sabah koskocaman bir kalabalıkla dönüyor gibi hissetti.. Sapsarı bir kedi odasındaydı işte.. Kamburu vardı.. Muhtemelen bir yerden düşmüştü.. Bu yüzden Kambur koymuştu adını.. Zaten kendisinin de sırtında taşıdığı acılar hayali bir kamburu var etmişti. Onunla yeniden insanlığı keşfedecekti.. Onunla yeniden sevecekti yaşamı.. Ve artık içtiği şarabı da, sigarayı da azaltacaktı.. Daha bir özen gösterecekti yaşamına.. Zira bir hayat vardı avuçlarında.. Var edebilmek için mutluluğu, var gücüyle savaşacaktı..

Büyüdüğüne şahit olacaktı kedinin.. Oysa bilmiyordu.. İçten içe ölüyordu Kambur.. Sırtındaki düşündüğü gibi bir kambur değildi.. Bir hastalıktı.. Bir kemik hastalığıydı.. Ve büyüdükçe ölüme yaklaşıyordu.. Yavaş hareket ediyordu kedi.. Hiç farkına varmamıştı bunun.. Vardığındaysa çok geç olacaktı..

Bir sabah yine umutla geldi eve.. Kambur her zamanki koltukta yatıyordu.. Ağlamaklı bir sesle selamladı sahibini.. O an bir şeylerin yanlış gittiğini anlamıştı.. Kambur’un yanına oturdu, hareketleri yavaşlamış ve hatta gözlerinin cıvıltısı bile kalmamıştı artık.. Ölüyordu Kambur.. Tek dostu, umudu yitiyordu.. Yıllar yine aynı oyunu oynamıştı işte.. Mutlu olmak uğruna bir kediyi sahiplenmiş ve yine mutluluğun kıyısından dönmüştü yüreği.. Kambur öldü..

Bir şarap şişesini masada param parça etti.. Şah damarının yerini yıllar önce aldığı eğitimden hatırlıyordu.. Bugün ona lazım olacağını nereden bilebilirdi ki! Tereddüt etmeden lime lime etti boynunu.. Yere yığıldı ve vücudundan fışkıran sıcaklığı hissetti.. Yılların öyle kolay harcandığı bir hayatın ne anlamı olabilirdi.. Ve mutlu olmayı o kadar çok isterken, önüne çekilen setlerde yarım yamalak hayat süren yada sürdüğünü sanan bir sürü insanı düşündü.. Sonsuz bir yalnızlık hissetti o an.. Hiç tatmadığı ılık bir yalnızlığın ardından, odanın içinde iki ceset vardı..

 KorsanKalem 31.10.13