öpüşelim bebeğim

Odaların içindeki insanların, sokak köşelerinde kriz geçiren sarhoşların derdini anlamalarını beklememek lazım.. Benim seni nasıl sevdiğimi de, ciğeri beş para etmeyen kerizlerin algılamaları güç.. Kimsenin kimseyi, bizim insanları anladığımız tavırla anlamalarını da beklemiyorum. Toplumumuzun çoğu manken, çoğu üst düzey bürokrat zaten! Biz birkaç orta sınıf babanın çocuğu, aşk diye piçlik peşindeyiz. Oysa bilmiyorlar ki; piçler bu saatlerde bacalardan inmekte yasak yataklara!

Ben seni düşünüyorum. Yoksa çok dayak yedim bu sokaklarda. Beni döverler mühim değil, seni taciz eder bu sokaklar. Çok azgınsa tecavüze de yeltenirler. Biliyorum sokağın ışıkları yok, biliyorum kaldırım taşları sökülmüş. Çok koşarsak yetişemezler. Ama biliyorum, illa bir aksilik olur. Ya takılırsın bir beton parçasına, ya bileğin burkulur, ya düşersin. Bu karamsarlık değil; ben her gün; takılıyor, burkuluyor ve düşüyorum.

Açık konuşmak gerekirse ben öpüşmeyi seviyorum. Seni her halinle seviyor, her halinin güneşin ayrı bir açısından görünümünü merak ediyorum. Ve her gün dudaklarına yumulup uyumak istiyorum. Bunlar azgın fikirler değil! Bunlar yüzyıllardır uğruna kan dökülen birkaç kitabın ve cümlenin çok ötesinde, sevmenin ve aşkın tam merkezinde olan şeyler! Bunlar bir bitpazarında bulduğum saatin değerli olması kadar önemli şeyler!

Bak şunu bil isterim; bir bitpazarına giden herkesin, üst düzey bir tarihçi endamıyla gezmesi kadar iğrendirmedi beni bu hayat. Üzerine bok sürdüğümüz peçetenin kiriyle kıyaslayamayacağım derecede kirli insanlar tanıdım. Hayatımın içine sıçtıkları an duyduğum o kokuların, arındırılma süreciydi bunca yıl! Bunları geç, bunlar benim seninle aynı masada oturmam kadar bile mühim değil. Bunca aşk, bunca adama ve bunca kadına cömertçe savrulduğu için zaten tüm bu savaşlar. Biz iktidara uzandığımız gün, tüm bu kargaşa bitecek. Bak gör, neler neler gelecek başımıza..

Güzel anıları yazmıyorsun diyorlar sevenlerim. Güzeli dilimizle anlatmayı yeğledik her daim. Zira kelimelerle, öyle kirlerini kapatır ki insanlar; yazmanın anasına bacısına sövesin gelir. O yüzden riyakarlıklarını yazmayı yeğlerim. O yüzden kirli yüzlerini gördükçe uzaklaşırım yanlarından. Ağzımın içinde güzel kelimeler var ve ben bunları kirletmeyeceğim. Hadi kaçalım buralardan. Yemyeşil bir vadinin en kuytu köşesine sığınalım. Uzanıp uyuyalım önce. Ve bir rüyanın içine doğmuş gibi uyanalım o sabah. Tüm bu trafik ışıklarını görmediğimizi varsayalım. Evlerin bacalarından salınan karbonmonoksitten ve parti propagandalarında yitirilmiş hayatlardan çok uzakta, bu vadinin bizi kabullenmesini bekleyelim. Ama her saat başı öpüşelim. Öpüşmek önemli biliyorsun.

Çok insan tanıdım çok.. Hiç biri beni tanımasa da ben gözlerinin içinden tanıdım onları.. Konuşuyorlardı, susmuyordu gözleri.. Ben götüm diyordu, ben kahpeyim, ben şerefsizin tekiyim, ben iyi kıyafetler giyen kötü biriyim, ben namussuzum, ben namuslu görünenlerdenim, ben iki para etmem, ben beş para etmem, ben değersizim, ben pırlanta gibiyim, ben iyi çocuğum, ben onun bunun çocuğuyum, ben kimim? Sen hiçbir şeysin! Sen yok olmuş bir gençsin.. Sen kılı kırk yaran bir korkağın tekisin.. Mutsuzluğun ve umutsuzluğunla ölüm saçıyorsun..

Bir de bu var.. Bir de şu var.. Bir de o var.. Bu koşuşturmacalardan yorulma.. Bir ömür sürecek bu  benimle.. Hayatımız maraton mübarek.. Seni pis çukurlarına sokacağım bu sokağın.. Burnun tıkanacak kokudan biliyorum.. Ve bir süre pis koklayacaksın her şeyi, onu da biliyorum.. Ölüm kokusu nedir bilir misin? Ölüm kokusu, ölüme bir adım yaklaşmanın iğrenç halidir aslında.. Ve herkes ölür, ama herkes gömülmez.. Kimisi  denizin ortasında bata çıka ilerler.. Kimisi yurdun dört köşesindeki çöplüklerde martılara meze olur. Garip hayatlar var ve sen bunların çoğunu televizyon dizilerinin hatalı parodilerinde yediğin çerezlerle birlikte izliyorsun. Buğuladıkları salça suyunun da farkındasın.. Ama hayatın soğuk dehlizlerinde bunların kasap ciddiliğinde var olması, içinde tarif edemediğin duygular doğuracak.. İnsanlığa olan inancın bir kere daha kırılacak. Hayata dair şeyler bunlar. Bunlar var, bunlar var, bunlar da varlar..

İyi demlemiş çay bizdendir, iyi filtre edilmiş kahve ve kıvamındaki muhallebi de öyle.. Geç yatanlar geç kalkmalı ve erken yatanlar dünyanın tüm işlerini yapmaya zorlanmalı.. Farkındalıklarımızı göz ardı ederek, mutlu mesut yaşamayı düşlememeliyiz. Var olmak var olduğunu hissettirmekle alakalıdır. Sesini tüm gücünle haykırırsan duyabilirim, elini sallarsan senin farkına varabilirim. Omuz attığında ya da dokunduğunda elime, seni hissedebilirim. Dudaklarıma var gücünle yapıştığında sana bir kere daha aşık olabilirim. Bunları dört dörtlük yaparsan tüm kötü adamlarla savaşabilirim. Olmadık bir an, olmadık bir hayalini var edebilmek için kitaplara sarıldığında ağlayabilirim. Sarhoş olup kusmadığın bir gece kutsalların kulağını çınlatabilirim. Dağlara tırmanırken ya da düz bir yolda yol alırken tutarsan elimi; bırakma sakın, alışırım.. Ki alışmak en ciddi hassasiyetimdir. Nihayetinde hassas bir mizaca sahibim..

KorsanKalem 28.01.2014 01.50

Kategoriler: Eskiler