Kimse anlamayı seçmemişken, ben de anlatmayı denemeyeceğim artık! Hiç kimse payını almamışken, bunca kavgaya, bunca davaya girişmek hangi çılgının harcıdır? Cüceler dünyanızda, dev olduğunuzu sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Bir bok değilsiniz! Hiç de olamayacaksınız… Günlük keşmekeşlikleriniz, çıkar ilişkileriniz ve sahte gülüşlerinizden bıktım usandım! Bir su kadar berrak, bir güneş kadar sıcak olamayacaksınız, bir toprak gibi kokamayacaksınız! Sahte düşlerde kurmaca fantezilerinizi sahneye sürüp, sikinizle oynayacaksınız.. Bir yerlerinizi parmaklayacaksınız! Kancık dünyanın, şerefli insanları sizi! Kahpe yalanlarınızı bir valize doldurup siktir olup gidin bu diyarlardan..  Köleniz olarak seçtiğiniz bu zat, sizin gibileri duyumsamaktan çok ötelerde bir yerlerde..

                Bir masala ihtiyacım var.. Bir yalana, dolana.. Susmak çare değil biliyorum, belim bükülüyor.. Yalnız bir başıma, tükeniyorum.. Filmlerin hüznüne katılıyorum.. Ve geceler ortak olmuyor hiçbir şeye.. Geceler yalan dolanı seviyor.. Bense bir deniz kenarında, en parlak yıldızı seçmekle meşgulüm.. Ama onun beni sikine takmadığını biliyorum.. Bu platoniklikten öte, bu delilik.. Anlayamadığınız nokta da bu.. Neden yaşadığımız ya da neyi yaşadığımız.. Çocuksu düşlerde mutlu sayılırdık aslında.. Ya da anne karnında ilk çırpınışlarımız sırasında.. Neden bu işleyiş böyle süregeldi? Neden yaylı yataklarda mutsuz insanlar oluverdik? Neyi anlamadık ya da neyi çözümleyemedik.. Hayatın neresi kare bulmacaydı ve hangi kelimelerden yoksundu dağarcığımız? Hafızam her geçen gün yanıltıyordu beni, oysa uzmanlar bulmaca çözmenin, alzheimera iyi geldiğinden bahsediyorlardı.. Yanıldıkları kesin, zaten hangi konuda haklılar ki.. Neyin uzmanlığından bahsediyoruz hala, ölüm varken dünyada?

                Ruh halimi soranlara, ruh halim falan yok.. Ruhsuz adamın tekiyim.. Siktir git demek istiyorum.. Çok hakaret etmedim, az da etmedim, tam kararı.. Bazen, öyledir dedi adam.. “Taşın altına gereğinden fazla sokmayacaksın elini..” Ah be kardeşim.. Biz elimizin içine ettik.. Beş parmak ayrı oynuyor, parça pençik.. Neyin kıymetini bildik ki.. Önce kalbimizi lime lime ettik ya da edilmesini seyrettik.. Hemen sonra gözlerimizi uykusuzluğa armağan ettik.. Aklımız hep karışıktı, beynimiz lop lop birbirinden ayrıldı.. Sağ solu, sol sağı kontrol edemez oldu.. Orta kulak ne ara bozuldu, dengelenemedik bir de! Duyduklarımız dizlerimizin bağını çözdü, romatizmalarımız azdı, asit yağmurları bozdu hücre yapı taşlarımızı.. Sonra endoplazmik retikulum muhabbetleri yaptığımız oldu lise sıralarında.. Komik geldi o aralar.. Ve kolaydı da, şaşılığımız o döneme rast gelir, yanımızda hep çalışkanlar olurdu.. Öpüşmeyi çok sonradan öğrendik.. İlk öğrenseydik belki, farklı olurdu.. Çok dayak yedik hiç uğruna ama bir kız uğruna olmadı.. Olmazdı da.. Öyle büyük hikayeler değildi bizimkiler.. Roman değildi yani.. İki sayfalık bir hikayeden ibaretti.. Ve bir ana fikir.. Adam olamayan yalnız kalır.. Hepsi bu işte..

                Çok sonra anladık yani, yumurtanın yemek olmadığını.. Ya da bir makarnanın kadınların bakışındakini yerini.. Temiz ve ütülü gömleklerimizi giyip, kirli ve buruşuk döndük.. Böyle böyle öğrendik yalnızlığı.. Terk edilerek, ya da yalınlığı kendi kendimize seçerek.. Bir kadın sevdik, hıyarın teki tuttu götürdü.. Öylece kaldık.. Dımdızlak lafı o an türedi işte.. Dımdızlaktık biz.. Dımdızlak.. Ama adam hıyarın tekiydi.. Gösterme beyefendiliği ve giyinmeyi bilişi sayesinde ortamın ortasına seriyordu fiyakasını.. Fiyakanızı si..

                Oysa biz karanlık odalarda gözyaşı döküyorduk.. Çok da sikimizdeydi yani dünya.. Hüngür hüngür ağlıyorduk, ölenlerin, gidenlerin, yitenlerin ardından.. Biliyorum, kötü adamlardık.. İyi olduğunu bildiğimiz hayatlarda olamayacaktık.. Bizi bir kenara itip işte bunlar diyenlere bakıp inatla yaşamayı seçtik.. Bir yağmur haftasında, belediyenin bir türlü beceremediği alt yapı yüzünden oluşan selin içine dalıp gebermeyi seçişimiz bundandır, bir köprüden atlayışımız, bir silahla vuruşumuz kendimizi, bir yağlı ilmiğe uzatışımız bundandır..

               Bir kamyonete atlayıp, gideceğim buralardan.. Bilmediğim, tanımadığım insanların köyüne.. Bir köy kahvesinde sabahlayacağım, kasabanın meyhanesinde çekeceğim kafayı.. Köy muhtarına tavlada yenilip tüm hesabı ödeyeceğim.. Oralarda bir yerlerde gebereceğim..

KorsanKalem 15.10.12 05.15

Kategoriler: Eskiler