Eskiden yazı araçları azdı, kağıt bulunmazdı ve yazacak ne çok şey vardı.. Şimdilerde kalemler,kağıtlar falanlar filanlar, yalanlar arttı, yazacak şey kalmadı.. Diyoruz da, dolu kitabevi var.. Habire osuruktan kitaplar basıyorlar.. Büyük bir mağazanın bir köşesine yığılıp bayatlamış besinlerden daha ucuza satılmak için basılan kitaplar.. Ben böyle durumlarda marketten tuvalet kağıdı alırım.. Kıçımı silmek için..

Vasat olmaktansa hiç olmak daha iyidir bence..  Bir arkadaşım, sizin işler niye tutmuyor diye sormuştu geçenlerde.. Bir şanssızlık olmalıydı.. Bir kırılma, bir yanılma ya da karar veremediğimiz başka bir yerinde olmayışlık.. Bir şey vardı elbette.. Veyahut paramız yoktu.. Reklamsızdık ve herkesin sindireceği şeylerden bahsedemiyorduk bir şekilde..  İnsanlar açık hava istiyordu, güneşli.. Sorunsuz ve kuşkusuz bir yazınsal.. Biz sidikli çocukları sunuyorduk her birine..  Onlar altı bağlanmış, ağlamayan, oturduğu yerde oturan, mamasını afiyetle yiyen çocuklar istiyordu.. Bu mümkün değildi.. Biz mümkün olmayanları hayal edip, mümkün olanları sunarak yürüdük yolda..

Böylece aşk pazarlayan yazarlar çıktı meydana. İyilik dağıtan hikayelerle girdiler koyunlarımıza.. Pembe duvarlara, kızarmış ekmeğe yağ sürer gibi sürdüler mutlulukları.. Ve izledikçe, dinledikçe, okudukça kafalar güzelleşti.. Oysa hayat kara duvarların, kirli yatakların, kirletilmiş yaşamların olduğu bir sürüncemeydi.. Bir mücadeleydi hayat.. Ve anlatırken, yazarken tüm bunları; zorunlu geçmişimizin de etkisiyle anlattık bir çırpıda.. Kırdıklarımız, yarı yolda bıraktıklarımız ve aslında tanıyıp, bilip yanımızda taşıdıklarımızla birlikte yazmaktayız.. Tüm kavgaların yenilgilerinde, kanamış dudaklarla yazdığımız envaiçeşit yazınsal ve tamamlanmamış fasıllardan oluşmaktayız..

Büyütülecek bir şey değildir aslında, yazabilmek.. Herkesin bir hastalığı olduğunu düşündüğümüzde, yazmanın da bu sınıfta yerini alacağından kimse şüphe etmesin.. Gece yarısı düşlerimizden uyanıp, kabus hikayeleri yazmaya başladığımızdan beridir kötü yazar sayılmayız.. İyi yazar da! Ama yazmayı bir yere sığdırabilmiş insanların hayatlarında yer almak kadar eğlencelisi yoktur aslında.. Türlü karakter ve ayrıntının bir bütünlüğünün olduğu bu çılgınlıkta, kelimelerin şeytani vuruşlarını bedenimizde hissederiz..

Kendini kandırabilmekle başlar yazarlık.. Yağmurlu bir otobüs yolculuğunda, başımızı cama dayayıp daldıysak öylece.. Veyahut, herkes o pis kokan otobüste uyuyorken sinsice yolu gözlediysek, bulabiliriz cümle kuracak kelimeleri.. Ama dedim ya önce kendimizi inandırırız, bu yolculuğun her şeyi değiştireceğine.. Ve sonra yazarız öylece.. Hayatımız boyunca ettiğimiz yolculukları bir kenara itip, an itibariyle yaşadığımızın özelliğine ve büyüsüne kanarız.. Gerisi gelir.. Biri kusar, bir kavga çıkar, kaza yapılır, yanlış yola sapılır.. Artık işimiz araç-gereç yardımıyla olay örgüsünü kurmaktır yâda sıralamaktır..

Bazen ne istediğinizi bilmezsiniz ya, işte durum bu.. Her şeyin büyüdüğünü ve küçüldüğümü hissediyorum.. Mengeneyle sıkıyorlar sanki.. İki kaya arasında kalıp nefesim kesiliyor..

KorsanKalem 21.26  04.07.13

Kategoriler: KorsanKalem