kkkkkkk

Gecenin beş para etmediği, gündüzün önemsenmediği; yarının belirsizliği, dünün gereksizliği ve sayısız nedenin sırtımıza her geçen günün ardından daha da abanmasının bir sonucu olarak; var olma nedenlerimizi unutup gereksiz bir hayatın bir figüranı olmayı kendimize uygun görmüş olmaktan utanıyorum. İçinde bulunduğumuz durum, içinden çıkılması güç olan bu bataklık adeta içsel duygularımızı kemirmekte ya da bir virüs gibi tamamen tüketmekte..

            Elimizde bir hayat var ve ortalama 65 yıl yaşıyoruz.. Bu yazıyı okumakta olanların çoğu bu sınırın yarısına yaklaşmaktalar.. Ve geriye dönüp baktığımızda, güzel anıların yanında gölgeye itmeyi denediğimiz nice kırılganlık,hüzünler, karanlıklar var.. Bunlar hayata dairdir elbette, ancak sınavların boyunduruğu altında yitirilen gençliklerin gelecekte özlemle aranacağına da değinmek gerekiyor.. Her şeyi masa koyup, gerçeğe ulaşmak gerekiyor.

Bizler bu dünyada ne amaçla bulunmaktayız? Bir felsefi soru gibi gelebilir ancak, maden ocaklarında üç kuruş için canlarından olanların, daha özgür olmak için yaptığı mitingde öldürülenlerin, sırf doğruyu söylemekten çekinmediği için pusularda yitip gidenlerin bir amacı vardı. Bu amaç bir toplumun, bir ailenin, bir sevdanın var olabilmesi için belirlenmiş kendine has bir kutsallık taşıyan amaçlardandı..

Günümüzün sosyal mecralarında bir tıkla verildiği söylenen emeğin, geçmişte çok daha zahmetli olduğu aşikar.. Ancak günümüz toplumlarında bu basite indirgenmiş gösterilerin, gerçek manada çok da öneme sahip olmadığı ayrımını kavramamız gerekir.. Zira bir aşkın günümüz sanallığında yaşanması, aşkın doğasına tamamıyla terstir. Ve günümüzün aşıkları çabuk sıkılan, tahammülden uzak ve bir anda her şeyi silip atabilen bir karaktere bürünmüştür. Her şeye karşı o kadar tahammülsüzdür ki; karşısındakine kullanılacak bir mal gözüyle bile bakan bireyler vardır çevremizde.. Ne yazık ki insan anlaşılması ve genel maddelerle özetlenmesi güç bir yapıdadır. Geçmişin bireyleriyle günümüz bireyleri arasındaki en önemli fark da budur. Yaşadığımız dünyanın merkezine maddi beklentiler, statü ve saygınlık dereceleri oturtulmuştur. Temel insanlık davranışları ve toplumsal normların benimsenmesi ise ikinci plana atılmıştır. Kadın erkek ofiste çalışan, dışarıda ise bir gecelik yaşantılar haline gelmiştir.

Ve saf sevgilerin yerini, anlaşmalı evlilikler aldı. Şiirlerin yerini 140 karakterlik kırıntılar, sohbetlerin yerini de akıllı telefonların çıkardıkları garip sesleri aldı. Evlerin televizyon bağımlılığı daha da arttı. Aileyle birlikte yapılması gereken sosyal etkinliklerin yerini ailecek yapılan tv seyirleri aldı. Baba oğuldan, anne babadan ve çocuklar aile sevgisinden uzaklaştı.. Kısacası sevgisizlik çoğaldı. Bir bulaşıcı hastalık gibi..

İçselleştirilmiş tüm duyguların sorgulanma süreci başladı.. İnsanın kendi benliğini, yaşama sevinçlerini sorgulaması kadar beteri var mıdır ki? Hiç düşünmedim.. yitip gidenlerin ardından sorgulamalar başlar.. Her şeyi ince ince düşünür insanoğlu.. Zira derin bir boşluktadır.. “Ama ben çok sevmiştim..” ‘ler, “Ben onun için neler yaptım..” ‘lar, “Yıllarımı verdim be!” ‘ler.. Falanlar filanlar.. Ve ardından verdiğin tüm duyguları, bir kağıt gibi buruşturup attığın andan itibaren artık bambaşka bir insan silüetine bürünüp, sokaklarında yürürsün hayatın. Kirli gelir her sokak başı ve sen her sokaktan geçtiğinde daha da kirlenirsin. Hayatın böyle garip kuralları vardır ancak; ne yaptıysa insanlık kendi kendine yapmıştır. Ve hep karşı tarafını suçlamıştır.

Böyle böyle çoşkun bir dalga gibi büyüyen sevgisizlik; yüzleri asık, hayatları çekilmez bir toplumu inşa etmiş ve sistemli bir işkenceye döndürmüştür yaşamı.. Bu gereksiz koşturmacalarda, kazananın olmadığının ve yenildiğimizin farkındayız.. Ama nedense, vazgeçemiyoruz.. Vazgeçmiyoruz..

KorsanKalem 02.40 19.03.2014

Kategoriler: Eskiler