Koskoca bir sessizlik kaldı şehirden arda kalan.. Ve henüz yeni kaplamıştı gökyüzünü bulutlar.. Böcek cızırtıları ve denizin bitmek bilmeyen uğultusuydu içime dolan.. Tek tük geçen arabaların mekanik sesleri olmasa ölmek için en mükemmel anlardan birisi olabilirdi.. Ama yaşarken mükemmele ulaşamamışken, ölümün mükemmel olmasını beklemek ahmakça olur.. Herkes uyuyor şimdi yataklarında.. Herkes yeni bir gün hırsıyla sarılıyor yataklara.. Yeni günde aynı savaşları vermek için güçlü olmalılar.. Güçsüzlerin dünyası olmadı hiç bu dünya.. Onlara sunulan tabaklar genellikle pisti.. Ve kibir yüklü güç budalalarının hayatı anlattığı kadarıyla görebiliyorduk düşlerimizde.. Onlar iyiye, güzele, mükemmele dair ne varsa görüp geçirmişlerdi.. Ve güçsüzlerin bunları görmeyi bırakın, zaman ayıracak bile vakitleri olmadı hiç.. Güçsüzler sırtlarındaki yüklerin ağırlığında ezilmeye mahkum edilmişlerdi çok öncelerden..

İyi kıyafetler giyerlerdi.. İyi yemekler yerlerdi.. İyi okulların, havalı bölümlerinde baba parasının hoyratlığında okurlar ve gelecekte yakalamayacağımız bir güce sahip, kibir beyefendileri-kibir hanımefendileri olurlardı.. Çamura değmemiş elleriyle, yaşamaya dair ne varsa yok eden bir zihniyeti hayatlarına destur ederek, kendinden aşağıda gördüklerine her daim kötü muamelede bulunmaktan çekinmezlerdi.. Hayatı çözmüşlerdi beyefendiler-hanımefendiler.. Bazen gittikleri yabancı ülkeleri anlatır, bazen adını söylemekten bile iğreneceğim yemeklerin lezizliğinden bahsederlerdi.. Çok iyi hayatlara sahiptiler, hiç dövüşmemişlerdi sokaklarda.. Yada hiç öpüşmemişlerdi arka bahçelerde.. Bir sahil kasabasında üşümemek için içmemişlerdi 5 liralık şarabı.. Onların içtikleri milyonluk lokantalarda gargara yapılan şaraplardan başkası değildi..

Eve geldim.. Ayna da bir süre soluk tenime baktım.. Dağınık saçlarım hayatımla paralel bir seyir izliyordu..  Her zamanki bunaltıcı hava mevcuttu odalarda.. Her odadan bir pencereyi açtım.. Derken salonun kapısı çarptı.. Ani bir patlama etkisi gibi.. Biran öylece durdum.. Gözlerimi kitaplarımın üzerinde gezdirip zamanın geçtiğini hissetmeye çalıştım.. Çalışan bir saatim olsa, çıkardığı sesten zamanın geçtiğini anlayabilirdim.. Ama saatim bozuk.. 04.40’da takılmış durumda.. Zaman kavramı da çok ilginç aslında.. Her şeyin iki türlü söyleniş yolu var.. Hatta istersek sayısız şekilde de aynı saati belirtebiliriz.. Ama bozuk bir saatin içselleştirdiğim duygularım dışında bendeki önemi yok denecek kadar az.. Günde iki kere doğruyu gösterme zırvalıklarına da hiç girmeyeceğim.. Böyle kalıplaşmış fikirler benim içimi karartıyor.. Aslına bakarsanız günümüzde insanlar kurulmuş robotlar gibi.. Devamlı bir döngüde yer alıyorlar.. Bundan dolayı çoğunlukla saatlere bakmanın bir önemi yok; hayatın o dinamizmine kendini bırakıp sürüklenerek de zamanın geçtiğini algılayabiliriz.. Ama bu süreç daha zor ve acı verici olacaktır..

Zamanı bizlere efendilerimiz veriyor.. Yani efendilerimizin bahşettiği ölçüde zamanı değerlendiriyoruz.. Onun dışında güçsüzlüğümüzden yakınıp, bu sistemi değiştirmek için bir çaba sarf etmememiz ayrı bir yanılsama.. Ama güçsüzlüğün yanında, içimize saldıkları korkunun da buna etkisi yok değil! Güçsüzlüğün gücünü kullanmak cesaretini yakaladığımız gün, gücümüzü kullanmaktan çekinmeyeceğiz.. Ama şimdilik güzel yarınların umuduyla uyumak zamanıdır.. Bir ömrü uyuyarak geçiren nice insanlar tanıdım.. Bazen özendim de onlara.. Bir ayrıntının, gereksiz bir ayrıntının peşinden sayısız fikir türetme telaşına kaptırmışlar kendilerini.. Oysa basite indirgendiği zaman sanki daha bir güzel yaşamak.. Tüm renkleri hissederek ve kokuları içimize çekerek yürümek dosdoğruca.. İnanmıyorum çözümsüz sorunların varlığına, savaşların haklılığına ve politikacıların konuştuklarına..

Ben oturup çay içebileceğim insanların, benim yaşam haklarıma ve isteklerime karşı katı bir tutumda bulunulmasına karşıyım.. Özgürlüğü ve hoş görüyü içimize sindirebildiğimiz zaman aşılacaktır bütün barikatlar.. Bu savaş ve zulüm bitecektir elbet.. Yanılıyorlar siyaset bilimciler ve tarihin sağını solunu çekiştirenler.. Geçmişlerin davalarını bir kenara atmadan geleceğin barışlarını inşaa edemez hiçbir ideoloji.. İnsanı, hayvanı ve tabi ki de tüm bunları içine alan doğayı tanımadan ve bu üç denklemli yaşam döngüsüne saygı duymadan var olamayız..

Koskoca bir sessizlik kaldı şehirden arda kalan.. Ve henüz yeni kaplamıştı gökyüzünü bulutlar.. Böcek cızırtıları ve denizin bitmek bilmeyen uğultusuydu içime dolan.. Tek tük geçen arabaların mekanik sesleri olmasa ölmek için en mükemmel anlardan birisi olabilirdi.. Ama yaşarken mükemmele ulaşamamışken, ölümün mükemmel olmasını beklemek ahmakça olur.. Herkes uyuyor şimdi yataklarında.. Herkes yeni bir gün hırsıyla sarılıyor yataklara.. Yeni günde aynı savaşları vermek için güçlü olmalılar.. Güçsüzlerin dünyası olmadı hiç bu dünya.. Onlara sunulan tabaklar genellikle pisti.. Ve kibir yüklü güç budalalarının hayatı anlattığı kadarıyla görebiliyorduk düşlerimizde.. Onlar iyiye, güzele, mükemmele dair ne varsa görüp geçirmişlerdi.. Ve güçsüzlerin bunları görmeyi bırakın, zaman ayıracak bile vakitleri olmadı hiç.. Güçsüzler sırtlarındaki yüklerin ağırlığında ezilmeye mahkum edilmişlerdi çok öncelerden..

İyi kıyafetler giyerlerdi.. İyi yemekler yerlerdi.. İyi okulların, havalı bölümlerinde baba parasının hoyratlığında okurlar ve gelecekte yakalamayacağımız bir güce sahip, kibir beyefendileri-kibir hanımefendileri olurlardı.. Çamura değmemiş elleriyle, yaşamaya dair ne varsa yok eden bir zihniyeti hayatlarına destur ederek, kendinden aşağıda gördüklerine her daim kötü muamelede bulunmaktan çekinmezlerdi.. Hayatı çözmüşlerdi beyefendiler-hanımefendiler.. Bazen gittikleri yabancı ülkeleri anlatır, bazen adını söylemekten bile iğreneceğim yemeklerin lezizliğinden bahsederlerdi.. Çok iyi hayatlara sahiptiler, hiç dövüşmemişlerdi sokaklarda.. Yada hiç öpüşmemişlerdi arka bahçelerde.. Bir sahil kasabasında üşümemek için içmemişlerdi 5 liralık şarabı.. Onların içtikleri milyonluk lokantalarda gargara yapılan şaraplardan başkası değildi..

Eve geldim.. Ayna da bir süre soluk tenime baktım.. Dağınık saçlarım hayatımla paralel bir seyir izliyordu..  Her zamanki bunaltıcı hava mevcuttu odalarda.. Her odadan bir pencereyi açtım.. Derken salonun kapısı çarptı.. Ani bir patlama etkisi gibi.. Biran öylece durdum.. Gözlerimi kitaplarımın üzerinde gezdirip zamanın geçtiğini hissetmeye çalıştım.. Çalışan bir saatim olsa, çıkardığı sesten zamanın geçtiğini anlayabilirdim.. Ama saatim bozuk.. 04.40’da takılmış durumda.. Zaman kavramı da çok ilginç aslında.. Her şeyin iki türlü söyleniş yolu var.. Hatta istersek sayısız şekilde de aynı saati belirtebiliriz.. Ama bozuk bir saatin içselleştirdiğim duygularım dışında bendeki önemi yok denecek kadar az.. Günde iki kere doğruyu gösterme zırvalıklarına da hiç girmeyeceğim.. Böyle kalıplaşmış fikirler benim içimi karartıyor.. Aslına bakarsanız günümüzde insanlar kurulmuş robotlar gibi.. Devamlı bir döngüde yer alıyorlar.. Bundan dolayı çoğunlukla saatlere bakmanın bir önemi yok; hayatın o dinamizmine kendini bırakıp sürüklenerek de zamanın geçtiğini algılayabiliriz.. Ama bu süreç daha zor ve acı verici olacaktır..

Zamanı bizlere efendilerimiz veriyor.. Yani efendilerimizin bahşettiği ölçüde zamanı değerlendiriyoruz.. Onun dışında güçsüzlüğümüzden yakınıp, bu sistemi değiştirmek için bir çaba sarf etmememiz ayrı bir yanılsama.. Ama güçsüzlüğün yanında, içimize saldıkları korkunun da buna etkisi yok değil! Güçsüzlüğün gücünü kullanmak cesaretini yakaladığımız gün, gücümüzü kullanmaktan çekinmeyeceğiz.. Ama şimdilik güzel yarınların umuduyla uyumak zamanıdır.. Bir ömrü uyuyarak geçiren nice insanlar tanıdım.. Bazen özendim de onlara.. Bir ayrıntının, gereksiz bir ayrıntının peşinden sayısız fikir türetme telaşına kaptırmışlar kendilerini.. Oysa basite indirgendiği zaman sanki daha bir güzel yaşamak.. Tüm renkleri hissederek ve kokuları içimize çekerek yürümek dosdoğruca.. İnanmıyorum çözümsüz sorunların varlığına, savaşların haklılığına ve politikacıların konuştuklarına..

Ben oturup çay içebileceğim insanların, benim yaşam haklarıma ve isteklerime karşı katı bir tutumda bulunulmasına karşıyım.. Özgürlüğü ve hoş görüyü içimize sindirebildiğimiz zaman aşılacaktır bütün barikatlar.. Bu savaş ve zulüm bitecektir elbet.. Yanılıyorlar siyaset bilimciler ve tarihin sağını solunu çekiştirenler.. Geçmişlerin davalarını bir kenara atmadan geleceğin barışlarını inşaa edemez hiçbir ideoloji.. İnsanı, hayvanı ve tabi ki de tüm bunları içine alan doğayı tanımadan ve bu üç denklemli yaşam döngüsüne saygı duymadan var olamayız..

KorsanKalem 1708.2013 19.10

Kategoriler: Eskiler