Bir telaşla evden attı kendini.. Sokağın o hazin tablosuna baktı ve karşı komşuyu selamladı, her zamanki gibi.. Adımlarını hızlandırdı.. Adeta koşturuyordu. Biran ceplerini yokladı ve telefonunu evde unuttuğunu anladı.. Ama artık çok geçti! 08.45 otobüsünü kaçırmamalıydı..

Haftanın üç günü, girdiği bu sokakta eylem yapılırdı.. Ne yazık ki o gün de eylem yapılıyordu.. Üstelik sevmediği yeşil parkalılar yapıyordu eylemi.. Oradan geçmek zorundaydı.. Rastlantı o ki giydiği kaban; eylemcilerinkinin parkalarının bir kopyası, bir benzeriydi..

Ortalık kan revan içindeydi.. Polis olanca gücüyle kullanıyordu jopunu, biber gazı ortalığı adeta velveleye vermişti.. Adımlarını hızlandırırken, bir kız ilişti gözüne.. Polis kızın saçlarından tutmuş sürüklüyordu.. Biran duraksadı, ne yaptı ki bu kız bunu hakedecek? Diğer polis karnını tekmelemeye başladı.. Ama gitmeliydi, hiçbir olaya bulaşmadan biran önce memuriyetinin gerekliliğini yapmalıydı.. Olanları görmeden, odasına gidip, binlerce saçma işle uğraşmalıydı ve önce 08.45 otobüsüne yetişmeliydi..

Uzaklaşırken, kulaklarında yankılanan sözler kalbini durdurdu.. “Vurmayın, ben hamileyim..” Elindeki çanta kendiliğinden düştü yere.. O anda orada dayak yiyen gençlerden hiçbir farkı yoktu.. Oysa beş yıllık devlet memurluğu için ne kadar da didinmişti.. Herşeyi yırtıp attı.. Kızın saçlarından sürükleyen polise, yılların verdiği o ezilmişlikle vurdu.. Ardından kızın karnını tekmeleyenin üzerine atlayarak sıkı bir boğuşmaya girdi.. Bir süre herşey susmuştu, kendinin olmayan bir savaşa girmişti.. Aslında yıllarıyla dövüşüyordu..

Sırtına birşeyler iniyordu, eli yüzü kan içinde kalmıştı, dudakları patlamıştı.. Bir kolu belki de kırılmıştı, hissetmiyordu.. Polis önce hastaneye götürdü, doktor iyi olduğuna karar verdi.. Sesi çıkmıyordu ve hiçbir ses işitmiyordu.. Gözaltında bir süre tuttular.. Biraz baskı biraz hakaret ve salıverdiler.. Konuşmuyordu ve alacağı dersi almıştı polislerin gözünde.. Karakoldan çıkınca onu gördü.. Yerde sürüklenen, tekmelenen kızı.. Gülümsüyordu, koşarak geldi yanına ve sarıldı..

-Nasılsın? Canın yanıyor mu?

-Yok iyiyim, yani idare eder..

-Sen bizim okuldan değilsin, neden beni korudun?

-Bilmem, bilmiyorum..

-Adın ne senin?

Ve hayat tüm sümüklü burunlara rağmen devam ediyordu..

 

KorsanKalem

Kategoriler: Eskiler

2 yorum

gercekcihayalperest · 23 Mart 2012 21:40 tarihinde

Hikayeler yarım bırakılmamalı..hele de böyle derinlere dokunanlar..

23 · 27 Mart 2012 00:03 tarihinde

Hikaye yarım değil. İzleyiciye bırakılmış.

– Belki beraber konuşurlar bir miktar, kız davası bildiği konuyu anlatır. Adamın gözü kızın karnındaki bebeğe erişir, hangi savaşın, kimin savaşına gözlerini açacağını merak etmiştir…

– Belki de birşey söyleyemez, gözlerinden yaşlar süzülerek evine gider. Gençliğini, birşeylere, herhangi birşeye kendini adayabildiği günleri hatırlamak ister. Uzaktır, gelmez bir türlü aklına ismi gibi. Liseden sonra hayat çıkmıştır kocaman önüne, daha gözlerini açmadan memur olmak zorunda hissetmiştir, düzene ağlar, amaçsız günlerine ağlar.. Sonunda uyuyup, uyandığında ise sabah olmuştur, hazırlanıp işine gider..

– Ya da hiç birşey söylemesin, Korsan’ın bıraktığı gibi uzunca yutkunsun bir miktar. Sonra sadece uzaklaşıp gitsin..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir