Önce kustum ortalık yere.. Masalardaki iğrenmiş gözler üzerimdeydi.. Ben de onlardan iğreniyordum.. Tuvalette, aynada yansıyan yüzüme baktım.. Yıllar çok şey götürmüştü.. Şehirler , arabalar eskitmiştim ve kadınlar hep terk etmişti beni.. Caddeler yalnız başıma yürürken, benim olmayan kavgalarda dayaklar yemiştim.. Dikiş tutturamamak diyorlar şimdilerde.. Evet.. Beceriksizdim o konuda.. Ve midem ağrıyordu.. Böbrek hastasıydım az biraz.. Ölecektim.. Ölecektik.. Bunu hiç dert etmedim kendime.. Dert ettiğim şeyleri de attım hep içime.. Mizacım böyleydi, çatılmış kaşlarımın bir anlık denemesiydi gülümsemelerim.. Hemen ardından ya ağlar, ya sinirlenirdim.. Annem.. Benim güzel annem hep derdi.. “Birden parlıyorsun oğlum sen..” Birden parlardım.. Barut gibi.. Sonra kendi kalbimi un ufak edip yığıldım bir köşeye.. İçerdim.. Sık sık.. Tek tek.. Nadiren ve aklıma geldikçe.. Çoğu kez kadınlar itti o bataklığa.. Çoğu kez anlamak istemediler beni.. Geceler hep uzun gündüzler ise uykusuzdu.. Uyumayı hep hayal ederdim.. Uyuma hayalleriyle yaşardım, birçok insan gibi.. Herkes bir yerlere yetişirdi sabahları.. Ben o uzun ve huzursuz yolu giderken, çok kişiyi tanırdım, mutsuz.. Mutluluğa her inandığımda bir zincir halkası daha kopuyordu.. Koptukça, yukarıdan uzunca bir zincir gelip sırtıma iniyordu.. Sırtım kan içinde kalıyor ve her kopan halkada, uçuruma birkaç adım daha atıyorum.. Uyumak istiyorum.. Ebedi..

KorsanKalem 11.10.12 02.49

Kategoriler: Eskiler