Yitenler.. Yitip gidenler.. Toprağa düşenler.. Ölüm çok soğuk ve saflar hep üzgün oldu, yıllar yılı.. Helal olsun varsan eğer! Hakkım helal olsun, bizler için ufacık eğildiysen, azıcık yorulduysan.. Yok öyle tepeden izliyorsan, hakemler gibi; ofsaytta kalacağım ve sert oynayacağım vereceğin cezaları görebilmek için! Dağıtamadığın adaletin mahkemesinde kollarımın tanıklığıyla yargılayacaksın beni, bilmem kaç santigrat beni beklemekte yani.. Ama karşı davayı da ben açacağım! Neden çizmedin alın yazsını insanın? Neden? İhtiyacın mı vardı ki!!  Neyse..

Geceden beri yağıyordu yağmur, durmadı pek.. Birkaç kere dışarıya çıkıp usulca ıslandım.. Islanmayı severim, yağmur kokusunu ve yağmurun getirdiği hüznü.. Hüzün, hayatın her anında vardır aslında ama bulutun taşıdığı hüzün yüklü damlaların toprakla buluşması farklı gelir bana.. Para babası için basit bir doğa olayıdır.. Bakış farklılığı işte..  Böyle bir zamanda toprakla bedenin buluşması insanı daha bir hüzünlendiriyor.. Hakkımın hiç geçmediği bir insana veda etmek ağır geldi bugün bana.. Hava deli gibi yağarken, toprak olmak.. Yüzlerde belli belirsiz hüzün.. Ağaç hışırtıları, içimize sızan su damlalarının verdiği ürperti, eski mezarlar ve tarihin bıraktığı taş kütleler, yeşilin çeşitlenmesi, kürek sesleri eşliğinde merasim..  Uzaktan öylece izledim, soluksuz, biraz hüzün dolu ve kederli..

Herşey bittikten sonra uzaklaştık.. Şehir merkezinde baya bir ıslandıktan sonra dandik bir şemsiye aldık.. Şemsiye bozulduktan sonra bıçak olarak kullanılabilecek parçaları var, parmağımı iki yerden kestim açarken..Diyebilirsiniz tabi o senin beceriksizliğin diye! Evet inkar etmiyorum o benim beceriksizliğim.. Hiç saklamadım zaten, ama o parçaların da keskin olma gerekliliği yok sanıyorum..

Lokantaya geçip karışık bir yemek yedim.. İdareydi yemek ama doyduk.. Sokak sırılsıklamdı bir süre lokantanın camından aşağıdaki hayatı izledim. Trafik sıkışmış, sabırsız yavşaklar kornalarına basıyor, lise dağılmış öğrenciler evlerinin yolunu tutuyorlar, kimisi sevgilisinin elini.. Bir simitçi radyosundan şarkı açmış onu dinlemekte, ki o simitçi için polis olduğu söylentisi var.. Ajanlığı karanlık işleri seviyoruz, heryere sivil polis koymalı aslında, tüm bakkalları polisler işletmeli mesela ve kapıcılığı da polisler yapmalı ki en temelden önlemler alınsın kapıcı ve bakkal bir mahallenin-apartmanın, her şeyini bilirler zira..

Yaşamayı beceremiyoruz ve yaşayamadan ölüp gidiyoruz. Hepsi bu, özet yani.. Hepimiz kalıp sabunlar gibiyiz, aynı kokuda aynı renkte.. Birkaçı taşınırken şekil değiştiriyor işte ve belki de onlar çok değerli oluyor.. Sen sıradanlığınla, eriyip gidiyorsun.. Toprak oluyorsun..

KorsanKalem

Kategoriler: Eskiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir