Baktım olmuyor, uyumayı seçtim. Ama uyku da huzur işi. Uyuyamadım. Yatağın içinde küçüldükçe, gece ilerledi. Sabaha evrildi. Sabah uykusunu alamamış her insan gibi, tatsız bir günle kucaklaştım. Önümden geçip giden dolmuşa bakarken, okulu asmakta olan gençlerin bir sigarayı elden ele döndürüşlerine gözüm takıldı. Bir an o çemberin arasına karışıp sigaranın bana uzatılmasını hayal ettim. Sonra otuz yaşımın utancıyla, dolmuşu bekleyeceğim yere ağır aksak yürüdüm. Okuyup bitirmem gereken, ancak uzadıkça uzayan kitaplarımın ve yazı yazdığım laptopun içinde olduğu çantamın ağırlığında eziliyordu bedenim.

Dolmuş olanca yavaşlığıyla yaklaştı ve ben her zamanki tedirginliğimle dolmuşa ilk adımımı attım. İlerlerken iki liralık yolculuğumda, şehrin insanlarının anlık görüntüleri akıyordu cam kenarındaki yalnızlığımla…

Gün aynı hüzünlerle, aynı saçmalık ve bilinmezliklerle geçerken; içinde olduğum hikâyede piyon zaaflarım sıralanıyordu. Belki zar tutmayı öğrenebilsem geçecekti tüm bu süreç. Sonunda muvaffak bile olabilirdim. Ama hileli zarlarla bezenmiş bu oyunda, ben saf bir oyuncuydum sadece! Kazananın hak eden olmasını arzuladım. Kazanan, sadece kazanandı. Kırıp dökerek, oyun içinde oyunlar kurarak ulaşılıyordu bu zafer denilen şeye!

Temiz olanı seçtiğim günden bugüne, daha da kirlendi bu dünya. Kalbime ulaşmadıysa bile, ellerime bulaştı bu kir… Şimdi belki de tek derdim, ellerimi temizlemek. Ellerimi temizlerken sıçıp sıvama ihtimalim de var bir yandan. Bu yüzden tedirginim…

Bir süre sonra işler, aklımızın öngördüğüyle tezatta düşebiliyor. Doğru olduğunu bildiğin yol, yanlış duvarlara toslatabiliyor. Yani işler tersine dönüyor. Benim işlerimin genel özelliği; her an her şeyin tepe taklak olma ihtimalinin çok yüksek olmasıdır. İşte bu şansım-şanssızlığım hayatın her anında peşimi bırakmayan bir illete dönüştü. Şimdilerde içime attığım onlarca şey, içimdeki kocaman bir kazanda çorba oldu. İçmeye cesaret gerekiyor. O cesarete sahip pek insan da yok. Zaten kim kimin umurunda ki şu hayatta, sevdiklerimizden başka…

Baktım olmuyor, uyumamayı seçtim. Çünkü uyumaya çalıştıkça uyuyamıyorum. Uyumamayı seçersem, bir ihtimal uyuyabilirim diye düşündüm. Sonra perdenin köşesinden gözüme gökyüzünün küçücük bir alanı göründü ve bir yıldız kaydı tam o alandan. Gök bir anlığına aydınlandı.

Yataktan kalktım ve balkona çıktım. Bir süre balkondan gökyüzüne baktım. Gökyüzünde bir tane bile yıldız kalmamıştı. O an düşündüğüm tek şey, yıldızların varlığının huzurlu olduğuydu ve belki de yatakta gördüğüm o yıldız gökyüzündeki son yıldızdı!

Bir daha hiç bakmadım gökyüzüne. Çünkü biliyorum, yıldızsız bir geceye bir daha asla katlanamam!


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir