Gereksiz İnsanlardan Sıkılmıyor Musunuz?

                Kusmuk gibiydi.. Sıçmık gibi.. Öyle boktan bir pizza yaptım ki, hayatımda yediğim en kötüsüydü.. Soğuk yatağa daldım önce.. Biraz uyur gibi yaptım.. Hiçbir şey ifade etmiyordu uyumak.. Anlamsızdı ve soğuk bir odada pek başarılı değildim uyku konusunda, kim başarılıydı ki?..

                Kirli ellerle yapılan her şey daha bir anlamlı geliyor bana.. Temiz eller gösteriş budalalılığından başka bir halt değildir..  Bir sürü pis adam biliyorum, dünyayı temizlemekle meşguller.. Ve savaş standartlarında kahramanlar hijyenik petlerle gezmiyorlardı.. Bok da kokardı o meydanlar, kan ve barut dışında..

                Bir budalayla laf dalaşına girmek zevkli aslında.. Ona öğretilen birkaç dağdan ve birkaç ormandan bahsedip duruyor.. Ve kibri, göz kapaklarından daha etkili bir şekilde kapamış gözlerinin üzerini.. Yani katarakt ameliyatı bile kurtaramaz böyle safsoğanları.. Safsoğandır onlar.. Anadolu’da masanın üzerinde yumrukla ezerler ve afiyetle yerler onları.. Ama bunlar medeni, bunlar zengin kentlerde ülke fedailiğinde bir numaradırlar.. Görmemişlerdir zulmü ve yoksulluğu.. Biz de severiz hayvanları ama insan olmayı bilmeden ve insanlık bilincine erişmeyip hayvanca yaşayanlaradır bizim kızgınlığımız.. Tabuları sırtlayıp, fedai kesilen zorbalaradır onlar! Dalkavukluklarını ardına aldıkları binlerle göstere göstere sergiliyorlarken, dimdik duran kim varsa yok etme telaşını hemen hissediyorlar..  Ama yok olamayacağız!

                Komik geliyor çoğunlukla..  Salgın gibi yayılan, böcek sürüleri görüyorum kentte.. Yanımdan geçiyorlar ve aklımı yitiriyorum.. Nasıl? Nasıl takım elbiselerinin altına saklanıp dimdik yürüyebiliyorlar ki? Her şeyin tekrarladığı ve bayağı bir hal aldığı günümüz tiyatrolarında, sokak aralarında düzüşen veyahut geberen insanların varlığı beni endişelendiriyor.. Bir gün sikilmek ya da ölmek isteyeceğim en son yer bir arka sokaktır!

                Suratına sıçacağım adamlar var yeryüzünde.. Ağzıma ne gelirse sövüp sayacağım cinsten adamlar bunlar.. Bir halta yaramayıp, sikinin doğrultusunda gösteriş yapanlar.. Caka satarlar önüne gelene..  Ve hayatımıza yön verirler çoğunlukla bu hıyarlar.. İnsanlardan tiksiniyorum.. Midemi bulandırıyor yağlı suratları..  Güzel bir evde sevdiğimle bir başıma yaşama hayali kurmaktan başka yapılacak çok şey yok.. Çoğunlukla çaresiz kalmak, çaresizliği öğrenmek ve kabul etmek; diğerleri gibi olma sonucunu doğuruyor.. Aynı renkte olmayacağız ve aynı şeylere gülmeyeceğiz..

KorsanKalem 14.01.13 23.46

Benzer Yazılar

  • Bar geceleri..

    Bunca kelime nasıl çıkıyordu ağızlardan? Ve bu sesler ne karmaşık! Her masada ayrı düzen, her masada ayrı dünya vardı.. Güzel kadınlar, çirkin erkekler, keller, basurlular ve bel fıtığından muzdarip enayiler.. Sol kolu kangren olmuş bir ihtiyar bile vardı.. Kimse öbür şişede ne olacağını bilmiyordu.. Bir kız henüz çıkmıştı tuvaletten ve kusmaktan gücü kalmamıştı neredeyse.. Ama…

  • Bir sevgiyi büyütmek, bu zamana dair değil!

    Dedem at arabasıyla bostana giderken, bilmediğim türküler söylerdi. Bir keresinde yolda karşımıza bir araba çıktı. Az daha kaza yapıyorduk. Bir küfür savurdu hemen. Ama öyle ağır bir küfür değildi. Sanırım “deyyus” gibisinden bir şey… Dedem, karpuz ekiyordu. Karpuzlar o zamanlar farklıydı. Büyük çekirdekleri vardı. Baya kabak çekirdeği kadar büyüktü çekirdekleri. Hatta onların da içi yenilirdi….

  • Yazmak,Günümüz Yazarları ve Daktilom Hakkında

    Bir o kadar kolaydı yazmak, çizmek, fotoğraf çekmek.. Şu günlerde hepsinden sıkıldım, herkez kendi aleminde nede olsa!! Ha tabi tutkumdur benim yazı ve fotoğraf.. Ama ne bileyim, küstahlaştığımı düşünüyorum. Herkez yazabilir, herkez fotoğraf çekebilir. Herkez aklına koyduğu herşeyi pek ala yapabilir. En iyisini yapabilirsiniz inanın yeter.. Küstahlaşabilir insan yazarken. Zira yazmak, yada yazacak bilgi ve…

  • Düz yazı..

    Ölüm uykusuna yatmış gibiydim.. Geç kalktım.. Delice yağıyordu yağmur.. Hava buz.. Gök karanlık.. Ev dağınık ve kirli.. Yeryer rutubet kokuyor.. Köşelerde örümcek ağları.. İçin için ağlayan bir ev.. Acizliğin yağlı boya tablosu gibiydi.. Biraz dolandıktan sonra giyindim.. Artık botların zamanıydı.. Kirli botlarımı severim.. Onları da ayağıma geçirip, attım dışarıya kendimi.. Boş sokaklar.. Yazın ana avrat…

  • Yanlış Giden Bir Şeyler Var…

    Ben her gün kendi kendime konuşuyorum. Genelde sorular soruyorum. En sevdiğim soru ‘Neden?’… Neden böyle? Neden değişmiyor? Neden kırık? Neden dökük? Neden yarım? Neden yaşıyorum? Neden? Neden? Neden? Bu her gün tekrarlayan soru ayinin sonunda, yaklaşık 3 saat hiç konuşmuyorum. Çünkü soruların bir cevabı olmalı. Cevaplar ise, hep can yakar bizim tarihimizde… Ya da cevapsız…

  • İlaçlarımı saati saatine alıyorum; ama yine de mutlu değilim doktor bey..

                    Ne yaptığımı bilmiyordum.. Anlamıyordum, anlatamıyordum.. Kendimden uzaklaşırken, kırık dökük bir  tekneyle ilerlediğimin farkındaydım.. Akıntıya kapılmıştım, batıyordum.. Kalbim kirli kanı damarlarıma pompaladıkça, çatıyordum kaşlarımı.. Ölüyordum.. Ağzıma kan kokusu geliyordu, kan kokusunu tadıyordum.. Başım dönüyordu.. Bir şeyler kopuyordu hissediyordum.. Bir hücre olabilirdi bu.. Bir hücrem yok oluyor olabilirdi o anda…..