Rahatlama Anı..

                Yarın işe gidecek olmak yada yarın gidecek işinin olmaması ne kadar kötü.. Yarın akşam dönecek işinin olması ne kadar kötü yada yarın akşam iş arayıp işsiz olarak eve dönecek olmak ne kadar kötü..

                Bu döngüde, saflar keskinleşmişken; ben seçemiyorum.. Yollar düğümleniyor, gözüme toz kaçıyor ve bir göt, çamur sıçratıyor fiyakalı arabasıyla.. Sonra bir anda kendime dönüyorum; yani bedenim bölünüyor.. Yüzüme beynim bulaşıyor.. Sidik borum kopuyor ve pislik boşalıyor yerlere.. Bunu görenler kusmaktan çekinmiyor.. Bir sirk hayvanını izler gibi izliyorlar olanları.. İğrendikleri, korktukları, çekindikleri şeyleri hep böyle gözlerle izlerler..! Korku ve merak, biraz çekinme.. Ama bok kokusunu duymadan rahat etmez insanoğlu..

                Bir süre insanların arasına karışıyorsun.. Kendi sorunlarını unutmayı seçip.. İzliyorsun onları, onların koşuşturmacalarını.. Sıraya girişlerini.. Saatlerine bıkkın gözlerle bakışlarını.. Otobüsten inişlerini ve o sıkışıklıkta yer edinişlerini.. Dakikalar değer mi yitiriyor yoksa anlamlanıyor mu, inanın bilemiyorum.. Ama zaman geçiyor bunun farkındayım.. Köhne bir odanın birinde kırık bir sandalye üzerinde yazmaktan sıkılmadığımı biliyorum bir tek.. Gerisi üzerine sadece tutarsız bir kaç kelam edebilirim.. Kimi zaman kusar gibi olur söylediklerim.. Karmakarışıktır kusmuklar..

                Ve araya kaçmışken bir don gibi, bankacıların her gün tekrarladıkları yalanları düşünüyorum.. Rahatsız olmuyorlar mı yattıklarında? Trilyonluk sikişlerin yapıldığı bankalarda süs bitkilerinin manasızlığı takılıveriyor o vakit aklıma.. Öylece duruyorlar ve hangi misyonu tamamladıklarını inanın bitkiler de dahil kimse bilmiyor ve kimse farkına bile varmıyor orada sadece yaşamak ve yaşatmak için olan tek şeyin o bitkiler olduğunu..

                Banka müşteri temsilcilerinin özel kabinlerinde çeşitli pozisyonlarda düzülen insanlar geliyor aklıma.. Attıkları her imzada ayrı bir zor pozisyonu deniyor gibi ofultular çıkarırken.. Ve sıradakiler rahat koltuklarda kaykılırken, az sonra hayatlarına girecek olan yüzdelerin farkındalığından çok uzaktalar..

                İşte bitiyor.. Son imza ve bankacının yüzündeki o tebessüm.. El sıkışma ve ayrılış.. Yeni bir borç milyarderine daha merhaba! Saygı duyun! Ve sıradaki.. Herkesin gözleri o dikdörtgen kırmızı sıra göstergelerinde.. Yapaylık ve mekanik bir buhran.. Ellerinde numaratörün verdiği sikindirik fişle, sıranın beklenmesi.. Bunu her ay tekrarlayan insanlar var ve bu delilik! Sıra fişleri gün sonunda yığılır ve akşam olur.. Bankanın zemini parlatılır, zira hijyenik düzüş merkezleridir bankalar, tabi paranın kirini göz ardı edersek!

                Herkes her şeyin bilincinde.. Herkes her şeyin bilincindeyken, hiçbir şey yapmıyor! Herkes her şeyin bilincine varıp bir şey yapmıyorsa; ben her şeyin farkında olmaktan çok sıkılıyorum.. Zira insanlar bir şeylerin farkına varıp kılını dahi kıpırdatmadıkları vakit, benim her şeyin içine sıçasım geliyor ve tabi ben bu kadar görgüsüz değilim! Klozetimi herkesin yüzünü düşünerek kullanıyorum, rahatlamanın hazzı yada ufak bir boşalma anı gibi bir şey olsa gerek..

KorsanKalem 30.01.2013 23.33

Benzer Yazılar

  • İyi ölürüz biz!

    Koparmak geçiyor içimden, yol kenarında düzensiz büyümüş ağaçların yapraklarını. Boylu boyunca uzanıyorum, Tenha, sessiz ve gölgelik alanlarda. Tüm yol işaretlerine ve tabelalara dokunuyorum Parmak ucumla, Muziplikten değil, İz bırakmak derdim. Zaten doğum ve ölüm arasındaki Tek derdimiz olan şeydir bir iz bırakabilmek hayata.. Hayat bizim izlerimizi umursamasa da! Ve insanlar otomobilleriyle vızır vızır arılar gibi…

  • Papatya Hüznü

    Sevdaya ve insana dair, Bir şeyler yazmak da zor bu devirde! Zira eksik, İnsanlığa ve sevdaya dair şeyler… Umutsuzluğa kapılmamak çocukların işi Oysa çocuklar bile, Henüz yaşamadan çocukluklarını, Hayat kavgasına atılmış! Rezil günlerden geçiyoruz, Her bir gün biraz daha utanıyoruz Her bir gün biraz daha hüzün kaplıyor göğüs kafeslerimizi… Telleri olmayan eski bir mandolin gibiyiz…

  • Yanlış Giden Bir Şeyler Var…

    Ben her gün kendi kendime konuşuyorum. Genelde sorular soruyorum. En sevdiğim soru ‘Neden?’… Neden böyle? Neden değişmiyor? Neden kırık? Neden dökük? Neden yarım? Neden yaşıyorum? Neden? Neden? Neden? Bu her gün tekrarlayan soru ayinin sonunda, yaklaşık 3 saat hiç konuşmuyorum. Çünkü soruların bir cevabı olmalı. Cevaplar ise, hep can yakar bizim tarihimizde… Ya da cevapsız…

  • Pisliğin İçinden Bildiriyorum..

    İnsanlar hep aldanıyorlar aslında.. Aldatıyorlar kendi kendilerini.. Kandırıyorlar türlü yalanlarla.. Değersizleşiyorlar ve değerli olan ne varsa, değersizleştiriyorlar.. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor toplumun içinde.. Kirli telaşlarla, bembeyaz rüyalara saldırıyorlar.. Yani güneş doğduğu gibi batmıyor; insan uyandığı gibi yatmıyor yatağa.. Çoğu kez canın sıkılıyor.. Saçma ve gereksiz olaylardan.. Çoğu kez tökezlemeni bekliyorlar.. Tökezleyip yere kapaklanmanı.. Kapaklandığında…

  • Benim yazabildiklerim.. (Aslında hiçbir önemi yok!)

    Aptallık bu, bu delilik, bu ölüm.. Güzel sözler söylemeyi amaç etmedim hiç.. Hiç iyi bir adam olmak niyetinde değildim.. Önümüzdeki bunca örneği görmüş olmama rağmen bile bile beyaz olamazdım.. Uslu çocukluk bana göre değildi.. Yumruğun hep sağlamını yemeyi düşlerdim hep.. Gözüme sağlam vurmuştu bir çocuk adı; Hasan yada Ferit olacak.. Hakkını vererek vurmuştu gözüme.. Acıyı…

  • Sımsıkı Sarıldığım

    Ekmek kırıntılarını taşıyordu karıncalar Ve kırık döküktü sevdalar Aşklar da yarım yamalaktı işte Sokağın hüznüne mi dalmalıydı? Yoksa, yine aynı evlerin karanlığında mı son bulmalıydı gece? Oysa ağzımızda heceleyemediğimiz sözcükler barınmaktaydı, Dokunamadığımız ellere inat hem de! Sevda güzel bir kadın adıydı bu mertebede… İnsanlar bir gün daha mutsuz kılınıyordu semtin her köşesinde! Kaldırım hüznüydü bu,…