Beklerken

 

                Bekliyorduk.. Öyle inandırmıştın.. Yemeği bekler gibiydi bekleyişimiz, güneşin doğuşunu bekler gibiydik.. Hani dik bir yokuş vardır, onu geçmek için ofuldaya ofuldaya yürürsün ya ki aslında bu da o yokuşu geçmeyi bekleme durumudur.  Yani hareketlisindir; ama hareketin bir amacı beklediğin içindir.. Bekliyorduk.. Çünkü öyle inanmıştık.. Öyle inandırmıştın..

                Sonra yağmur yağdı.. Gökyüzünün maviliğini lanet bir gri bulut kapladı.. Karşıda yıldırımlar düşüyordu.. Hani birden tutulursun yağmura, sokağın tam ortasındasındır ve evine çok uzak.. O yağmurda bekledik.. Bekliyorduk öyle inanmışız yani! Islanmak, donmak da neymiş?

                Öyle pis, öyle kuru öksürüyorduk ki, kendimizden korkuyorduk.. Zatürreeye çevirecekti sevdamız; ama biz beklemeyi yeğliyorduk..  Neyi bekleyeceğimiz konusunda bir fikrimiz yoktu.. Ve tam isyan etmeye kalktığımızda, o büyüleyici sesinle bizi sakinleştiriyordun: “Biraz daha bekleyin..”

                Sonra birisi geliyordu, yanımıza oturuyordu. Bir süre sonra aramızdan biri ölüyordu.. Daha önce bizde gözlenen asabilik, son gelende gözlenmeye başlıyordu.. Sonra içimizden biri, son geleni sakinleştiriyordu.. Birimiz olanlara gülüyorduk.. O da gülüyordu ve nazikti yine.. Güzel bir şarkı söylüyordu.. Onu işittiğimizde sessizleşiyorduk, sakinlik kaplıyordu içimizi.. Bir huzur tılsımı gibiydi sesi..

                Çok bekliyorduk, hep bekliyorduk.. Bir gün güneş açtı.. Gelmeyecek demeye başladım.. Gelmeyecek işte.. Boşuna bekleyişimiz.. Sonra kendi kendimi avuttum: O kadar bekledin, bekleyiver işte biraz daha! Ve oturdum sessizce ağladım.. Kimsenin umurunda bile değildi.. Neden sonra ben de umursamadım..

                Avutucumuz diyorduk artık ona.. Bir anda yığılıverdi yere, boylu boyunca.. Aslına bakarsanız, ufak tefek bir kadındı.. Ama yerde koskocaman biri oluverdi.. Elini tuttum, bir diğeri kaldırmayı denedi..  Ölüyordu..  Gözlerime bakarak, beklememizi söyledi son bir defa daha..

                Tabi ki de kimse dinlemedi, bu son dileğini.. Çıktık, beklemedik.. Artık avutucumuz yoktu.. Birbirimizi de avutamazdık zaten.. Yan yanaydık; ama tanımıyorduk birbirimizi.. Hiç tanışmamıştık, tanışamayacaktık..

                Bir süre yürüdük öylece.. İşin ilginç yanı ayrılmadık, hep birlikte yürüdük.. Sonra buldular bizi.. Konuştular bizimle: neredeydiniz? –Bekliyorduk.. Neyi bekliyordunuz?- Bilmiyoruz! Sonra her yerimize baktılar.. Ağzımıza, kolumuza, burnuma, saçımıza, ellerimize, penislerimize ve kıç deliklerimize… Çıplakken gülüyorduk..

                Bir eve yerleştirdiler.. Perdeli bir evdi.. Duvarları beyaza boyanmıştı.. Televizyon ve bilgisayar dahil her şey vardı o evde.. Beklerken, olmayan ne eksikse vardı.. Elimizi uzattığımızda istediğimize ulaşabiliyorduk.. Karnımız hiç acıkmıyordu.. Devamlı yiyorduk..

                Neden sonra sıkıldım.. Bunaldım ve bağırmak, çığlık atmak geldi içimden.. Diğerlerini izledim bir süre.. Biri bornozla geziniyordu.. Her şeyi ortadaydı, umursamıyordu.. Bir diğeri habire yiyordu.. Ağzı burnu, üstü başı yemek artıklarıyla bulanmıştı.. Ötekisi kulağındaki kulaklıkta çok yüksek sesle müzik dinliyordu.. Beriki, bilgisayarda anlamsız bir oyun oynuyordu.. Diğeriyse altın kolyelerini sayıp sayıp duruyor ve kutulara koyuyordu. Ve bir an aynada kendimi gördüm.. İki büklüm bir şekilde, elimdeki not defterine olup bitenleri yazıyordum..

                Çözmüştüm işi.. O mağarada beklediğimiz ölümden başkası değildi.. Başka anlamlı bir şey yoktu.. Burada ise her şey bize verilmişken, bekleyecek hiçbir şeyimizin olmadığı bir hayat sürüyorduk.. Ki bu ölümden daha acı veriyordu..

KorsanKalem 01.10.12 00.42

Benzer Yazılar

  • Ağababalık Sanalı, İnsanoğlu, Şiir ve Cumartesi…

    Sıkıcı bir cumartesiydi.. Aptal kutularında iki film ve laptopta da bir film izledim.. Büyük bir cipsle birlikte fantayı da yuvarladım.. Düzensiz besleniyorum. Aslında düzensiz yaşıyorum. Çok da umursadığımı söyleyemem.. Ama ne bileyim işte, düşünüyorum bazen bu konuları. Hayat nihayetinde güzel nitelemelerini hakedecek anları da barındırıyor içinde. Ağababalık sanalında, site adı ve kullanıcı adımın icatcısı çıktı…

  • BU GECE

    BU GECE Bu gece hecelerim tükendi, kelimelerim berduş, cümlelerim sarhoş, hikayelerim sızmış be gece! Yazasım gelmez, okumaktan usandım, sevmelerim sevmelerim, hepsi yerli yerinde, bu gecenin manası yok rüyası çok.. Başım çatlıcak gibi oluyor, ağrıyor.. Ve bir dünya dönüyor bu gece gündüze gidiyor, nefesim kesiliyor, yüreğim daralıyor bu gece, Bu gece darılıyorum yıldızlara, zira hepsi saklanıyor…..

  • Dağılmış nar taneleri… (Okumanız ve okutmanız dileğiyle…)

    Yine; uzunca bir süre ekrana bakıp, tek bir kelime bile yazamadığım bir durumun içinde bulunuyoruz. Korkarım bu bitmeyecek. Ama bitmeli… Geriye dönük bakarsanız eğer, buna benzer bolca yazıya rastlayacaksınız. Bakmayın… İçiniz sıkılır. Çünkü farklı adresler ve farklı isimlerin bir tekrarını yaşamaktayız… Sonuç yine gözyaşı ve hiçlik hali… Bu işler biter. Bitmeli de. Ama boşboğazların silah…

  • Düşmeyeceksin, düşleyeceksin…

    Düşmeyeceksin… Düşmeyeceksin… Düşmeyeceksin… Dedim kendime… Düşmeyeceksin… Deniz dalgalarını vuruyordu sahile… Düşmeyeceksin… Ve sen türlü kararlılıklarla, dikine dikine yürüyorken şu hayatta ve sevdiklerin olanca inancıyla ve belki de derin kaygılarla ardında duruyorsa ve sen bilginle ve de görgünle ve hatta ilk çağdan bugüne biriken insani birikiminle, düşmeyeceksin! Ve düşleyeceksin… Seni yazdıklarına, yaşadıklarına, inandıklarına ve inanmadıklarına, yani…

  • Mahkumiyet..

    Kendimi bile göremiyorum çoğu kez aynada.. Aynalar da tanımıyor zaten.. Acayip bir adam oldum çıktım.. Ne bu keder bitecek, Ne de koşulsuz şartsız yaşayabileceğim. Ay ışığı dolduracak gecemizi, Bunu biliyorum.. Gün ışığı gözlerimizi kamaştıracak, Hüzünleniyorum.. Ve bir sahil kasabasında öğle vakti uykuya dalacağız hep birlikte.. Usulca esen rüzgara inat, belki de horlayacağız ağız dolusu.. Olsun…

  • Kiraz Mevsimi

    Yaz  meyvelerinin herbiri birbirinden lezettli.. Kirazı sever misiniz bilmem ama sevin yani, ben severim.. Güzeldir kiraz, vişnenin kardeşi.. Genelde 3-4 tane kiraz ardından da 2 tane vişne atarım ağzıma.  İkisi de güzel, biri ekşi birisi tatlı.. Doğanın iki farklı tadı.. Öğle yemeğinda kiraz vardı. Çoğunluğu berelenmeden kaynaklanan, bozulma eğilimine başlamış.. Seçerek yemeye çabalıyorum.. Tabiki de bu…