Geceye Düşülen Notlar-25 (Büyükşehir,insanlar, son dönem)

Koskoca şehrin içinde sıkışıp kalan bedenim; yetişmesi gereken mesailere geç kalmamak adına günün erken saatlerinde otobüslerin, hızlı trenlerin, yeşil dolmuşların hoyratlığında koşturur oldu. Günün yorgunlukları, kırgınlıkları, şaşkınlıkları üzerime birikmiş bir halde de aynı yolu geri tepmek zorundaydım.

İnsanları izliyordum çoğunlukla. Her zaman yaptığım gibi.. Çoğunlukla yakalanıp, bir çocuk gibi saklanıyordum. Bilemezdim nasıl tepkiler alacağımı; tabi günümüzde alacağım tepkilerin çok da olumlu olma şansının kalmadığını biliyorum. Ama gözlemekten alıkoyamıyorum kendimi. Bir huy; yazma dürtümü ateşleyen değişik bir özellik olarak bakıyorum gözlemciliğime..

İnsanlar ise aynı.. Aynı kederin, aynı telaşın, aynı bıkkınlığın içinde; ellerinde poşetler, omuzlarında çantalarıyla işlerine gidiyor ve akşam mesai bitimlerinde yüzlerinde insana dair hiçbir iz kalmamış bir halde geri dönüyorlardı evlerine.. Ve ülkenin dört yanında büyük toplumsal olaylar oluyordu. Birçoğunun boş verdiği insanlık, derin sınavlardan geçiyordu. Böyle hassas zamanlardı benim bu eziyetli yolculuklarım, gözlemlerim ve aldanışlarım..

Tam merkezine düşmüştük. Saatler çok önceden durmuştu bu topraklarda. Ve toprağın verimi her geçen gün tükeniyordu. Lanetlenmiş yaşamlarımızın bir çıkarımı olan bu kuraklık içimizi de kurutuyordu. Kandırılmışlık, aldatılmışlık ve hepsinden en önemlisi aldanışlarımız, sırtımıza inen bir yumruğa dönüştü durdu. Sabrettik, şükrettik ve tükendik. Eridik; güneşin altındaki bir buz parçası gibi hızlıca eridik..

Yaşlıca bir bayana yer verdim dönüşte. Kibarca teşekkür etti.. Aynı yaşlarda bir bayan daha bindi. Tutunacak bir yeri yoktu-kimin vardı ki?- . Elimi uzattım tutunması için, yüzüme baktı şaşkındı. Yaşasaydı anneannemle aynı yaşta bile olabilirlerdi. Yüzüme baktı ve ilerledi arkaya doğru. Sırf elimi uzattığım için tutmasını isterdim. Oysa o ahmakça bir kibirle tutmamıştı işte.. Düşmesini istedim o an. Sonra vazgeçtim bu düşünceden. Arka sıra boşalmıştı.. Umursamadan gittim oturdum. Orta yaşlı bir bayan ve iki çocuğu bindiler. Başka bir koltukta buldukları boşluğa oturdu kadın. Yanım boşalmıştı ve oğlu yanıma geldi oturdu. Muhtemelen 7-8 yaşlarında bir çocuktu. Okuldan çıkmış ve sırt çantasını da elinde taşıyordu. Biraz yorgun görünüyordu.

Uyuklamaya başlamıştım. Son günlerde epey yorulduğum için bu saatlerde yolun sallantılı havasına boyun eğiyordu gözlerim. Derken omzuma düşen bir baş hissettim. Gözümü açtığımda çocuğun uyuduğunu gördüm. Masumdu.. Habersizdi.. Mutluydu.. Uyuyordu, yanı başımda.. Ona bakarken bir babanın nasıl hissedebileceğinin ayrımına varmıştım. Sonra aklıma Berkin geldi.. Gözlerim yaşardı. Uyuyordu O da.. Ve yanımda uyuyanın da, mezar da uyuyanın da hiçbir şeyden haberi yoktu aslında. Ve hiçbir suçu yoktu ikisinin de.. Bu kavgaları, bu zulmü bu topraklara eken ve neye hizmet ettikleri belirsiz olan karanlıkların defolup gitmeleri ümidiyle.. Güneş bir gün tüm karanlıkları aydınlatacak..

Ve sosyal mecraların aykırı çocuklarının unuttukları, daha doğrusu üzerine basa basa yaptıkları bir sapla saman karıştırma işi var.. Ya algılarında bir eksiklik var, ya da cesaretsizliklerini karşı tarafın acısını algılamamakla gizlemeye çalışmaktalar.. Yoksa koyu bir partizanlık tüm hücrelerini ele geçirmiş olabilir mi? Bilemiyorum, anlamıyorum, onların yazdığı bu kan kokan, pislik kokan cümleler bana çok uzak.. Bu ülkenin yitip giden tüm evlatlarını saygıyla anıyorum! Ölüm değil yaşam; özgürce, insanca, dimdik ve birlikte bu topraklarda yaşama, bu toprakları yeşertme umuduyla..

KorsanKalem 23.30 14.03.2014

Benzer Yazılar

  • Sevgi Dozajı

    Sevgi Dozajı Sıyrılmak isteyip de sıyrılamadığım düşüncelerimin bedenimi esir alması ne kadar sürecek bilmiyorum. Bir balığın -büyükçe bir balık- karmaşık kılçıklarını ayıklarkenki komik halim geliyor aklıma. Lüks lokantalarda, kibarlık budalası ahmakların nasıl da becerikli olduğuna şaşırmamalı.. Kısır bir döngüde, her şey herkes tarafından başarılabilir. Hırsına yenik düşen herkesin aynı derecede ve aynı noktalarda hata yaptığını…

  • Evlerin kederli kaderi…

    Evlerin kederli kaderi… Evleri insanlar yapar. Evlerin kaderlerini de yine insanlar belirler. Mesela, ben bu yaşıma kadar onlarca ev değiştirdim. Onlarca evin duvarlarında, pencere kenarlarında, balkon demirlerinde, mutfak dolaplarında bıraktım parmak izlerimi. Ne kadar temizlerse temizlesinler, duvarlarını onlarca kat boyasınlar; yine de duracaktır parmak izlerim. Saç tellerim elbet saklanacak bir yer bulacaktır. Matkapla deldiğim deliklerin…

  • Geceye Düşülen Notlar-20 (Geçit Yok!)

                Gök maviliğinde uçuşan bulutların hemen altında birbiriyle yarış içindeki iki kuş öyle özgürdü ki.. Kendi esaretimizin farkına varmamı sağladılar.. Ve yol çizgileri bitmek bilmiyordu.. Gökyüzü gibi sonsuzdu o çizgiler! Yemyeşil ormanların arasından süzülüyorduk.. Kıpkırmızı toprak üzerindeki yemyeşil ağaçlar süslüyordu doğayı.. Tükenen bizlerdik doğanın karşısında.. Tükenen gençliğimizdi, arabalarımızın ömrüydü ve yakıt…

  • Planlanmış Aksilikler

    Planlanmış Aksilikler Sefalet ve rehavet içindeki toplumlar, ayrılık tohumları ve savaşlar… Bana kalırsa, medeniyet toplu ölümlerden kurtulmuş kazazedeler toplamından ibaret. Tarihin kansız tek bir sayfası yok. Yırtılmış sayfaları saklayanlar da katiller cemiyetine üye! Ansızın çıkıp gelen bir kaçma isteği var içimde… Nereye, nasıl ve neden sorularının cevabını bilmiyorum. Ama istek beliriveriyor mütemadiyen… Sevginin en kutsal,…

  • Yitirilen

    Yitirilen Kafamı kuma gömüp bedenimi açıkta bıraktığım bir gün, baldırımda hissettiğim acı tüm vücuduma yayıldı. En son ne zaman kanadım, hatırlamıyorum. Ama kanadımı kopardıkları günü hatırlıyorum. Gökyüzünün en ulaşılmaz dediğim noktasından aşağı doğru süzülürken, kanadım olmadan yaşayamayacağımı zannediyordum. Fakat yaşadım… Yaşamak buysa, yaşadım… Tasviri güç anlar vardır. Benim yere çakılışım da bunlardan birisi olmalı. Çünkü…

  • Papatya Hüznü

    Sevdaya ve insana dair, Bir şeyler yazmak da zor bu devirde! Zira eksik, İnsanlığa ve sevdaya dair şeyler… Umutsuzluğa kapılmamak çocukların işi Oysa çocuklar bile, Henüz yaşamadan çocukluklarını, Hayat kavgasına atılmış! Rezil günlerden geçiyoruz, Her bir gün biraz daha utanıyoruz Her bir gün biraz daha hüzün kaplıyor göğüs kafeslerimizi… Telleri olmayan eski bir mandolin gibiyiz…