Geceye Düşülen Notlar-29

Geceye Düşülen Notlar-29

Geceye Düşülen Notlar-29

(Bu şarkıyla okursanız sevinirim)

Yıldızlar kadar güzeldi yüzü… Ben hiçbir yıldızı yakından görmedim. Teleskopla da bakmadım hiç. Kavrayamadım gerçekliğini. Uzmanlara göre bundan yıllar yıllar öncesinin yansımalarını görüyormuşuz hala. Yani demek oluyor ki belki gökyüzü sandığımız kadar parlak değil. Belki gördüğüm yüz, sandığım kadar güzel değil. Ama inanmak istiyor insan. Sarsılırken hayata karşı inancı günden güne, bir şeylere inanmak gerekiyor.

Oysa ben inandığım her şeyin yalan olduğunu gördüm gözlerimle. Bu gözler tüm yalanlara şahit! Ellerimle tuttum mesela yalanları. Okşadım bir gece vakti. Yanağımı bir yalana dayadım, uyudum, huzurluydum. Ama huzurun da yalan olduğunu anladım. Dönerken günden güne, aydan aya, yıldan yıla şu koca dünya; nasıl kanlı iklimlerin soluduğu havayı solumayalım? Nasıl görmesin gözlerimiz? Kulaklarımız nasıl işitmesin bu acıyı? Anlamayı seçtin mi bir kere, dünyadaki yangınlardan sorumlu hissetmeye başladıysan, yani demek istiyorum ki; acıları görmezden gelmiyorsan, bu gece vakti huzurla yatamazsın o yataklara. Mutlu tablolar çizemez hiçbir ressam. Ya da bir fotoğraf karesine içten bir gülümse sığdıramazsın. Olmaz, bünyeye ters gelir bir kere… Ondandır ki; gülümsemelerimiz bile keder yüklüdür bizim. Dost sohbetlerimizde hep bir “Ah ulan!” tavrı vardır. Sevdalarımız kırık döküktür. Yarım yamalak hayatlarımızda, hep gelmeyen şeylerin yutkunuşları mevcuttur. Ama birileri kepçeyle götürür. Birileri kral edasıyla savurur suratlarımıza gerçeğin acı kokusunu…

Pahalı bir parfüm, kirli bir gömleğe hiç sıkılmadı bu hikayede. Ya da zengin bir kız, fakir bir oğlana aşık olmadı. Tamirci çırağı hayal dünyasında sarıldı arabasını bakıma getiren o kıza… Biz kocaman ve tertemiz hayalleri olan çocuklardık. Ama hayallerimizi gerçekleştirecek bir dünya yoktu. Çünkü bu hikayede hep, gücü layık olmayanlar ellerinde tuttular. Bizi anlayacak bir sığınak bulamadık. Anlayacağını düşündüklerimiz, çekip gitti küçük kasabalarımızdan. Ardından el salladık, elimiz koptu, içimiz yandı, yüreğimiz bir kere daha burkuldu. Küçük hikayelerin, hayalperest çocukları olarak kaldık. Kendince güzel şeyler yapan, ama dünyanın umurunda bile olmayan… Biz onlara yetişmeye çalıştıkça, onlar daha bir hızlı uzaklaştı bizlerden. Biz onlara yakınlaşmaya çalıştıkça, daha da battık kapitalist sistemin ayak oyunlarında… Daha da battık ve unuttuk o özgün, o enfes, o karakterli hayallerimizin peşinden koşmayı… Peşinden koştuğumuz son çıkan ne varsa o oldu sonra. Kredilendirilmiş hayatların ezikliğinde doğdu gün. Ve herkes, her şeyden muzdarip çıktı sokaklara… Sokaklar üzgün, sokaklar yorgundu. Her seçim öncesi değiştirilen kaldırımlarda söndürdük sigaralarımızı. Kaldırım kaldırım olmaktan yoruldu. Bizim ciğerlerimiz iflas etti. Sonra sigaraya bir zam daha geldi. Her şey üst üste gelir dediler. Her şey üst üste geldi nihayetinde…

Sonra ben Adıyaman tütünü aldım, bilmem kaç kilo… Tütün sarmak mesele… Ve ben dünyanın en başarısız sigaralarını sarıp içmeye başladım. Öyle şekilsiz, öyle düzensizdiler ki… Benim gibi… Yaşamım gibi… Zaten el sanatlarında başarısız olacağım iş eğitimi derslerinden belliydi. Ama o kadın bizim dersimize girmeseydi belki her şey farklı olurdu! O kadın bizim dersimize girmeseydi ve oğlu benim sevdiğim kızı elimden almasaydı, ben bugün dünyanın en güzel sigaralarını sarabilirdim. O oğlan, benim sevdiğim kızı aldı ve düşünsenize Nazım Hikmet’in soy ismini bile bilmeyen bir adamdı, o adam benim sevdiğim kızı aldı, nihayetinde ben dünyanın en komik sigaralarını sarıyorum. Her şey bağlantılı gibi geliyor. Ama benim saçmalamam sadece…

Sorsalar ne istersin diye… Bu hayatla ilgili… Hangi dönem, ne kadar yıl, ne şekilde… Yaşamakla ilgili bir şey sorsalar yani şimdi; derim ki: “Eski bir Türk Filmi’nde, başrolün yanında yürüyen adam olsam yeter. Ne şu kadar yıl, ne bu dönem… Film kaç dakika sürüyorsa, benim ömrüm de o kadar olsun. Mühim olan o filimde yaşayıp öleyim, gerisi mühim değil. Bu yaşa kadar hiç yaşamadım zaten…”  Ama sormazlar… Sormazlar ve ben, ve benim gibiler; öyle kederli, öyle yarım yamalak yaşar gider…

Şimdi elimde şekilsiz bir sigara var. Herkes sıcak yataklarında uyumakta. Hatır minnet yaşadığımız şu hayatta, görecek yeni-yine yarınlarımız var… Ama bizi bu hikayede çok ağlattılar. Çok kırdılar bizi… Bize çok kıydılar…

KorsanKalem 18.01.15 – 03.07

İnstagram hesabımı takip edebilir, diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz. Ya da her neyse…

IMG_3252

– Geceye Düşülen Notlar-29

Benzer Yazılar

  • Yeni Gün…

    Bir gün daha başlıyor. Oysa ben yeni bir güne başlamak istemezdim. Çünkü temizlenmedi kir. Duvar sloganlarla dolu. Ve ne gariptir, bir önceki sloganın üzerine yazılmış yenileri… Tek değişen dünkü siyah, bu gün ise beyaz boyayla… Dün silahla, bugün bombayla! Binlerce yıldır süregelen bir kavga bu… Kim haklı, kim haksız; kim neyi savunuyor belli değil! Kim…

  • Anaların Feryadı

    Anaların Feryadı Peki güneşin hiç doğmadığı bir kentin sokaklarında, sersefil bir hayatı düşlediniz mi? Günü gelip geçmiş bir ihtiyar yalnızlığına sığınıp, kansız bir pusuda yiten gözyaşlarını silebildiniz mi? Acı gerek diye katılmış aşımıza, Yaşı gerek diye serilmiş gözümüze, Canı acır diye vurulmuş elimize… Kalbin yarasını öpebildiniz mi? Uzun ve yaslı bir hikâye bu, sesi kısık…

  • Mahkumiyet..

    Kendimi bile göremiyorum çoğu kez aynada.. Aynalar da tanımıyor zaten.. Acayip bir adam oldum çıktım.. Ne bu keder bitecek, Ne de koşulsuz şartsız yaşayabileceğim. Ay ışığı dolduracak gecemizi, Bunu biliyorum.. Gün ışığı gözlerimizi kamaştıracak, Hüzünleniyorum.. Ve bir sahil kasabasında öğle vakti uykuya dalacağız hep birlikte.. Usulca esen rüzgara inat, belki de horlayacağız ağız dolusu.. Olsun…

  • Gökçelikler

    Seni hiç tanımadan sevdim ben, Sesini hiç duymadı kulaklarım, Ellerim ellerine dokunmadı henüz, Gözlerin ne renk onu da bilmem. Ama kalbim senin için, seninle beraber atmakta Adını biliyorum, Adın Gökçe, Ve seni seviyorum Yüzünü hiç görmesem de, Kalbinin ritmini dinliyorum… Birçok şeyi hayal edebiliyor insan. Hiç görmediği ülkeleri, gökyüzünü, ertesi günü… Ama seni hayal edemiyorum….

  • “Tarihi çarşıların ve asırlık çınarların yakıldığı bir kan davasıydı yalnızlığımız..” KK

    “Tarihi çarşıların ve asırlık çınarların yakıldığı bir kan davasıydı yalnızlığımız..” KK Nefes almaktan vazgeçmek istiyorum kimi zaman.. Bu vazgeçişin intihar olarak adlandırılmasına da şaşıyorum. Yaşamak için verilen mücadeleyi fark ediyorum sonra, binlerce insan katledilirken. Hiç seyrettiniz mi bilmem ama ben seyrettim; kafalarına dayalı makineli tüfeğin ateşlenmesinden hemen önce korkulu gözlerle bakan insanları.. Sonra benim vazgeçmeyi düşündüğüm…

  • Geceyi anlamlı kılan…

    Bazen imkânsızlıklarla çevrilidir hayatın. Dikenli teller girmiştir sevdalarına ve izin verilmeksizin yaşamaktasındır hayatı… Ya da hayatın ölmekle geçecektir, zira böyle yaşanmaz!!! Direniş sabahlarına uyanırsın, kanlı pusularında kâbuslar görür ağlarsın. Bu hayatın sevimsizliğini gördükçe kahrolacaksın! Gece yarısını çoktan geçmiş ve sokakların uykusu henüz başlamıştı… Huzur dolu bir karanlık… Sabahın koşuşturmacalarından öte gecenin soğuk ve tehlikeli sessizliği……

2 Comments

Comments are closed.