Bir el silah sesi duyuldu, karanlıkta..

Bazen arka arkaya sıralanan felaketleri sadece izliyorum.. Uykusuz, yorgun ve beş parasızlığımla dimdik yürümeye çalıştığım sokakları anımsıyorum.. Umurlarında olmadığım kesindi, benim de umursadığım söylenemezdi.. Kadınlar biraz daha güzel, erkekler ise biraz daha yakışıklıydı hepsi bu.. Alnımdaki çizgileri, saçlarımdaki akları ve üzerime sinen şarap kokusunu saymazsak iyi bile sayılabilirdim.. İyi olmadığımı biliyordum, bir çabam da yoktu bunun için..

Bir güvenlik firması için çalıştığım zamanlardan biriydi.. Genelde kitap okuyarak geçirirdim nöbetlerimi.. Kimi neyden ve ne için koruyabilirdim ki? Bir mağazanın ticaret dediği yasal hırsızlıklarıyla kazandığı paraları mı korumaya gelmiştim bu dünyaya? Her gün aynı gereksiz adamlar, gereksiz onlarca alışveriş yapıyorlardı.. İşin ilginç tarafı bundan zevk alıyorlardı.. Ben ise mümkün olmadıkça yenilemezdim hiçbir eşyamı.. Kırık bir masayı seçerdim her zaman ve yaşamın gerekliliklerini bu masaya uydururdum.. Bir ayağımız öteki dünyadayken, sağlam bir masayı kim ne yapsın! Ama öyle alışveriş müptelaları tanıdım ki bu süreçte, 3 ayda bir eşyalarını baştan aşağı yenileyen azgınlarla dolu memleket..

Yine gece nöbetlerimden birinde, bir kitabı bitirmeye çabalıyordum. Kitabın sonu yaklaştıkça insanda hem bitirme; hem de biraz daha devam etmesi, o ruh halinde kalma isteği sarar insanı.. Tam da böyle bir andı etrafımı saran.. O an durduğum yerden soyutlanmış, kitabın sayfalarında bir yerlerde nefes alıyordum.. Bir silah sesiyle irkildim.. Adamın biri nöbet tuttuğum mağazaya bir el ateş edip kaçtı ve lanet nöbet çekilmez bir hal aldı.. Çok geçmeden bir ekip otomobili yanaştı mağazaya.. Kısa bir konuşmadan sonra kamera kayıtlarına ulaşmak istediler.. Polisin sabırsızlığı ve kayıt sistemin kilitlenmesi de üstüne tuz biber oldu.. Lanet CD sürücüsü bozuldu.. Bir hafıza kutusuna da atılamıyordu görüntü ve polislerin suçlunun ben olduğuma kanaat getirmeleri an meselesiydi.. Göstermelik nezaketle çay ikram ettim.. Yanında verebileceğim bir kraker olsa güzel olacaktı.. Neyse ki polisler çaylarını bitirdiler.. Ben görüntüyle uğraşırken telsizden bir anons geçildi.. “8.caddede banka soygunu!” Polislerden birinin ” Ne nöbet ama! ” dediğini duydum.. Haklıydı ne nöbetti ama! Böyle şeyler hep bizi buluyordu.. Onlar gittikten sonra sabahın ilk ışıklarına kadar kamerayla uğraştım.. Sanırım nihayet becerebildim..

Havada lanet bir rutubet vardı ve yorgun vücudum yapış yapıştı.. Uykusuzdum, sinirliydim ve fena halde dengemi yitirmiştim.. Nöbeti devrettim, eve yürümeye koyuldum.. Kaldırımın bozuk yüzeyinde yalpalayarak ilerledim.. Yarı uyuklayarak, sarhoş gibi yani.. Uyumalıydım, ev ekşimiş peynir gibi kokuyordu.. Zemin katın o buhranlı karanlık havası içimi daha bir sıktı. Ilık bir duş aldım. Dolabın üzerindeki silahımı alıp ince tel fırçayla –harbi- iç temizliğini yaptım. Ardından biraz yağladım, şarjörü doldurdum ve akşamı beklemek üzere uykuya daldım..

KorsanKalem 27.06.13 01.01

Benzer Yazılar

  • Çocuktum..Çocuktuk..

    Çocuktum.. Telaşlarım büyümemişti daha.. Bizim için en önemli şey, Mardin’deki lojmanda, çamurlu tepeye tırmanmaktı.. Çok kirlendi giysilerimiz, yüzlerimiz.. Ama önemliydi ve tırmanmalıydı birimiz.. Düşünmezdik zamanı, sabahtan akşama kadar koştururduk topun ardından. Kar yağardı ve boyumu geçerdi, küçükmüşüm..Büyüme telaşesi o zaman sarmış yüreğimi şimdi anladım. Daha 5 yaşında anaokulunun yolunu tuttum. Kimse zorlamamıştı oysa kendim istedim…..

  • “Gecenin tam üçünde..”

    “Düz değil düzen değil az değil ezen değilBoz değil bozan değilBir gül biter içimde içimde içimdeTam bildiğim biçimde biçimde biçimdeOy gecenin tam üçünde gecenin tam üçündeSevda gibi kanımda can verirken elimdePençe gibi düşümde uy değil uyku değilUy değil uyku değilBir gül biter içimdeGecenin tam üçünde Can değil canan değil er değil eren değilGeç değil erken…

  • Sallama Çayın Buğusuyla..

    O güzel kadınları, o yakışlı erkekler götürdü ve sokağa yalın ayak çıkan bir çocuk gibi çaresiz bıraktı bizi bu şehir.. Kumsala koştuk birileriyle.. Üstümüzde hiçbir şey yoktu.. Çırılçıplak özgürlüktü bize sunulan ve bileklerimize kadar kilitlenmişken bu dar boğaza lanet okuyorduk.. Kırılan umutlarımızı bir bir toparlayıp çöpe atıyorduk, yarı baygın vücutlarımızla.. Bir kadın tutup elimi vücudunun…

  • Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

    Boş bir sayfaya bakıyorum bir saattir. Solitare oynadım, ardından Freecel… Neden yapıyorum bunu bilmiyorum. Zamanımı bu iki oyunla baya harcadığımı düşünüyorum. Ya da zaman öyle ya da böyle geçiyor işte. Durduğunu gören oldu mu bilmiyorum. Gelip geçici yaşanmışlıklar üzerine kurulu bir sistem nihayetinde! Bir süredir tek bir cümle bile kurmadım hayata dair. Dergiyle uğraştım. Epey…

  • Ölüm yazıları-1

    Onca yılın biriktirdiği kirin yanında, ilk doğduğum günden baya bir eksik olmalıyım..  Ömür tüketiciler hayatın her köşesini işgal etmiş vaziyette olduğundan, çok da mücadele etme şansına sahip değiliz.. Gecenin dinginliğini kavramakta güçlük çeken çiftler geçiyor yanımdan.. Ve önümdeki çeşmeden su damlıyor belli aralıklarla.. Bir köpek kaldırıma sıçıyor ve bir iniltiyi andıran uğuldama işitiyor kulaklarım.. Her…

  • Herkes içer ve herkes..

    Hava ilerleyen saatlerde soğumakta.. Ve benim ilerleyen yıllarla kaşlarım çatılmakta.. yalnızlığa övgülerle sövgüler arasında, koca bir gökyüzünü izlerken, bir yıldızın kayabilme oranlarına da kafa yoraraken, ömrün yitip gidişini selamlıyorum.. Öyle katıksız öyle aç ve muhtacım ki sevgiye! öyle böyle değil! gece ışık saçan herşeye lanet okurken sokakalarda, dönüp dolanıp girdiğim o rutubetli odada, kırmızı ışıklı…