Benim dengemi bozmayın!

 

*Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

dengemi

Sevgiyi de, sevgisizliği de kuşandık. İyiliği ve kötülüğü kuşandığımız gibi… Oysa kırmızı bir kurdelenin rüzgârda savrulması gibi yaşamalıydık bu hayatı. Hem ben denizinde taş sektirir gibi yaşamıyorsam eğer, yaşamanın ne anlamı vardı ki? Ama siz çok iyi yaşarsınız bu hayatı öyle ya! Biz ise beceremedik şu mereti bırakmayı. Sahi biz kimdik, siz kimdiniz?  Hatta, siz kim oluyorsunuz ya? Bizim dengemizi bozmayınız!

Şarkılar da bozuldu. Mahzendeki plakları çıkaralım artık. Bulalım en hasından bir türkü. Sahi siz, türkü de dinlemezsiniz. Aman be, ne içer ne yersiniz? Oğlum, bakıver buraya; eksik etmeyin beyefendi ve hanımefendiyi. Hizmette kusur edenin, işine kastederim! Sahi sırtınız pek, karnınız tok, ayakkabılarınız pırıl pırıl… Aman hanımefendi, tırnağınız kırılır! Oğlum, hanımefendinin bardağını sen götür ağzına. Ağız demişken efendim; bu yaşta yirmilik mi çıkar? İşte bizlerin muzdarip olduğu şey bu! Yirmilik dişlerimiz ve diğer tüm işlerimiz olur olmadık zamanda çıkar da gelir, oturur ocağımızın orta yerine. Ocağımıza incir ağacı dikmez ama, ocağımızı söndürür bir şekilde. Sahi siz, hayatınızı plan ve programla yaşayan erbaptansınız. Şimdi ne kadar ağız yoklasam, bana ufak bir usul dahi sunmazsınız. Sunmak dedim de; oğlum, günün spesiyalini sunsanız diyorum artık. Bak hanımefendinin daha uğrayacağı çok yer var. Hem beyefendi de pek bir memnuniyetsiz. Biz olsak, sahte bir gülüşle sıramızı bekleriz. Ne öyle bakıyorsun oğlum? Şu sıfatına bak önce! Ne hakkını bilirsin, ne hesap sorarsın. Asma hemen suratını, biz böyleyiz, onlar da öyle. Sahi biz kimiz, onlar kimler? Kimler Onlar? Bizim dengemizi bozmayınız!

Bak oğlum, biz gecenin bu vakti bu dükkânı kapatacağız. Gecenin bu vakti birileri birilerini vuracak. Gecenin bu vaktine iyi bak oğlum, ömrün boyunca gecenin bu vaktinde çıkacaksın işinden. Yorgun olacaksın ömrün boyunca gecenin bu vaktinde. Beyefendiler, hanımefendiler bu vaktinde gecenin; bir ay boyunca kazanamayacağın kadar çok parayı, diğer beyefendi ve hanımefendilere sırf gösteriş olsun diye yakacak. Şaşırma, yadırgama, olmaz deme; çünkü olacak! Ömrün boyunca yırtmayı bekleyeceksin, ömrün boyunca sana ait olamayacak kadınları düşleyeceksin, ömrün boyunca çürümüş arabalara binip odana son model arabaların posterlerini asacaksın! Bak oğlum, paran çıkışmadı diye elektrikli ocağı yakamayacak ve gecelerce titreyeceksin! Utanacaksın yaşadıklarından ve yaşayamadıklarından! Bak oğlum, kamburun çıkana kadar bu hayatta beyefendilerin ve hanımefendilerin önünde eğileceksin.

Sana vaat edilenler, senin hayatından usul usul çalınacak! Ye dediklerini yiyecek, iç dediklerini içeceksin. Onlar doksan-yüz yaşını görecek, sen kırkında kanserden gebereceksin! İlaçları sende test edecekler. Güneşi satın alacaklar. Yasalar onları aklarken, seni zindana sürecek! Bak oğlum bunları bir gün anlayacaksın. Hem de her şeyin sonu geldiğinde, usul usul toprakla kapanırken üstün…

Doğdun ve başladı savaşın. Öleceksin ve son bulacak esaretin! Kimse diklenmedi onlara, kimse dik durmadı. Tarih yazıldı, dünya döndü; bak oğlum esarette kalacaksın!

Benim dengemi bozmayın!

*Turgut UYAR’IN Denge şiiri

KorsanKalem 23.20 23.09.16

Benzer Yazılar

  • Gece Sayıklamaları – 3

    Henüz çocukken, yani bir şekilde dünyayı ve dünyanın işleyişini kavramaya çalışırken bile günümüzde yaşadığım karmaşayı yaşadığımı hatırlamıyorum. Geldiğimiz nokta, içinden çıkılması güç ve bir şekilde çıkmayı başarsak bile ağır yaralar alacağımız bir duruma dönüştü. Yani adeta bir savaş var, bu savaşa girmemiz kaçınılmaz ve sonuç çok yönlü acılar içermekte. Zafer ise kimsenin pek de hoşuna…

  • Boşveriş…

    Boşvermişlikten öte, bişey düşünmüyorum şuan.. Boşverdim yani. Hani büyük idealler falan! Kim için? Ne için? Neden? Sokakta dilenen bir çocuğa neden dönüp bakayım ki! Neden üzüleyim Libya’ya, Irak’a, Filistin’e? Kılım neden kıpırdasın yani! Boşuna boşverdiğimi biliyorum. Yapamıyorum işte, acıyor içim! Herkez gibi değilim napayım.. Yoruldum ama artık, hani boşverdiklerim var, evet.. Gözgöze gelmiyorum artık.. Gözlerim…

  • Bir Şarkı..

      Bir ses duyumsarsın.. Karanlığın en ortasından ve bunca temaşaya rağmen, Duyduğun ses içini acıtır.. Her notasına her nağmesine sövesin gelir.. Onu bile beceremezsin.. Sokaktasındır, Evin yolu her zaman düpedüzdür, Senin kattıkların sadece birkaç dönemeçten ibaret.. Tüm kaldırımlara inat ve sinmişliğinle birlikte, Yolun tam kenarından yürürsün.. Zira kaldırımlar kalabalıklar için yapılmış yükseltilerdir.. Ve bir şarkı…

  • Yazdım işte,öyle..

    Annem doğum günlerimize çok önem verirdi.. Hiç eksik etmedi yaş pastamızı. Her yaşgünümüzde pastayı keserken,mum üflerken, ilk lokmayı ağzımıza atarken çekildiğimiz fotoğraflar vardır.. Hersene aynıydı.. Sıkıcı gelirdi.. Ama beterin beteri varmış. Bu gün onu anladım. Sıkıcıydı ilk defa doğduğum gün..  Zaman geçmek bilmedi.. Yalnızlaştıkça yalınlaştım.. Askerler nöbet değiştikçe kutladılar doğum günümü telsizlerden.. Güzel bir hava…

  • Yazarlık Üzerine ve Yeni Bir Dergi..

    Yola çıkarken herşeyi göze alır insanlar.. Ama ilerledikçe virajları, tümsekleri, ışıkları öğrenirsin yavaş yavaş.. Ve yol bir süre sonra yakınılası bir eziyete döner.. Oysa daha ilk kilometrede herşeyi göze almışsıdır.. Unutursun tabi.. Unutmak insanların en iyi becerdiği iştir.. Bunca yol aldıktan sonra yakınacak çok da kibirim olmadı.. Yani yazmaktan bahsediyorum.. Bir amaç uğruna yazmadım.. Amacım…

  • İyi ölürüz biz!

    Koparmak geçiyor içimden, yol kenarında düzensiz büyümüş ağaçların yapraklarını. Boylu boyunca uzanıyorum, Tenha, sessiz ve gölgelik alanlarda. Tüm yol işaretlerine ve tabelalara dokunuyorum Parmak ucumla, Muziplikten değil, İz bırakmak derdim. Zaten doğum ve ölüm arasındaki Tek derdimiz olan şeydir bir iz bırakabilmek hayata.. Hayat bizim izlerimizi umursamasa da! Ve insanlar otomobilleriyle vızır vızır arılar gibi…