Bir tabut korkutmaz insanı; eğer içinde değilse.. KK

kk

 

Geç saatte evin yolunu tutmuştum. Dışarısı çok soğuk ve aynı orantıda boştu.. Çöpün kenarına bırakılmış çöp poşetlerini kediler parçalamakla meşguldü.. Birilerinin çöpü birilerinin umudu.. Hayat bu şekilde bir denge kuruyor olmalı.. Yoksa iyilik kötülükle, yoksul zenginle bir orta yol bulabilirdi elbet.. Bu saatler kahır saatleridir aslında.. Bir sürü kazancı ecel terleri ve kömür tozları altında çalışmaktadır.. Bir sürü kadın sobaya odun atmaktadır.. Kimisi yorganın altında ısınmaya çalışmaktadır.. Kışın sıcak olan evler mutluluğa bir adım atmıştır.. Soğuklar en başından kayıptır zaten..

Bunları düşünmekle geçiyor ömrümüz.. Keşkeler, belkiler, ahlar, vahlar..  Bir makam uğruna yitirilen ömürler tanıdım.. Koskoca sevdaları hiç eden küçücük ayrıntılar.. Kibirlerinden başka hiçbir halta sahip olmayan insanların kapalı kapılar ardında hüngür hüngür ağladıklarına şahit oldum..  Küçücük çocukların nasıl katillere dönüştüklerini ve nedenlerini anladım.. Bir hırsızın, mutlu evlere girip kabuslara neden olan eylemlerine eşlik ettim.. Çok ölüm gördüm.. Birçok celladın sohbetine katıldım.. Koskoca devletlerin yaptığı yasal mutsuzlukları tattım.

Yalnızdım evimin bulunduğu o parke taşlarla döşenmiş sokakta.. Mutsuzluk işte buydu.. Tam üzerinde yürüyordum.. Şehir planlaması adı altında kendi zevk anlayışlarının eseri olan desenlerin üzerine basıyor olmaktan, büyük bir rahatsızlık hissi duyuyordum.. Belki yanımda bir kadın olsaydı ve onunla samimi bir şekilde sohbet etme olanağımız olsaydı, bu yol kimse için bu kadar mutsuzluk kaynağı olmazdı..

Her katta üç dairenin en az biri boştu.. Oysa ben her katın da dolu olmasını dilerdim. Ayrıca her geçişimde en az bir dairenin kapısının açılmasını ve sohbet edebileceğim insanların samimiyetine sığınmayı arzuluyordum. Çok şey istemiyorum yanılıyorsunuz.. Dünyanın tamamını işgal etmek isteyen insanların yanında, küçük bir ada isteği gibi benimkisi..

Kimsenin olmadığı eve girmek aslında sürprizden uzak, renksiz, zevksiz bir haldir.. Bıraktığın gibidir her şey.. Bazen bir hırsıza bile muhtaç olabiliyor insanlar.. Evi kendim dağıtıyorum, kendim toparlıyorum.. Yapayalnız adamların filmlerini yine yapayalnız izliyorum..  Ki korkunç bir şey bu! Bu yüzden de izlemiyorum korku filmlerini.. İçime öyle dramlar işlemiş ki, zevk alıyorum başkalarının dramlarını seyretmekten..

Herkes yalnız bu kentte.. Herkes mutsuz.. Kazılası mezarlarının etrafında dönüp durur insanlar.. Birbirlerinin yarattığı hüzünlere ağlar, birbirlerini öldürürler.. Bir kan davası değil bu.. Bir uyku.. Bir sessizlik.. Yaratım süreçlerinin kırık dişlisi.. Bozuk düzenin hassas dengesi.. Ne dersek diyelim, mutsuz insanlardık bizler.. Geceleri uyumayan, gündüzleri uykuya hasret bedenlerimizle verdiğimiz yaşam savaşı değil! Olsa olsa ölme çabasıdır.. Ve aklımın en ufak zerresi bile algılamazken bunca olan şeyi, hangi kapıyı açıp hangi kapıyı kapatacağımı bile bilmiyorum.. Kim biliyor ki..

Ucuza gidiyoruz.. Ucuz pazarlıklara kanıyoruz hep.. Günü kurtarırken yarını satıyoruz.. Ve görmezden geliyoruz bu pisliği.. Duymazdan geliyoruz çığlıkları.. Ve kendi çığlıklarımızın gerginliği içinde kabuslar görüyoruz.. Bir tabut korkutmaz insanı; eğer içinde değilse..

KorsanKalem 28.10.13

Benzer Yazılar

  • Yoktan..

    Boş bir ekrana, bomboş gözlerle baktığım olur bazen.. Anlamsız ve bir o kadar uzun.. Anlamın ne olduğu konusunda şüphelerim var.. Yıldızların çokluğu ve parlaklaklığı ne kadar mana yüklüdür mesala? Ki ben yıldızları severim, çok bakarım göğe.. Görenler bir anlam veremez, ama görenler için yaşamadığım kesin.. Hiçbirşeyin umrumda olmadığı çok açık.. Sevginin harcandığı bir dünyayı kale…

  • Bir ev, bir bira, bir havuç ve eski bir kaşar.. Tutarsız bir hikaye..

      Boş bir evde en derbeder şey su sesleridir.. Malum İncir Reçeli isimli filmin de vurguladığı bir temaydı.. Mutfağın musluğu damlatıyor.. Ve ben bunu salondan işitiyorum.. Bu çok sinir bozucu ve gücüme gidiyor.. Havuç sevdiğim meyvelerdendir(sebzelerdendir*).. İki katmanlıdır havuç.. Bilenler bilir bilmeyenler ise hayatın çoğu rengini kaçırmıştır çoktan.. Ben önce dış katmanını sonra iç kısmını…

  • Boşveriş…

    Boşvermişlikten öte, bişey düşünmüyorum şuan.. Boşverdim yani. Hani büyük idealler falan! Kim için? Ne için? Neden? Sokakta dilenen bir çocuğa neden dönüp bakayım ki! Neden üzüleyim Libya’ya, Irak’a, Filistin’e? Kılım neden kıpırdasın yani! Boşuna boşverdiğimi biliyorum. Yapamıyorum işte, acıyor içim! Herkez gibi değilim napayım.. Yoruldum ama artık, hani boşverdiklerim var, evet.. Gözgöze gelmiyorum artık.. Gözlerim…

  • Bir sevgiyi büyütmek, bu zamana dair değil!

    Dedem at arabasıyla bostana giderken, bilmediğim türküler söylerdi. Bir keresinde yolda karşımıza bir araba çıktı. Az daha kaza yapıyorduk. Bir küfür savurdu hemen. Ama öyle ağır bir küfür değildi. Sanırım “deyyus” gibisinden bir şey… Dedem, karpuz ekiyordu. Karpuzlar o zamanlar farklıydı. Büyük çekirdekleri vardı. Baya kabak çekirdeği kadar büyüktü çekirdekleri. Hatta onların da içi yenilirdi….

  • Yazmak

    Dün gece hiç uyumadım,bu sabahta şu saate kadar yollardaydım, ama yazmak bir hastalık gibi ve herhalini yazabilmek, deli gibi sevdalarını da çok sıkıştığında nasıl tuvalete koşturduğunu da yazmak.. En acısını en tatlısını, en siyahını yada en beyazını yazabilmek.. Korkusuzca.. KorsanKalem Görüntüleme: 286

  • Silinen Bir Yazının Ardından..

    Koskoca bir sessizlik kaldı şehirden arda kalan.. Ve henüz yeni kaplamıştı gökyüzünü bulutlar.. Böcek cızırtıları ve denizin bitmek bilmeyen uğultusuydu içime dolan.. Tek tük geçen arabaların mekanik sesleri olmasa ölmek için en mükemmel anlardan birisi olabilirdi.. Ama yaşarken mükemmele ulaşamamışken, ölümün mükemmel olmasını beklemek ahmakça olur.. Herkes uyuyor şimdi yataklarında.. Herkes yeni bir gün hırsıyla…