Bilinsin isterim ki; ben Turgut Uyar’ın kederli bakışıyım!

10343027_10152679033344523_6472254839635511858_n

 

Süslü masalar, sandalyeler.. Çimlerin üzerine kurulu bir düzen.. Bir kısmı betonla kaplı.. Şık, cüretkar ve parlak elbiseler giyinmiş kadınlar.. Gömleğimin bağrı açık.. Lacivert pantolonum üzerime tam oturmuş.. Parmağımda hep taktığım yüzük ve bileğimde saatim.. Mutluluğu ölümsüzleştirecek fotoğraf makinem de omzumda asılı.. Defter, kitap; kalem kağıt yok üzerimde. Yazacak bir şey bulamazsın ki düğünlerde.. Zira herkes bir çiftin mutluluğuna odaklanmıştır.. Var olan mutsuzluklar göz ardı edilmiştir o vakit.. Geceye dek uzanan bu gösterinin sonucunda kim ne kazanmıştır pek belli olmasa da, en azından o iki insanın hayatında büyük bir değişim meydana gelmiştir artık..

Çocukken düğünlerde aşık olup, düğün sonunda hüzünlü gözlerle vedalaştığım çok oldu aşklarıma.. Bir çoğu platonikti tabi.. Bir çoğu, kızın gözüme bir kere bakmasının etkisiydi.. Bir bakış koca bir Türk Filmi senaryosuna dönüşürdü o 2-3 saatte.. Büyüdükçe öldüğümüzden; bu ince duyguları da yıllarla birlikte yitiriyoruz. Yiten tüm duygulara lanet olsun! Ben kaybetmekten yoruldum; ama onlar kazanmaktan sıkılmadılar. Oysa bütün kupaları müzesine götüren bir takımda, en çok konuşulan şey paradır! Paraya da lanet olsun!

Tüm profesyonelliğe, tüm bu hırsa karşı sadece boş gözlerle bakıyorum. İnsanlar bu boş gözlerle bakan adamı aptalın önde gideni sanıyor. Çünkü insanlar kendilerini çok akıllı zannediyorlar.. Bilmiyorlar ki çıktıkları delikten olmasa da, dünyanın başka bir çukurundan girip defolacak yaşamlar sürüyorlar.. Sanal budalalıklara kapılıp, sözde ilişkilerini süsleyen zavallı sürüsü! Bir gün öncesinde aşk zırvalıkları anlatıp ertesi gün, başka heriflerin, başka kadınların boy boy fotoğraflarını beğenen ve sözde aşk acısı çeken kerhane ağızlılar sizi! Hepinizden tiksiniyorum. Beni kirlettiniz.. Beni ben olmaktan çıkardınız ve şimdi defolup gidin! Yaşantılarınızdan iğreniyorum!

Büyük şehirlerin kalabalığı iyi geliyor çoğu kez.. Çoğu kez sürüklendiğimi hissediyorum. Kimse yol vermiyor ve ardımdan gelenler itekliyorlar.. Ve ben yürüyorum.. Tabi yürümek zorunda kaldığım için. Yürürken unuttuğumu hissediyorum. Hani bir kavga esnasında hiç olmadık anda bir yumruğu suratına yersin ve bu yumruğa karşılık veremezsin ya. Bir şey olmuştur, polis gelmiştir, kavga bitmiştir o an. Ama sen son yumruğu yemişsindir işte! Ve artık karşılığını vermeye çalışırsan yeniden başlayacaktır o kavga. Ve sen sus pus eve dönüp, suratındaki şişliğe bakarsın. Yeniden bir kavgaya gücün yetmez yani. Ama içinde öyle öfke birikir ki! İçindeki biriken öfkeyi aynada parçalayabilirsin. Ya da çok sevdiğin bir vazoyu paramparça edebilirsin o öfkeyle. Bir nebze iyi gelir tabi.. Ama ben içime düğümlenen o yumruğu hiçbir şeye harcayamıyorum. Ne acınası bir haldeyim. Ben somurturken kahkahalar savuruyorlar ne acı. Ne garipler! Ne komik haldeler.. Bundan on sene sonra aynı mahallelerde birbirlerinin dedikodularını yapacaklar. Kendime üzülmüyorum, yok ettikleri saflıklarına ağlıyorum ben! Bu yangın yakar kavurur bizi. Bu yangın cehenneme götürür bedenlerimizi! Herkes acısını bir şekilde ifade ediyor. Bir kalıba sokuyor gerekliymiş gibi. Herkes derin acılar yaşıyor kendince. Birkaç kelimeyle özetliyor bu durumu da.. Bilinsin isterim; şiirlerini çok severim, ben Turgut Uyar’ın kederli bakışıyım!

Ama batan bir gemiyi izler gibi düşünüyorum tüm bunları. Doğmayacak bir güneşin batışına üzülür gibi.. Şimdilerde kağıt gemiler düşlüyorum, rengarenk umutsuzluklarla kaplı.. Bir kadın düşlüyorum; upuzun saçlarını, bileklerini, gözlerini ve ruhunu.. Olmayacak dualara amin diyorum ve her günüme beddualar okuyorum cilt cilt.. Kaybediyorum hep. Kaybediyorlar beni. Kaybolan umutlarımın yanından Deniz koşarak geçiyor. Umudumu bağladığım oğlum.. Doğmamış ve doğmadan öldürülmüş çocuğum benim. Beni bırak, sana nasıl kıydılar be yavrum? Seni nasıl karanlıklara koydular?

KorsanKalem 04.55  22.06.2014

Benzer Yazılar

  • Şimdi bana “A guzum” demeyecek misin?

    Uzun bir yolculuktu. Severdim aslında yolculukları. Ama bu kedere yolculuktu, ölümün hüznüne ortak oluş yolculuğuydu. O yüzdendir ki, anılar aklıma gelip durdu.. O eski güzel günleri düşündüm.. Her yaz giderdik köye, anneannelerin evine. Ben hep köy derim ama beldedir, Pelitköy.. Güzel,şirin bir belde. Dedem Mehmet, anneannem Mesiha. Ömürlerini mücadele etmekle geçirmiş, haramdan uzak, zeytinin nimetlerini…

  • Bir yazı..

    İşe verdim kendimi bugün, yordum bedenimi; dikenlere savurdum orağı.. Düşünmüyorsun böyle yaparak. Ama güzel oluyor, inanın bana. Toprağa elin değdimi bir parçası oluveriyorsun. Sonra zaman geçiyor. Dünya dönüyor.. Yeşermişti heryer, bahar kokuyordu, toprak kokuyordu. İster istemez yüzüm gülüyordu. Bizim çocuklar durmadan kavga ediyordu. Onları yönetmek gayet zor. Hamza var bir tane. Gülüyor adam sürekli. Çok…

  • Şimdi..

    Yalın bir halde,Ahmed Arif dinlerken,Şimdi,düşeyazdı mısralar,aklıma takıldı…Askerler nöbet tutuyor,Hastalar ilaç alıyor,Sevgililer kur yapıyor,Şimdi akşam oluyor,Ölüler mezarlıklarda yatıyor!Bir adam vuruluyor,bir bebek doğuyor,Sevinç gözyaşları var hastahanede,hüzün gözyaşları da..Birileri benden bahsediyor,birileri gazel okuyor,Şimdi sıcak bir odada, delinin biri;şiir yazıyor,Yola çıkıyor yolcular,İstanbul’da bir trafik kazası oluyor,Trafik bu bildiğin gibi..İzmir’de yağmur yağıyor,Amasra üşüyor,Ankara pavyonları birer ikişer doluyor,Sokak çocukları bali parası…

  • Uykusuz Adamın Düzdükleri…

    Tüketirken ömrümüzü sanal budalalıklarda, kaçırmışken treni ve gecenin geç saati uyumak için türlü nedenler var iken; mutsuz köşelerde, umutsuz yazılar okumaktayız… Herkes varken evde aslında herkes yok.. Ve biz milyonlarcasının düzüştüğü kentlerde otuz birlere kaldıysak ve umursamıyorsak hiçbir şeyi bitmiştir her şey… Yıkılmıştır evler… Yollar çatlamıştır… Bankada sıra beklemekten yorulan insanlar vardı… Her birinin kredi…

  • Büyük adam, küçük kadın ve sonsuz boşluk, mutsuz bir son..

    Küçük kadın, kapıyı çekti usulca. Büyük adam, bulaşıklarla bir başına kaldı. Ve her geçen gün dağ gibi birikti o evde yalnızlık. Bulaşıkları adam yıkadı. Kadının en sevdiği bardak kırıldı. Büyük adam, salonun ortasındaki kırık kalp parçalarını süpürdü. Solgun aynalarda parlak kederi izledi bir süre. Duş aldı, düşlerinden arındı. Sokağa çıktı sonra. Bir kış günüydü. Ama…

  • Hiç doğmamış bir çocuk

    Mavi bir at olsa ve çocuklar oynadıkları oyunlar dışında hiçbir şey bilmese hayata dair. Mavi at oyun parklarının çevresinde dörtnala koşarken, çocuk şarkıları duyulsa uzak kasabalardan. Uzak kasabalar akla geldiğinde şarkılar fısıldansa kulaktan kulağa. Ya da şarkılar hep bir ağızdan okunsa… Düşerken yapraklar, mavi at hiç gelmedi. Ben bekledim. Ben beklerim yerli yersiz. Ben beklerim…