Bizlere reva görülen zamansız ölmektir!

Kamplaşırken dünya, uçurumlara giderken insanlık kolaydı unutmak herşeyi.. Ölümlere üzülünürdü eskiden, şimdiyse içten içe gülüyorlar.. Cahillik, geri kalmışlık.. Demokrasi denilen kurmaca herkese demokrasi olmuyor bazen..

Şimdi sinir bozcudur soğuk.. Taş toprak, ölüm kokusu.. Beton blokların ezdiği vücutlardaki ağrılar, sızılar.. Kayıpların o çekilmez acısı.. Eski mahallenin yeni yüzü.. Küçük kıyamet.. Doğanın yıkıcı gücü, insanın acizliği… Ölümlerin büyük nedeni yine insanlar.. Hep kısa yoldan, yolunu bulma telaşı.. Ve bunun getirdikleri..

Küçük, o şirinliğiyle, birilerinin zamanında yapımında önemsemediği o binada sırtında tanımadığı bir cesetle, aptal kutularında haber olduğunda; kurtulduğuna delice sevinmiştik.. Ama sonra iç kanamadan yitirdik o küçük bedeni.. Birisinin çocuğuydu,birisinin torunu, birinin eşi olabilrdi, birinin babası.. Ya da o binanın benzerini yapacak olan biri.. Ama yitip gitti işte.. Öyle sessiz sedasız.. Gazetelerin baş sayfalarına verirken son saniyelerdeki pozunu, ne de şirindi oysa.. Sırtında, cesedin kanı çekilmiş eli olsada, mutlu bir tabloydu..

Hiç ders alamadık, hep yitip gittik.. Öyle manasız, sualsiz, kimsesiz.. Bu ülke çocuklarını hep kolay yitirdi.. Hep acımasız oldu çocuklarına.. Hiç güler yüzlü olmadı.. Yanlışı gösterdik hep; eğitilmeliydik, yanlışa yanlış diyebilecek yürekliliğe sahip olabilmeliydik. Suskunluğu öğütlediler hep bize! Susmalıydık, susmasaydık eğer, sistemin kirli çarkına sıkılan yumruklar artacaktı.. İstenmiyordu bu!

Ölmeliydik! Bir depremde, bir selde, bir trafik kazasında, bir pusuda, polis jopuyla, asker süngüsüyle, emperyal bombalarla ölmeliydik.. Anne karnında öldürülmeliydik, hastane köşelerinde tedavi beklerken, emekli maaş kuyruklarında, metropollerin merkezinde, ücra bir anadolu kasabasının adı bilinmeyen bir köyünde ölmeliydik.. Para babalarına inat çok yaşamamalıydık, iyisini yememeliydik, giymemeliydik.. Onlar gibi bakmamalıydık hayata.. Acıyı hayatın merkezine koymalıydık..

Sıradansak eğer, halktansak, oğlumuz birşey istediğinde dudaklarımızı ısırıyorsak, için için ağlıyorsak, evde pişireceklerimiz kısıtlıysa, kurban bayramında eve et gelecek umuduna seviniyorsak ve devletin çok da umursanmayan okullarında boktan sıralarda; beynimize verilen afyonları alıyorsak, kısacası babamız ağababa değilse; bizlere reva görülen zamansız ölmektir!

KorsanKalem

Benzer Yazılar

  • Bir Günün Mücadelesi..

    Öyle delice geliyordu ki, herkesin yaşadığı bir hayatı yaşamak.. Ve öylece kabul etmek varolanı.. Sabahın köründe verdim nöbeti.. Manasız bir yürüyüştü benimkisi.. Bir koli yumurta,bir somun ekmek doymam için yeterliydi.. Marketten eve düz  bir yol.. Kısa ama düşünmek için epey uzun aslında! Sabah insanların yüzü hiç gülmüyordu. Somurtkan ve ruhsuz hepsi… Zaten o lanet sabahları;…

  • Sımsıkı Sarıldığım

    Ekmek kırıntılarını taşıyordu karıncalar Ve kırık döküktü sevdalar Aşklar da yarım yamalaktı işte Sokağın hüznüne mi dalmalıydı? Yoksa, yine aynı evlerin karanlığında mı son bulmalıydı gece? Oysa ağzımızda heceleyemediğimiz sözcükler barınmaktaydı, Dokunamadığımız ellere inat hem de! Sevda güzel bir kadın adıydı bu mertebede… İnsanlar bir gün daha mutsuz kılınıyordu semtin her köşesinde! Kaldırım hüznüydü bu,…

  • Canımı yaktınız ulan, çok acıyor!!

    Öyle bir şey ki bu; hiçbir yer uzak değil… Her yer çok uzun sadece… Zaman kısa ve yetemiyorum… Bu denklemi çözemiyorum artık… Kibirlerinizden vazgeçin beyefendiler, kibirlerinizi terk edin hanımefendiler… Geçici bir telaş bu… Bir yanılgı… Oysa ufacık kelimelerle güldürebilirdiniz tüm insanlığı… Ve paylaşabilseydiniz sevgilerinizi, belki dünya yaşanılası bir cennete dönerdi… Ama olmadı… Olamazdı da zaten….

  • Dönen olmadı..

    Hızlı adımlarla çıktım evden.. Nasıl da geçmişti zaman.. Bir asır gibi koskocaydı oysa saniyeler.. Uyuklarken bir köşede, depar atmıştı yelkovan.. Ve yetişme telaşı sarmıştı bedenimi.. Hızlı adımlarla ilerlerken, kentin insanları evlerine girmişti bile.. Serindi hava ve o vakit evden çıkarken sırtıma aldığım ceketin ne kadar gerekli olduğunu farketttim.. Ellerimi ceplerime sokup hızlıca otobüs terminaline yürüdüm…..

  • Giden bir adam, gitmiş bir adamdır sadece..

    İlk zamanlar gırtlağında bir şey duruyor. Böyle topak gibi. Yutkundukça duyuyorsun acısını. Ki bu acı ne çok ne de az. Orta karar ama öyle rahatsız ediyor ki. Yani öyle bir şey ki bu, çocukken diz kapaklarımızdaki yaraların kabuklarını soymak isteriz ve ne yapıp eder kanatırız ya. İşte tam da öyle bir huzursuzluk bu. Ya da…