Evet kendimi kırık bir aynada görebilirim ve oturup ağlayabilirim halimize..

149912_330396667080719_205858624_n

“İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.

Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
“Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.
Kalmak ve direnmek.

İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan’a mı?

Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?

Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?

Rahat bana batardı!

“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.

Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik.

Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama… Tıpkı 1915’teki gibi çıkacaktık yola… Atalarımız gibi… Nereye gideceğimizi bilmeden… Yürüyerek yürüdükleri yollardan… Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı…

Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere… Her neresiyse.

Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.

…

Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.

…

Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.

Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”

hrant-dink-kimdir-2

 

 

 

 

 

 

Rahmetli Hrant DİNK’in son yazısından birkaç bölüm bunlar…

Ben son bölümü bu gün yaşanılan vahşet ve yıkım adına yeniden düzenliyorum;

çiçEvet kendimi boynu bükük bir çiçeğin ruh tedirginliği içinde görebilirim; biliyorum ki bu ülkede, bu topraklarda insanlar çiçekleri ezip geçerler.Çiçekler, betonlaşmış kentin içinde sadece pencerelerdeki saksılarda ve göstermelik sahte parklarda yaşamlarını sürdürürler.

Evet korkakça ama bir o kadar da bencilce! Zira koskocaman ağaçlar birer ikişer kesilirken, hiçbir çiçek sesini dahi çıkarmamıştır. Yok olan doğayla birlikte, çiçekler de saksıların içinde hüküm sürmüştür. Bunca yıkım, bunca gözyaşı kendimi saksıya hapsolmuş boynu bükük bir çiçek gibi hissetmeme neden oluyor.

Evet kendimi gözü yaşlı bir çocuğun ruh tedirginliği içinde görebilirim; biliyorum ki bu ülkede, bu topraklarda ilk çocuklar öldürülürler! Babasız, annesiz bırakılırlar hiç düşünmeden! Çocuklar hapsoldukları evlerinden dışarıya adım attıklarında; cinayet, taciz ve tecavüz, uyuşturucu batağı ellerini ovuşturarak onları bekler. Evet biraz kederli ama bir o kadar da adice…

Başımıza gelenleri hala; şundan bundan ondan bilip, koyu çizgilerle çiziyoruz sabır sınırımızı. Ama o sınır, her geçen gün bilmem nerenin oyunlarıyla aşılıyor. Sonra yeni ve daha geniş bir sabır belirliyoruz. Bıçaklar kemiğe dayanıyor bir süre sonra. Muhtemelen yeni kemiklere geçiyor sonra aynı bıçaklar. Zira her geçen gün başka bir otoritenin aynı kemik açıklaması yayınlanıyor televizyonlarda…

Uzun zamandır izliyorum ülkeyi, dünyayı, bölgeyi… Nedense son 40 yıldır bu bölge cayır cayır yanıyor. Yakılıyor birileri tarafından. Yanan bizleriz, yakılan, gerileyen, öfkelenen, kaybeden bizleriz. Bu yörenin insanları… Birileri bundan 100.000 yıl öncesini araştırırken, biz yakın çağın acılarından bir haber büyüyoruz. Büyütülüyoruz ve uyutuluyoruz… Zamanında ileri medeniyet sayılan bu topraklarda yaşayanlar, şimdi çağ dışı kalmış bir şekilde katlediyor birbirilerini! Bilim adamları yetiştirmeyi bırakıp, savaş planları yapar olduk. Ne oldu bize peki? Bu kin söylemi, bu nefret çağrısı niye?

yanYakılan benim otobüsüm, yiten benim insanım, evlerinden dışarıya çıkamayan-çıkmaya korkan- bu halk benim halkım! Peki, biz neyin kavgasındayız şu sokaklarda? Neyle savaşıyoruz? Kime karşı, kiminle birlikte? Hırsıza hırsız diyemeyen bir toplum olduk, katili başımıza taç edip lider yapan bir kininin safını tuttuk. Bizi biz yapan tüm değerlerin altını oyduk, molotofladık adice!

Bir okul yakmanın hiçbir siyasi söylemi yoktur efendiler! Solculuğa, sağcılığa, dindarlığa, adamlığa sığmaz! Bir okul, bir halk otobüsünü yakan zihniyet ne ise; Ortadoğu’da önüne gelenin kafasını kesen, katledenlerin zihniyeti de tıpatıp aynıdır! Bir fark görmüyorum ikisi arasında!

İnsanlığa karşı yapılan tüm suçlara ve hareketlere, tüm varlığımızla karşı koyacağız. Halkların varlığının teminatı olacağız. Bu topraklara cahillik tohumları ekenlere karşı, cehaletin en büyük düşmanı kitaplarımızla karşı koyacağız! Okuyacağız, okutacağız ve güzel yarınların umudunu çocuklarımıza aktaracağız! O okul yakılmayacak efendiler! O okulları var gücümüzle savunacağız. Bir ülke sınırını savunmanın ötesinde savunacağız o okulları! O okullar yakılırsa, o çocuklar kalem yerine bıçak, kitap yerine silah tutarlar!

Evet kendimi boynu bükük bir çiçeğin ruh tedirginliği içinde görebilirim, biliyorum ki bu topraklarda yetişenler tüm dünyaya umut olacaktır. Evet kendimizi yenilmiş bir nefer gibi görebiliriz; ama umut etmek insana dair en önemli meziyettir, umut ediniz güzel yarınlar adına!

KorsanKalem 20.40 08.10.14

Benzer Yazılar

  • Üç günlük dünya, kasma..

    Hiç bir şeyi umursamadan, devirdim çalışma masamdakileri.. Koydum bir defter bir kalem ve bir kaç şişe, içleri dolu.. İçtim.. Göz yaşı dökmedim dersem kendimle çelişirim.. Çok yazdım dersem yalan söylerim.. Belli belirsiz birkaç cümle hepsi bu.. Masanın gerçek sahipleri yerde, sahtekarlar tam üstünde.. Rulo peçete bölük börçük kullanılmış ve hala nemli.. Günler geçer.. Masanın yanından…

  • Sakız gibi uzayıp gider..

    O kadar gereksizdi ki yaşamları.. O kadar boştular ki! Bir sivri sineğin emdiği kan kadar iğrençtiler.. Ve daha bu başlangıçtı.. Baktıkça gözlerinin içine ve konuştukça her biriyle midem kalkıyordu.. O suratlara kusmalıydım.. Ama hiç cezalandırıcı olamadım.. Hiç kötüyü oynamadım ben.. Karanlık bir odada öylece yazdım sadece.. Şimdi yeni telaşlara girdiysem de bunlar yine yazma telaşının…

  • Pisliğin İçinden Bildiriyorum..

    İnsanlar hep aldanıyorlar aslında.. Aldatıyorlar kendi kendilerini.. Kandırıyorlar türlü yalanlarla.. Değersizleşiyorlar ve değerli olan ne varsa, değersizleştiriyorlar.. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor toplumun içinde.. Kirli telaşlarla, bembeyaz rüyalara saldırıyorlar.. Yani güneş doğduğu gibi batmıyor; insan uyandığı gibi yatmıyor yatağa.. Çoğu kez canın sıkılıyor.. Saçma ve gereksiz olaylardan.. Çoğu kez tökezlemeni bekliyorlar.. Tökezleyip yere kapaklanmanı.. Kapaklandığında…

  • Yeni neslin yaşadığı boşluğa aparkat atmak-1*

    Halk müziği konserinde öyle içlendim ki.. Herkes serilmiş yerlere, izliyorlardı konseri.. Mutluydular yada öyle görünüyorlardı.. Eve gidip dergiyle ilgili projeler üretmeliydim.. Ama orada kalmayı tercih ettim.. Sanırım dışarıdan gören birisi için mutlu izlenimi veriyordum.. Demek ki içimdekileri dışa vurmakta güçlük çekiyordum.. Ya da her insanın durumu böyleydi.. Yani genel insanların özelliği olma ihtimali vardı bu…

  • Bardak dünden razı..

    Babamın zulasındaki 70lik Tekirdağ şişesini kaptığım gibi, mutfakta beyaz peynir, rakı kadehi ve suyumu hazırladım. Rakıyı sodayla beraber içmeyi severim. Ama evde soda kalmamıştı. Geleneksel yollarla içmenin gerekliliği doğdu ve sırf bu yüzden içmemezlik yapmadım tabi.. İçimi ısıtan bir yol alışla ilerledi bedenimde.. Ağzımdan, bedenimin her köşesine yayılan sıcaklık.. Nitekim mevzu bu değil; uzatmayı da…

  • Gerçekten mi?

    Şehirden bir otobüs kalktı ve her şey o zaman başladı. Kimi zaman, alakasız şeylerin arasında bir bağ olduğunu hissediyorum. Mesela bir çocuk koşarken düşer. Bir bebek, o an bir evde hiç olmadık bir nedenden dolayı ağlamaya başlar. Çocuğun acısını, o bebek duymuştur. Kimse bunun farkında olmaz. Bebek neden ağlar bilmez kimse. İşte o yüzden şehirden…