Yolumuz açık ola..

                Bizim yazıya başlama sürecimiz, ülke koşullarının bir yansıması olarak ortaya çıktı.. Seksenlerin kuşatılmış gençliğinin apolitik olmayan yanıydık bizler.. Hayatı sorgulayarak yaşadık ve hayat desturumuz hep buna odaklı oldu.. Yani dimdik yürünecekse bu engebeli yolda, yine bunu bizler başaracaktık.. Başarmak zorundaydık.. Okuduğumuz kitaplar ve edindiğimiz ülke ve tabi ki hayat gerçekleri, diğer yaşıtlarımızdan farklı meşguliyetlerle ilgili olmamızı zorunlu kıldı.. Bu yüzden sevgilinin elinden geç tuttuk belki.. Yada görmedik bizi o sıcaklığıyla saracak yaşıtlarımızı.. Süreç öyle ya da böyle ilerledi..  Ve bu zamanlara kadar geldik işte..

                Hatırlıyorum da ilk şiirlerimi Sütaş’ın, bir çocuk tiyatrosunda dağıttığı o yeşilimsi ve ineklerle bezenmiş defterimde yazmıştım.. Sonra not defterleri, el yazmaları, daktilo süreçleri, bilgisayar (internet ) maceraları ve bugünler..  Şimdi belli birikimlerle yazılmaya devam edilen bir süreç.. Ha bir de hala matbaada olan bir dergi.. Kasım sayısı basılmakta.. Ay olmuş Aralık.. Bazı hayalleri erkenden gerçekleştirmeye çalışmanın bir sonucudur bu.. Ki tabi büyük şehirlere uzak olup, işin bizzat başında olmamak da bir neden buna.. Ama elimize geçtiğinde güzel bir iş çıkardık diyebileceğiz.. Bir emek verdik ve aslına bakarsanız zorlu bir süreçti.. Ücretsiz dağıtımını yapıp yıllar sonra gözlerimizi yaşartacak bir anı olmasını bekleyeceğiz..

                Şimdinin nesli, bizim gibi yaşamıyor hayatı.. Sokakta düşmüyor, çamura batmıyor yani.. Bilyeleri hiç olmadı, bir öpüşme gördüğünde utanmadı bizim gibi.. Biz utanırdık.. Mahallede büyük ağabeylerimiz vardı.. Kızla nasıl öpüştüğünü anlatırdı ve biz hem güler hem utanırdık anlattıklarından. Gözümüzü kapattığımızda kuramazdık bir öpüşme sahnesini yani.. Görmemiştik ki.. Gördüğümüzde kapatmıştık ellerimizle gözümüzü.. Bizim elimize geçen paralarla kibrit kutuları almak ve onları topluca imha etmekten başka derdimiz yoktu o vakitler.. Ve tam da bu ülkenin gençleri emperyal planlar dahilinde çatır çatır katlediliyorlarken, parkta çukurun içine tuzak kurma telaşları içinde buluyorduk kendimizi.. Kötüler düşüp zarar görecekti.. Öyle çocukça davalar güdüyorduk kendimizce.. Popüler savaş oyunlarında, hak yemeden ölüp öldürüyorduk.. Elimizdeki plastik borularla tüf tüf oynarken almıştık ilk yaralarımızı.. Ve son olmayacağını henüz bilmiyorduk..

                Sıkıntılı devlet okullarında okuduk.. Birden çok öğretmen eksikti hep.. Ve sıralar yılların birikimiyle doluydu.. Bizde kendimizce kattık bir şeyler.. Kalabalık sınıfların anlaşılmaz öğrencilerindendik.. Elimizdeki kitaplarda neler yazılır bilmezdi kimse.. Merak da etmezlerdi hani.. Ama biz onlar içinde okurduk.. Onlar için de düşlerdik güzel yarınları..

                Nihayetinde anlatacak çok şeyimiz olduğunu düşündük ve yazdık sadece.. Yazmayı bir yaşam biçimi haline getirdiğimiz günden beri, yazmadığımız günler huzursuzluk kaplamakta içimizi.. Ve artık basılı bir yazınsal üretme zamanının geldiği konusunda aklım, kalbim ve cesaretim işbirliği yapmış vaziyette.. Bu doğrultuda daha yoğun çalışarak, ilk eserimi oluşturmak için tam manasıyla harekete geçmiş vaziyetteyim.. Yolumuz açık ola..

KorsanKalem 08.12.12  20.39

Benzer Yazılar

  • Güzel Bir Gün

    Yine geç kalktım yatağımdan, dünün kırgınlığı içinde, yüzümdeki gecenin kattığı anlamsızlığı değiştirmek üzre duşa girdim.Ilık ve iç gıdıklayıcıydı.. Karnımın ağrısı ayyuka çıktığından dolayı bir de o işi hallettim,tuvalete girdim. Tuvaletteki uzun bekleyişlerimde artık kitap okumaktayım. Bugün Sait Faik’in güzel bir hikayesini tattım. Aslında güne yeterince manasızlıkla başladım. Hergün ki monotonlukla tabii.. Biraz sanal dünyaya göz…

  • Şah-Mat!!!

    Şah çekip duruyorsun! Ve her şah çekişinde böbürleniyorsun, garip bir gururlanma.. Şaşkınlıkla izliyorum oyunu, yapmak istediğini biliyorum. Tüm gücünle bana saldırıp köşeye sıkıştırmak tek hayalin.. Gözümün, yenilmiş pislik bakışını almasını görmek istiyorsun işte.. Nasıl bir hırstır, ne gözü dönmüşlük. Hamle hamle yaklaşıyorsun ve köşeye sıkışmaktayım. Hakaretler ediyor, yanındakilerle eğleniyorsun.. Çok da önemsiz bir haldeyim,yanınızda.. Sıradan giyinen,standart bir adamım…

  • Yarınlar benim…

    Ellerimi koyacak yer bulamıyorum. Cebime soksam anlamsız, masanın üzerine koysam fazla kalabalık oluyorum gibi geliyor. Bir sigara yaksam, ama henüz yeni söndürdüm onu da. Ellerimi kesip atsam, cinnet geçiren adamın eylemi olarak geçecek haber bültenlerinde… Ellerim, bu kalabalığın içinde bedenime fazla geliyor! Bu hep böyledir. Sana ait olmayan bir yerde, sana ait hissedemediğin insanların yanında,…

  • Buraya bakacağını sanmıyorum…

    Şarabın gazabından kork… Ellerimi tutma, gözlerime ise hiç bakma… Sevme beni… Seveceğin de yok zaten… Dökme yollarıma gözlerini… Yıkılsın bu düzen, şarap bitsin artık ve geceyle gündüz hiç eşitlenmesin benim dünyamda! Hiç eşit olmadılar da zaten.. Ben bir yolcuyum, yolum tutarsızlıklarla dolu ve sen hiç dokunmadın benim yarama. Yollarımız hiç kesişmemiş. Şimdi evlerinde hüzün, ellerinde…

  • Veda..

    Zaman geçiyor.. Bulutlu, güneşli, yağmurlu ve yeryer karla karışık yağmurlu.. Ömür geçiyor, neşeli, kederli, hüzünlü, ilginç, komik.. Bazen uzun süre ellerin boş kalıyor, bazen doluyor.. Kalbin bazen bedenin için değil de başka bir beden için atıyor.. Bazen kırılıyor.. Bazen için parçalanıyor.. Hayat geçiyor.. Bulutlu bir gündü bugün ve sıkıcı, şiir telaşı içinde bulamadım kendimi.. Vedaya…

  • Nefes meselesi bu, alamazsan biter hikâye.. KK

    Hiç bir din temizlemez; gönüllerinizdeki kiri… İçinizde yüz yıllık ölüm tohumları besler durursunuz. Kanla çoğalır, can alır ve türlü dolaplarda aklanırsınız! Lağımlarda şişelenir kokularınız. Bedenleriniz anlamsız pırıltılarla süslüdür. Dünyanın her yerinde umarsızca pazarlanır nefesleriniz. Hevesleriniz ciğerlerimi parçalar. Midemi delik deşik eder sesiniz. Bağırsaklarım kopar kokunuzu duyduğumda. Ölüyorum, siz çoğaldıkça adım adım ölüyorum! Garson günün tüm…