Şemsiyelere de lanet olsun şu hayatta!

klllAynı şemsiyenin altında, ıslanmıyorduk. Ama ben ıslanmak istiyordum. Güneşin bulutlar ardına gizlendiği her gün ıslanma taraftarıydım. Şemsiyelere o yüzden karşıydım. Islanmaktan korkuyordu. Sanki eriyecekti hanımefendi. Sonra ben durduğumuz yerden uzaklaştım. Yağmurun içine doğru… Sokağın birinde ıslanıyordum. Mesaj attı. “Nereye gittin be adam?” yazmış. Cevap yazamadım. Dokunmatik ekranların en büyük gazabından biri bu… Islanınca yazamıyorsun.  Yazamayınca da sinirleniyor insan haliyle. Eskiden yazabilirdik. Eskiden insanların dokunmatik telefonları yoktu. Bu yüzden de birbirlerine dokunuyorlardı. Ama acı, ama tatlı dokunuşlardı bunlar. Ama dokunuyorlardı işte! Şimdi en fazla yediğim bir ciğer ya da mantarı bol bir pizza dokunuyor mideme. Canımı yakıyor bu dokunma durumu. Sonra ben ıslandım. Çok ıslandım. Sonra bir sigara yaktım köşe başında. Yağmur altında içebiliyorsan sigarayı, bu iyi bir şey… Sigara içmek kötü ama… Sağlıklı yaşamak varken bu kanser kuyusunda sigara içmek kötü bir şey. Bunca ecelsiz ölümün olduğu hayatta, bunca hiçlik uğruna yitip giden insanların yanında; bir sigara sağlıksız yaşamın en büyük göstergesi oluveriyor. Bu yargılar genellikle dokunmatik yaşadığımızdan kaynaklanıyor. Ya da ben böyle düşünüyorum diyelim. Sonra herkesin beni yargıladığı bir dönemde, ben sırılsıklam beş kat çıkıp; çatı katındaki huzursuzluğuma geçtim. Çünkü sana kendini sunanlar, senin de pazara ortak olmanı istiyorlar. Çünkü sevgilerini umarsızca ve hiçbir standardı olmadan savurunca insan; başkalarının da böyle olması gerektiğine inanıyor. Mesela kendisi günde beş vakit televizyon karşısında dört dönerken, senin de onun izlediği aptal programları seyretmen gerektiğini düşünüyor. İzlemiyorum diyorsun, “E napıyorsun?” diyor! Sana ne diyemiyorsun tabi. Kendinden bir şeyler anlatıyorsun, “hadi be iyiymiş” diyor ama yine de kuşku var içinde. Çünkü ona öyle öğretmişler. Herkes televizyon izler, herkes herkes gibi olur. Farklılık olmaz. Farklılık pis bir şeydir! Beş dakika sonra hemen yapıştırıyor: “E Acun’un yeteneğini de mi izlemiyorsun?” Kusura bakma ama izlemiyorum o haltı da!

Sonra balkondan dışarıyı izlerken, bir pencereden çocuğun biri sarkıyor. Elinde de kağıttan uçağı… Tabi insan deneyimliyse uçak yapamama konusunda, izliyor çocuğun atacağı uçağı. Bakalım uçacak mı? Biraz dışarıyı izledi ve bıraktı uçağını. Bembeyaz bir kâğıttan… Uçak taklalar atarak dimdik çakıldı yere. Sonra çocuk hiçbir şey olmamış gibi geri girdi içeriye. Ben üzüldüm bu başarısızlıktan sonra. Ama çocuk muhtemelen dokunmatik bir oyuna daldı hemen evin içinde… Belki bir uçuş simülatörünü yönetiyordur kim bilir? Uçak düştüğü yerde ıslandı ve parçalarına ayrılmak üzere uzandı boylu boyunca. Ben de içeri girdim. Defalarca denemiştim, uçan bir uçak yapabilmek için. Becerememiştim. Elim yatkın değil böyle inceliklere sanırım. Kravat bile bağlayamıyorum hala. Neyse ki boş verdim bunları düşünmeyi. Yağmur yağıyordu, muhtemelen gece uykusuzluğuma eşlik edecek. Eşlik etmeli… Şemsiyelere de lanet olsun şu hayatta!

KorsanKalem 02.04.15 19.00

Benzer Yazılar

  • Ölüm Uykusu..

    Bir süre ölü bir ten, kurumuş bir cesedim.. Belki kendi tabutumu taşır, derin bir çukura atarım kefensiz bedenimi.. Ya da susarım tüm kelimelere, cümlelere ve gevezeliklere karşı.. Bir şarkıda duyarsınız beni, bir haykırışta, bir ağıtta, gözyaşıyımdır.. Soğuk havalar geliyor. Sıcak havalar gelecek, belki olmayacağım.. Bir güneşe bel bağlayan F tipindeki mahkumum! Ölüm oruçlarında kaybedilen akılım…

  • Sokak Aralarında Yağmura Yakalandık

    Ve evet yağmurlar yağıyordu Bir düş kuruyordu adam Kadın uyuyordu En gerekliyken yıldızlar kayboluyordu Bir köpek ulumasıydı beni buraya getiren Bir kuşa özlemdi belki de Umutsuzluğa düşüyordu insan Yağmura kanıyordu Mutluluk şimdi, Karanlık odalarda Koca bir rüya görüyordu..                                  …

  • Hayata dair şeyler ve kibir budalalarına ithafen oluşturulmuş, gereksiz kelimeler bütünü..

    Yine her şey karma karışıktı. Yazdıklarım, çektiklerim, romanların, bulaşıklarım, yalanlarım, dolanlarım, falanlarım, filanlarım.. Uzatabilirdim.. Pek uzatmadım oysa.. Ömrüm boyunca kısa kesip attım cümlelerimi.. Hayatımı işgal eden her şeyin karma karışık olması benim suçum. Ve bu durum hiç iç açıcı değil. Aksine iç karartıcı.. 10 sene önce dünyayı kurtaran ben, şimdi bana göre büyük bir evin…

  • Af Dilesem…

    Herkesin en iyi yaptığı şeyi, nedense ben yapamıyorum. Herkes suçu başkalarında arıyor. Bense tek suçlunun kendim olduğunu ilan ediyorum. Biliyorum, çevremdekilerin de gözleri benim üzerimde… Ama tüm suçu üstlenmişken, bir yandan da izliyorum sizi. Gizli gizli güzel günler diliyorum. Sessiz bir takip benimkisi. Hüzünlü de bir yandan. Çok özlüyorum o günleri. Eski günleri yani… Hayatımın…

  • Teşekkürler Türkiye, her nerede uyutuluyorsan!

                    Sıkılmıştı yumruklar.. Üniversite okuyan yüzlerce cılız genç bir bütün olmuştu.. Ve karşılarında zırhlı birlikler vardı.. Kasklarının altından pis pis sırıtıyorlardı.. Yüzlerce genç ”özgürce” okumak adına çıkmıştı sokaklara.. Ve hükümetin eğitim politikasını eleştiriyorlardı.. Gençliklerinin ateşiyle yürüyorlardı.. Ellerinde pankartlarla, dikine dikine ilerliyorlardı..  Ve ardı arkasına uyarıyordu zırhlı birlikler.. “Durun yoksa…

  • Başlıksız..

    İznin son günleriydi.. Son günler hep asabi olmuşumdur..  Geride bırakılanlar zira çok değerliydiler benim için.. Çocukluğumdular, gençliğim, herşeyim.. Geride bırakılanları düşündükçe melankolik halim artıyor.. “Melankoli halk arasında yalnızlığı tercih ve hüzün hali olarak bilinse de aslında psikolojik bir durumdur. Nedensiz yere depresyon hissi ve bir şeyler yapmaya duyulan isteksizlik olarak ortaya çıkar..” diyordu Özgür Ansiklopedi…..