Matlaşan renkler..

Sıkıntılı bir günde, boş gözlerimin denizin maviliğiyle buluşması tesadüf değildi. Gözlerimdeki yorgun yalnızlık ne zaman çekilmez olsa, soluğu mavi serinliklere dalmakta alıyor. Bu soğuk günlerde kazağımın içine hapsolan güneş ışınlarıyla anca ısınabiliyorum. Bedenim atıl ve bitkin.. Sevdiklerimden epey uzaktayım. Ama bu ruh halim tarif edilmez yaralar açıyor sevgilerde..

Saçlarım dökülüyor, ruhum daralıyor. Olumlu denilebilecek tek şey deniz.. Ve bulut barikatlarından kurtulmayı beceren birkaç devrimci güneş ışını.. Hiç bu kadar boş bakmamıştım insanların yüzlerine.. Ama boşluktayım, doluya dair ne varsa yok ettim ellerimle..

Dışarıda soluyacak bir havam bile kalmamışken, payıma düşen bacaların marifeti, karbonmonoksit gazıyla sessizleşiyorum.. İs kokuyor dünya, piskokuyoruz.. Kendine özgü mistik bir hava diyorlar buna, evet olabilir de ama illa mistik olacağım diyorsanız, tuvaletlerde sıçtıktan sonra epey bir mistik akımla içiçe kalabiliirsiniz.. Benden öneri..

Sıçarken dünyanın içine, palavralarımız da komikleşti.. Hikayeler, haberler, insanlar komikleşti.. Renkler koyulaştı.. Hüzünler basitleşti.. Ve bunun gibi bir sürü mat soluk hikaye ve sözcük öbeği, sessiz cümleler..

KorsanKalem

Benzer Yazılar

  • Gece akan gözyaşımın hesabını vereceksin; Hayat..

    Kimseye Etmem Şikayet    Seher Vakti (Bu yazı iki şarkının eşliğinde yazılmıştır.) Hiçbir şeye kızmıyorum ben. Gücenmedim de.. Ben kendime de kızmıyorum. Belki biraz suçluyumdur. Herkes gibi olabilirdim. Umursamadan insanları, hayatı, çocukları, aşkları; günümü gün de edebilirdim. Ben sevdim her şeyi.. Değer verdim, her elini sıktığım insana.. Nefes alan, doğan, çiçek açan her şeye gıpta ettim….

  • İhanet..

    İhaneti gördük, oradaydık oradaydılar ve herbiri ağız birliği etmiş susuyordular.. İhanet, ihanet kokuyordu toprak, sinmişti toprağa kokusu ihanetin! İşitiyor, hissediyor ve görüyordular.. Ortalık yerdeydi ihanet, Alenen yapılıyordu, Göz göre göre, Utanmadan, sıkılmadan hem de! Sırtımızdan gammazlayanlar oldu, Ardımızdan kurşunlayanlar.. Susmadık hiç ve yılmadık! Şükürler olsun! Yıldıracak yürekleri yoktu, Ki zaten yılacak yürekler de değildi bizimkiler…..

  • BU GECE

    BU GECE Bu gece hecelerim tükendi, kelimelerim berduş, cümlelerim sarhoş, hikayelerim sızmış be gece! Yazasım gelmez, okumaktan usandım, sevmelerim sevmelerim, hepsi yerli yerinde, bu gecenin manası yok rüyası çok.. Başım çatlıcak gibi oluyor, ağrıyor.. Ve bir dünya dönüyor bu gece gündüze gidiyor, nefesim kesiliyor, yüreğim daralıyor bu gece, Bu gece darılıyorum yıldızlara, zira hepsi saklanıyor…..

  • Silinen Bir Yazının Ardından..

    Koskoca bir sessizlik kaldı şehirden arda kalan.. Ve henüz yeni kaplamıştı gökyüzünü bulutlar.. Böcek cızırtıları ve denizin bitmek bilmeyen uğultusuydu içime dolan.. Tek tük geçen arabaların mekanik sesleri olmasa ölmek için en mükemmel anlardan birisi olabilirdi.. Ama yaşarken mükemmele ulaşamamışken, ölümün mükemmel olmasını beklemek ahmakça olur.. Herkes uyuyor şimdi yataklarında.. Herkes yeni bir gün hırsıyla…

  • Ağlamalı kusmalı horlamalı bir yolculuğa denk geldim..

    Malum filmde bir sahne var ya, eleman sigara için bir eve giriyor.. Gençler de ruh çağırma modunda, eleman nedendir hatırlamıyorum ama bembeyaz, haliyle içeri girince bizim gençler altlarına kaçırıyorlar korkudan.. Eleman arkadaşlarının yanına dönünce ” Abi bir tarikata denk geldim, işemeli sıçmalı bir ayin yapıyorlardı” deyip beni öldürmüştü:)  Bizim uzun yolculuğa da o filmdeki sahneden ilham…

  • Küçüğüm, daha çok küçüğüm… Burak’ın anısına…

    Küçük bir şey yitirdiğini zannedersin. Oysa yiten-yitirdiğin kocaman bir şeydir. Canını yakan ne varsa, önemsiz kalır bu acı karşısında… Canın, bir daha bu kadar çok yanmaz bilirsin… Her şey kurulu bir düzenin sonucu mudur? Yoksa her şey, her gün kurulmaya mı mahkûmdur? İçinden çıkamadığın sorularla büyürsün. Sahi gerçekten büyür müsün? Yağmur damlaları, gözyaşlarıma karışıyordu. Ben…