Kadın ERKEK eşitliği!! (Şuraya otur!)

Erkek oturacağı yeri gösterir “Geç şuraya otur!” Kadın dolmuşun içindekilere sapıkmış gibi bakıp, adamın gösterdiği yere oturur!

Bu bir gözlemdi. Bana ait bir gözlem. Gayet açık ve netti! Üzerine yazılacak da birşey yoktu aslında! Erkekler çok güçlüydü ve kadınlara itaat etmeleri söylendi! Yazıyordu ama yasada eşitsiniz siz! Eşit olsalardı, gösterir miydi erkek kadına oturacağı yeri? Ve kadın suçlar mıydı tüm erkekleri ırz düşmanlığıyla?

Rahat insanlar, dünyanın sorunlarını çok kolay çözebiliyorlar, masa başlarından, koltuklarından.. Ama kazın ayağı öyle değil! Sorunun kanayan yarasını bulmalı, eğer gerçekten çözmek istiyorsak tabi.. Yaraya değmeli, dokunmalı, önce bir temizlemeli ve pansuman yapmalı! İşin ehliysen eğer bu iş böyle olmalı. Ama yapılan sadece şunu yap bunu yap demek oluyor. Yapan da çaylağın teki! Bundandır, sorunlar hiç çözülmüyor! Dönüp dönüp mikrop kapıyor!

Bugün kadın erkek eşitliğini ülkemizde ve dünyada ne noktalarda olduğunu düşünsenize! Ama biz 21.yy’dayız! Bilim çağı,teknoloji çağı.. Medeniyetler,zenginlikler.. Nerede o demokratik olduğunu iddia edenler?

Yoklar! Hiç olmadılar ki!!

KorsanKalem

Benzer Yazılar

  • Nihayetinde hassas bir mizaca sahibim..

    Odaların içindeki insanların, sokak köşelerinde kriz geçiren sarhoşların derdini anlamalarını beklememek lazım.. Benim seni nasıl sevdiğimi de, ciğeri beş para etmeyen kerizlerin algılamaları güç.. Kimsenin kimseyi, bizim insanları anladığımız tavırla anlamalarını da beklemiyorum. Toplumumuzun çoğu manken, çoğu üst düzey bürokrat zaten! Biz birkaç orta sınıf babanın çocuğu, aşk diye piçlik peşindeyiz. Oysa bilmiyorlar ki; piçler…

  • Huzursuzluk..

    Bir çarşamba daha geçti.. Kısa süre önce çekilmezdi çarşambalar.. Cehennem azaplarıydı anlayacağınız! Ne acı vericiydi o günler. Ama geçiyor be vakit. Gidiyor günler birer ikişer.. Yaşanıyor öyle yada böyle günler. Nisan yağmurlu geçiyor. Hüzünlü soluk. İster istemez yüzümüze yansıyor. Ama biliyorum ki güneş doğacak, yakındır.. Gelse mi yaz bilemedim. Hani gülümseyebilecek miyim, deniz kenarında? Nasıl…

  • Yılların Getirdiği..

                    Uzun otobüs yolculuklarında, geçtiğimiz ağaçları sayardım.. Daha doğrusu saymaya çalışırdım.. Ağaçların yaprakları, dalları, çeşitleri umurumda olmazdı.. Onlar benim için sadece sayıyla ifade ettiğim birer oyuncaktı.. Ve hızlı geçilen o karmaşık yollarda, sayamadığım ağaçlar için eklemeler yapardım.. Çok geçmeden cama düşen başımı, annem kendisine yaslayıp o sıcak uykuya dalmamı…

  • Kısa..Cümleler.. Kurardım..Yüklemleri Eksik!

    Yolda.. Giderken.. Araçtakiler.. Yolculuk ettiklerim.. Her biri ayrı dünyalarda.. Her biri ayrı rüyalarda.. İnsanlar.. Sağdan.. Soldan.. Yoldan insanlar.. İlerledikçe.. Kilometrelerce öteye.. Ulaşılmak.. Varılmak istenen yere doğru.. Bir şeyi almak için.. Yere doğru.. Eğilmek gibi yani.. Yani.. Demem o ki.. Yani.. Salgınken bunca hüzün.. Sokaklara.. Gözyaşı hakimken.. Yani.. Kışken mevsim.. Suskun.. Tırsak çocukların olduğu.. Ve sokakalarda bir tek…

  • Aylak..

                      Boş sokaklarda boyadık aşkın renklerini Ve polislerden kaçarken Soluk soluğa seviştik aşklarımızla.. Yorgun bedenlerimizi alkolle dindirdik Güç bela düzüşlerimizin arasında döktük göz yaşlarımızı.. Özledik çocukluğumuzu, özledik annelerimizi, özledik hayallerimizin olduğu yılları.. Gelmeyecek, geri dönmeyecek her şeyi özledik.. Bir başka zamanın yokluğunda, bir nasihatin boşluğunda yaşadık durduk.. Döküldü saçlarımız,…

  • Gün yeniden sevme zamanıdır..

      Henüz hiçbir şeyin farkında değildim o zamanlar. Mardin’de Atatürk İlkokulu’na gidiyordum. Askeri servis tedirgin bir şekilde bırakırdı bizi okula.. Ve okuldaki çocuklar, hayranlık ya da öfkeyle seyrederlerdi okula girişimizi.. Eskiden sigaraya benzer sakızlar vardı, şimdi var mı bilmiyorum.. Okul kantininde satılan o sakızdan bir tane alabilmekti en büyük derdim..Bir de sınıftaki Zeynel’den dayak yememek…