Son Bulan – Bölüm 1: Nefes, anlık ihtimallerin toplamıdır…

Birbiri ardına yıkılan ağaçlar, koca bir ormanı tüketirken; ben sazlıklarda bilinmeyen bir şarkının ilk mısralarının yasını tutuyordum. Hep böyle miydim, yoksa zaman denilen küsuratları mı çok önemsemiştim bilmiyorum. Ama yırtık pantolonla kurulan, bir yazarın düşlerinde doğrulan ya da tam doğrulacakken, doğru olmayan şeyler yüzünden yere kapaklanan hayali bir adamdım…

Aslında bir kadın olmak isterdim. Bütün tanrısallığımla, dokunduğum çamurları temizleyebilen; doğuran, doğurduğunu hayatla yoğuran… Olduramadığım ne varsa, bir erkeğin bedenini taşımanın yükü altında ezilmenin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Ama ortaya çıkan diğer etkenleri de buna yüklemek istemiyorum. Çünkü insanların geneli başka bahanelerle, sahte bir mağaraya sığınıyor. O mağaradan nefret ediyor, ancak bir yandan da mağaralara övgüler düzüyor.

Ben gerçekçiyim. Mesela az önce kestiğim bileğimden akan kanın kırmızısına hayranlık duyuyorum. İnsanlar akıtmak için sıraya girmişken bu kanı, her olayda olduğu gibi önce davranıyorum. Çok önemsemiyorum boşa giden şeyleri. Sanırım artık yaşlandım. Çünkü sadece gençken önemsenir bu dünya… Biraz zaman geçirince ve görünce yapamayacaklarını, hele bir de kısıtlandığın o ilk anda; bitirir –bitirmeli- insan dünya ile olan bağlantısını… Toprak bir yolda yürümenin zevkini, toprak kavramı olmayan beton kafalı birisine anlatma çabasındaki gibidir hayatın mekanizmalarını değiştirme çabası da…

Nefes, anlık ihtimallerin toplamıdır… Aldığında dünyanın en zenginisindir de, alamadığında zaten yok hükmündesindir. Daha dün tüm heybetleriyle zamana meydan okuyan o ağaçlar, şimdi eski ormanın o engin arazisinde boylu boyunca yatıyorlar. Kanım tükenmek üzere… Bedenimde başlayan uyuşukluk, her saniye büyüyor… Kanımın aktığı dere sanırım ilerlemeyen bir su birikintisi. Çünkü, kanım aktığı noktada birikiyor. İnsanlığın nefretinin en büyük sonucu olan yok etme isteği, bu küçük balıkçı kasabasında baya bir revaçta! Bir ağaç daha haykırarak yere düşüyor. Hayalini kurduğum umutlarım, damla damla tükeniyor…

KorsanKalem 16.06.17 20.52

Devam Edecek…

 

Benzer Yazılar

  • Dostlar biriktirdim; ince, zarif, tertemiz yürekli…

    Günler saman alevi gibi geçmekte. Geriye bakınca ne çok hikaye yitmiş ya da içimizde bir yerlerde kalmış, biriktirmişiz eski hikayeleri… Dünya dönüyor, yazma ve yaşama telaşlarımız içinde bir sürü dost ediniyoruz. Eski dostlukların o tatlı nüanslarını yakalamak belki güç. Belki çok uzağız birbirimizden. Ama insan attığı adımların sorumluluğunu bildiği takdirde; yani insan olmanın bir sorumluluk…

  • Bahçenin düşü çiçek açmaktır ve İnsan bencil bir varlıktır!

    Günün belli saatlerinde dönüp bakıyorum posta kutuma yeni bir mektup bırakılmış mı diye. Penceremi kaplayan toz yüklü perdenin ardından izliyorum onu. Ama ne gelen var ne de giden! Posta kutumu diktiğim bahçenin çiçeklerine takılıyor gözlerim. Garip otlar belirmiş, boğuyor çiçekleri. Bir kısmında ise artık çiçekten eser bile kalmamış! Dikenli yaban otları yarış içinde göğe doğru…

  • Rüya..

    Hiç bilmediğim bir nedenden ötürü, sıcak bir gecenin hiç olmadık bir anında ürperir tenim. Hiç bilmediğim bir şehrin sokaklarında sesini işitirim. Kaybolurum, kaybolur çiçekler ve çocuklar.. Usul usul uyuşur bedenim; uyurum, uyarım gecenin soluksuz sessizliğine.. Yalan olan hayallerimi düşünürüm yıldızlara bakınırken. Çocukluğumun macera yüklü bulutları geçer üzerimden. Yıldızlar kayar ve benim için bir yıldızın kayması,…

  • Yediğimiz Küfürler

    Yediğimiz Küfürler Sonunu getiremediğim hikâyelerin sorumluluğunu, baştaki cümlelere yükledim. Ansızın beliren eşsiz bir doğa olayı gibi bir fısıltıydı her bir cümle… Bazen bu fısıltıya kulak kabartsam da çoğunlukla gelip geçen bir misafire dönüşüyor. Arkasından bile bakamıyorum. Unuttuğum onlarca detayı gerçekten unutuyor muyum, yoksa beynimin içinde de uzaydakine benzeyen kara delikler mi var bilmiyorum. Gecemi bu…

  • Papatya Hüznü

    Sevdaya ve insana dair, Bir şeyler yazmak da zor bu devirde! Zira eksik, İnsanlığa ve sevdaya dair şeyler… Umutsuzluğa kapılmamak çocukların işi Oysa çocuklar bile, Henüz yaşamadan çocukluklarını, Hayat kavgasına atılmış! Rezil günlerden geçiyoruz, Her bir gün biraz daha utanıyoruz Her bir gün biraz daha hüzün kaplıyor göğüs kafeslerimizi… Telleri olmayan eski bir mandolin gibiyiz…

  • Gece Sayıklamaları – 3

    Henüz çocukken, yani bir şekilde dünyayı ve dünyanın işleyişini kavramaya çalışırken bile günümüzde yaşadığım karmaşayı yaşadığımı hatırlamıyorum. Geldiğimiz nokta, içinden çıkılması güç ve bir şekilde çıkmayı başarsak bile ağır yaralar alacağımız bir duruma dönüştü. Yani adeta bir savaş var, bu savaşa girmemiz kaçınılmaz ve sonuç çok yönlü acılar içermekte. Zafer ise kimsenin pek de hoşuna…