Yalnız..

kk

Bir uğultu işitiyordum. Muhtemelen gecenin sesi olabilir. Aldırış etmeden yürüyordum. Kediler uyuşuk hareketleriyle çöpleri eşeliyordu. Soğuk diyorum kendi kendime… “Umarım karınlarını doyururlar.” Deniz kenarına vardığımda, dolunayın olanca ışığını denizin üzerine yansıttığını gördüm. Işıl ışıl ve hareketliydi deniz.. Yakamozun, hayatımda daima önemli bir yeri olmuştur. Nerede görsem durup bir süre izlemeye koyulurum. Hayatın huzur mekanlarından biridir yakamozlar.. Soğuktan buz kesmiş kulaklarımın ayrımına varıp, yoluma devam ettim. Perdelerin ardında süren yaşamların sıcaklığını hissettim bir an. Ardından kuvvetli bir rüzgar, bu hissimi alıp götürdü bir diğer pencerenin altına. İnsanlar yemeklerini yemişlerdi. Beyler televizyonun karşısına koyulmuş, hanımlar bulaşığı halledip çay demleme telaşındaydı. Ve sıcak bir evde bir günü uğurlamak işte bu kadardı.. Oturulup çay içilecek ve televizyonda izlenilen, toplumu yeniden inşa eden bir sistemin içinde uykularına dalacaklardı. Sokaksa birbirinden farklı tüm olguları taşıyordu içerisinde. Her şeyin varlığı ve olma ihtimali vardı. Sokaklar tekin değildi bu yüzyılda. Korkunun sindirdiği yüreklere karşı dimdik yürümenin esas olduğu düşüncesini taşımaktaydım. Kediler ise her yerdeydi. Ve koşulsuz bakabiliyorlardı gözlerimin içine. Ansızın bir rüzgar daha esti denizden doğru.. Poyraz mı, Karayel mi, Meltem mi bilmem.. Hiç önem vermedim isimlerine. Geneline baktığında esiyordu, rüzgardı işte! Teknelerin çoğu kumsala çekilmişti. Brandaları yırtılırcasına sallanıyordu. Ve o korku dolu seslerin sahibiydi brandalar. Yırtılmak üzere gibiydiler. Ama yırtılmıyorlardı. Az ilerideki orta sınıf kafelerde insanlar futbol izliyor ve içiyorlardı. Aralarında hiç kadın yoktu ve seyirciler kafenin ortasında yanmakta olan sobanın etrafını çevrelemişlerdi. O an gol oldu ve anlamsız bir sevinç gösterisi içinde insanlar sarıldılar birbirlerine. Ben de bu içten sıcaklığa tanık olduğum için sevinmiştim.. Yakın bir yerden yüksek sesli şarkılar işitiliyordu. Muhtemelen gençler babalarının arabalarıyla gezip şarkı dinleyerek öldürüyorlardı zamanlarını. Öğretmen evinin kapısında, orta yaşlı kadınlar sigara tüttürürken dedikodu yapıyorlardı. Lokantalar sinek avlıyordu. Lokanta sahipleri oturmuş televizyon seyrediyorlardı. Bacalardan çıkan duman nefes almayı güç kılıyordu. Solunum yolumun simsiyah olduğuna iddiaya girebilirdim. Çöp tenekeleri dolup taşmış ve yolun ortasına kadar saçılmıştı. Kömür cüruflarının üzerine bastıkça, iç gıdıklayıcı bir ses işitiliyordu.  Apartmanın kapısı açıktı. Kışın bu kapıyı kapatmanın herkes için iyi olacağını bildikleri halde, bazı insanlar sorumluluklarını yerine getirmekten acizdiler.. Ve nihayetinde içeri girip kapıyı kapattım. Ara kata geldiğimde bebek arabasıyla karşılaştım. Normalde apartman girişinde kapının az gerisinde duruyordu araba. Katları çıktıkça farklı bir manzarayla karşılaşıyordum. Bir katta meyveli yoğurdun plastik kabı vardı. Diğerlerinde ayakkabılar, ayakkabılık ve kömür çuvalları. Her kata harekete duyarlı ışık kaynağı taktırılmasına rağmen; özellikle beşinci katta belli bir gecikmeye tabi yanıyordu. Tahta kapının ardındaki yalnızlığımı anahtarın hafif hareketiyle araladım. Soğuk yüzüme vuruyordu. Yalnızdım. Boş odamda yapmak istediğim hiçbir şey yoktu.. Belki de kendim için yapmam gereken her şeyi tamamlamıştım. Işığı kapatıp öylece uykuya kaldım. 

KorsanKalem 22.12.13 00.41

Benzer Yazılar

  • “Gecenin tam üçünde..”

    “Düz değil düzen değil az değil ezen değilBoz değil bozan değilBir gül biter içimde içimde içimdeTam bildiğim biçimde biçimde biçimdeOy gecenin tam üçünde gecenin tam üçündeSevda gibi kanımda can verirken elimdePençe gibi düşümde uy değil uyku değilUy değil uyku değilBir gül biter içimdeGecenin tam üçünde Can değil canan değil er değil eren değilGeç değil erken…

  • Bu heplik beni öldürecek..

    Bu heplik beni öldürecek.. Hep birşeyler için adım attığımda bişeyler olur, rüzgar tersten eser, fırtına çıkar, ters köşe olurum.. Hep iyi giderken işler, kötüye dönüverir.. İyi bir yazı yazacakken, elektrik kesilir, su basar.. Hastalanırım birden, uyuyakalırım.. Hep sabah olur ve ardından gece.. Bu heplik içinde parlayan yıldızlar da olur, kayanlar da.. Ama gökten eksilmez yıldızlar…..

  • Babişko..

    Küçüktüm.. Elindeki sıçak çay bardağını tuttururdun bilerek, elim yanardı.. Ve gülerdin, hoşuna giderdi verdiğim tepki.. Ben sen gülüyorsun diye belki de defalarca tutardım elimle o sıcak çay bardağını.. Rakı sofralarına, su içmek için geldiğimde sek rakıyı uzatırdın, su diye.. İçim yanardı, aynı hoşluğu yaşardın.. 🙂 Büyürdüm yavaş yavaş ve sen giderdin hep.. Görevlere.. Hep özlem duydum…

  • Aşk Üzerine..

    En büyük beceriksizliğim, aşktı benim.. Beceremedim, herkes gibi sevmeyi.. Çok sevdim, çok sevildim, belki de haddinden fazla.. Şanssızlığımdı galiba, ya da denildiği gibi bir şanssızlık.. Ya da doğarken yalnızlığı seçmiştim..Bu durumu tarif edecek pek kelime bulamıyorum.. Ama üzgünüm, herşey için! Yaşadıklarım ve yaşayamadıklarım için.. Yaşatamadıklarım da buna dahil.. En çok da yaşatamadıklarım.. Eğer varsa, Allah…

  • Giden bir adam, gitmiş bir adamdır sadece..

    İlk zamanlar gırtlağında bir şey duruyor. Böyle topak gibi. Yutkundukça duyuyorsun acısını. Ki bu acı ne çok ne de az. Orta karar ama öyle rahatsız ediyor ki. Yani öyle bir şey ki bu, çocukken diz kapaklarımızdaki yaraların kabuklarını soymak isteriz ve ne yapıp eder kanatırız ya. İşte tam da öyle bir huzursuzluk bu. Ya da…

  • Charles BUKOWSKİ (Heinrich Karl Bukowski)

    Nerede doğduğunu, ne zaman öldüğünü burada yazmanın bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Dileyen okurlar, internet ortamından çok rahat bir şekilde ulaşacaklardır bu tip bilgilere. Bir yazarın, bir düşünürün, bir aydının ya da bir siyasi liderin bu gereksiz bilgilerine takılıp özü gözden kaçırmanın en büyük gözlem hatası olduğunu düşünmüşümdür.. Beat Edebiyatı denilince akla gelen önemli yazarlardandır Bukowski…..