Geceye Düşülen Notlar-17

O an birisiyle göz göze gelsem, oturur ağlardım.. O kadar güçsüzdüm, o kadar gafil.. Onlarca fotoğraf aldım hayattan.. Ama o çerçevelerin içindeki mutlu hallere sahip olamadım hiç.. Sokak aralarında, eski bir kapının hüznünü tattım.. Yıkılmış, viraneye dönmüş evlerin içinde, eski yaşantılara dair hayaller kurdum.. Acaba bu parçalanmış yatakta, kaç defa seviştiler, şehvetle? Saçmaladım yine.. Her zamanki gibi başka hayatları düşlüyordum.. Kendi cehennemimi unutmak için yaptığım bir zihin kandırmacası mıydı bu? Yoksa deliriyor muydum?

Sonra her şey biter.. Gün de öyle.. Geceleri sokaklarda dolanmak güzeldir aslında.. Ama yalnız yapılan her şey lanetlidir.. Ve yalnızlık üzerimize sidik kokusu gibi sindiği vakit, o lanetten kurtulmak neredeyse imkansızdır.. Böyle hissettiğim zamanlarda, tuvalette saatlerce otururum. Anlamsız bir kaçıştır benimkisi bilirim.. Daha sonra otururum masanın başına, hep bir yere kıçımı koyacağım yani! Çayımı yudumlarım ve kelimeler ardım sıra dizilir.. Sadece ucuz bir şarap kafa yapmaz her zaman.. Kanser yüklü bir çay da işini görür bazen.. İçinde, türlü hastalıklar biriktirirken, yenileriyle sevişirsin.. Ölüm, sade bir araçtır.. Yaşam ise bir tezatın öbür ucu.. Ölüm ve yaşam, tahterevallinin iki ucudur.. Üzerinde oturanlar da birer oyuncu..

Çocukluğumu bir topun ardında, düşe kalka harcamama gözünü yuman bu toplumu bağışlamam imkansız! Ta o günden başladı aksilikler.. Bu güne dek gelen tüm sorunlar, o topun ardındaki anlamsız ve adaletten uzak koşuşturmalarda filizlemişti.. Dizlerimizdeki yaralar neydi ki? Yüreğimizin tam ortası çizilmişti.. Mahalle aralarında edilen kavgaların ve yediğimiz onca sopanın sonuçta hiç bir şeyi sonlandırmadığını, çok sonradan öğrendik.. Ama hala farkına varamadığımız şey, hayatın da aynı olduğuydu.. İnatla, eziyoruz birbirimizi.. Devam edelim, bekleme yapma..

Meslek koşuşturmacaları, satın alınmaya çalışılan herhangi bir şey, badireler badireler badireler.. Oyalanmak için ne güzel şeyler bulmuşsunuz! Sığ denizlerde, boğulma numarası yapıyor gibi görünüyorsunuz uzaktan.. Komik ve anlamsızsınız.. Oysa bilmiyorsunuz ki deniz birden derinleşip içine çekecek bedeninizi.. Yiteceksiniz bu oyunlarda.. Peşinde koştuğunuz ihaleler için rüşvet verirken yığılıp kalacaksınız yere.. Bok çuvalı gibi taşınacak bedeniniz ve toprağa özenle yerleştirecekler.. Size veya ölünüze saygıdan falan değil ha! Vahşi hayvanlar cesetlerinize ulaşmasın diye yapacaklar bunu..

Sokak hayvanları kadar miskin ve mutsuz insanlar görüyorum çevremde.. Bazense, mutlu sokak hayvanları.. Kavramlar değişse de, birileri hep mutlu görünmekteler.. İyi rol yapıyorlar ama komşuları geceleri ağlama seslerinden şikayetçi oluyor.. Piç kuruları beni bile kandıracaklardı! Kanmadım; ama çok ağladım insanlık hallerine.. Öyle masum, öyle tatlı çocuklar tanıdım ki.. Hayatlarındaki yegane amaç, karınlarını doyurabilmek olan bu çocuklar; hastalıktan ya da yetersiz beslenmekten yitiyorlar.. Ve birileri hala baruta milyon dolarları yığıyor..

Eve bir mekik sehpası aldım.. Olmayan kaslarımı şişirip, vücutsal tatminliğe erişeceğim.. Böylelikle çevremdekileri büyülediğimi sanacağım.. Herkes kas yığını bir adama hayranlık duyar dedi çocuk.. Oysa akıl yığını olan bir adam çekilmez olurdu.. Ben hangisi yeğlerim şuan bilemedim.. Cevabı kestirmek aslına bakarsanız hiç de zor değil.. Karanlığın, sonsuz olduğu bu cehalette; aydınlığın sığlığında ölmeyi yeğlerim..

Bir kaç piç kurusu var çevremde.. Sırıtıp duruyorlar.. Oysa koca bir aynadan başka bir şey değilim ben.. Kendilerine baktıklarının bile farkında değil zavallıcıklar.. Sonra eğilip öylece, bir taşla parçaladım kendimi.. İster istemez üzülüyorsun insan hallerine..

Aç yattığım gecelerde, sıcak bir fırının içindeki huzur yüklü o kokuyu düşlerim.. Kızarmış bir tavuğun kokusudur, bir etin ip ip olmuş yumuşaklığıdır, ya da patatesin o kumpir havasıdır.. Doyarım biran, uykuya dalarım..

Herkes giderken ve geride kalmışken yaşadığım burukluğu hep şu şekilde avuturum: “Ulan o motoru alacağım ve bu yollarda basacağım!” Sonra dönüp eve bir şeyler yiyorum.. Birikmiş bulaşıklara yenilerini katıp, kararıyorum günle birlikte.. Eski bir film çıkıyor.. Çocukluğumda da izlediğim bir film.. Aslında komik.. Ama.. Eskiler hüzün yüklüdür gülünç bile olsa..

 

KorsanKalem 02.05  08.10.12

Benzer Yazılar

  • Geceye Düşülen Notlar-22

    Aynadaki yansımama bakıp çocukluğumdan ne kadar uzaklaştığımın ayrımına varıyordum.. Bir süre öyle kayıtsız gözlerle izledim yüzümü.. Yüz hatlarımı, kirpiklerimi, alın çizgilerimi, kırışıklıklarımı ve bu yaşımda erken beyazlamaya başlamış saçlarımı.. Zamanın insanlara verdiği ızdırapların en hızlı yansımasını yüzlerden ve tabi ki ellerden anlarsınız.. O yüzden önce yüzünü ardından da ellerini incelerim yeni tanıştığım bir insanın.. Bana…

  • Geceye Düşülen Notlar-3

    Aptal kutularının hayal sahnelerinde sezon finalleri birer ikişer yapılmaya başlandı. Ve kutular insanlara sıkıcı gelmeye başladı.. Biranda hayır işlerine merak sardılar.. Boşluk doldurmaca oynuyorlar.. Hep sıkıcı gelmişti oysa bana! Yaza çevirildi sonunda yüzümüz.. Fena şekilde yaktım bile sırtımı.. Deniz vazgeçilmezdi hayatımda, farklı bir bağ vardır aramızda.. Ama denize girip de sahilde uyumamalıyım:) sonrası iyi olmuyor…..

  • Geceye Düşülen Notlar-10

    Çok sıkıcıydı.. Sistemin çorak arazisinde, birbirlerini öldürüyorlardı insanlar.. Ve herşey boştu o anda, çiçekler, güzel kokular, aşk falan.. Dün gece deliliğe övgüler düzdüm yine, hakan sabaha karşı karşıma çıktı. Sohbet ettik öyle ayaküstü.. Değişik bir bot vardı ayağında, top sakalı baya bir uzamıştı, saçları hafif Bob Marley tarzı.. İçinde içlik ve üzerinde lacoste ceket. Elinde…

  • Geceye Düşülen Notlar-4

    Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik.. Uykuya düşen yürekler gibiydik, uyumak istemeyip de yenildiğimiz uyku zaferlerine yenisi eklemişti.. Henüz rüya görmemiştik.. Geceye not düşesim vardı ve uykum kaçmıştı zaten.. Gece ilerlemekte… Güneşli güzel günler gelmiş memleketime, ama hal ve görünüş hiç de güneşli değil.. Bir yanda meclisin kavgaları bir yanda şike soruşturmaları öbür…

  • Geceye Düşülen Notlar-31

    Akdeniz’in sıcak ikliminde, soğutulmuş bir odada, terli eller, üstte tişört, altta boxer, türlü bunalımlarla savrulan bir ruh hali ve Yavuz Çetin’in “Dünya”sı eşliğinde bir seremoni olarak tuşlamaktayım okuduğunuz metni. Bir yazarın bağımlısı olduğu en önemli şeyin yazmak olduğunu bildiğim halde, gündelik parçalanışlarımı bir araya getirememenin bir cezası olarak da tutukluk yapmış durumdayım. Hani o savaş…

  • Geceye Düşülen Notlar-24

    Uyumayacağım gerçeğiyle yüz yüzeydim.. Ve bunu ne kahve ne de başka kimyasalla gerçekleştirecektim. Bizzat benliğimin tam merkezinden gelen bir dürtüyle yazma eylemine giriştim. Yaşanacak bütün hikayeler tam bu saatlerde son bulur, şehrin son otobüsleri de motor sustururdu. Ve ben gözlerimi kısık bir ışığın etkilerine alıştırırdım. İnsanoğlu öyle yada böyle uyum sağlıyordu her şeye.. Ben de…