Sen
Sen
Nazım Hikmet Ran
sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin…
Nazım Hikmet RAN
Nazım Hikmet Ran
sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin…
Nazım Hikmet RAN
Ağızlarını doldura doldura nasıl uşaklık ettiklerini anlatıyorlardı.. Nasıl kabullendiklerini haykırıyorlardı sağa sola.. Anlamaktan, algılamaktan çok uzaktaydım her birini.. Akışını izlerken bir derenin, öylece süzülen balıkların saflığına gülümsüyorum.. Pek çok şey oluyor.. Dünya dönüyor.. Uyanıyoruz ya da uyuyoruz fark etmez.. Kulağımıza çalınan birkaç ezgiden aldığımız tadı hiçbir muhabbetten alamıyoruz mesela.. Ve insanlar tokalaşmaktan bile uzak iken,…
Bekliyorduk.. Öyle inandırmıştın.. Yemeği bekler gibiydi bekleyişimiz, güneşin doğuşunu bekler gibiydik.. Hani dik bir yokuş vardır, onu geçmek için ofuldaya ofuldaya yürürsün ya ki aslında bu da o yokuşu geçmeyi bekleme durumudur. Yani hareketlisindir; ama hareketin bir amacı beklediğin içindir.. Bekliyorduk.. Çünkü öyle inanmıştık.. Öyle inandırmıştın.. Sonra yağmur yağdı.. Gökyüzünün maviliğini lanet…
Hüznün ve kederin sardığı bedenimi alkolle uslandırdım dün gece yine.. Zil zurna tabirinin ne olduğunu anladım yani.. Bazen gerekiyor içmek ve de kendinden geçmek.. Şuan karanlık bir Amasrada laptobın yarım şarzıyla medeniyete ulaşma çabalarımı bir kenara bırakıp bu yazıyı yazıyorum. Bir anafikri ve vermek istediği bir mesaj yok, zaten yazdıklarımı okuyan da yok ve zaman…
Koca bir sinek, karanlığın içinde ışıldayan ekrana yapışıverdi.. Günümüz aşklarının temel prensibi de bu basit ışıldama olayının örnek alındığı bir sisteme dayandığı kanısındayım.. Yani Leylalar Leyla değil, Mecnunlar ise mecnun.. Kimse kalıbının adamı olamadığı gibi, aşkın da içini dolduramıyor artık.. Sahte gülüşlere indirdiğimiz hayatların kısa kesitlerinin fragmanlarını seyretmekten öteye gidemiyoruz.. Oysa izlediğimiz şeylerde bile adımız…
Tırmanıyorsun. Attığın her adımda ha gayret diyorsun. Ha gayret az kaldı. Kimi zaman attığın adımın hemen ardından toprağın titrediğini hissediyorsun. Biliyorsun, zemin sağlam değil. Sırtındaki yükün ağırlığı bir süre sonra adeta katlanıyor, katlanıyor, katlanıyor ve taşıyamayacağın bir hale geliyor. Omuzların yırtılıyor. Bir yandan sıcak, diğer yandan terinin tuzu; hiç durmadan yarana saldırıyor. Ve attığın her…
Şarabın gazabından kork… Ellerimi tutma, gözlerime ise hiç bakma… Sevme beni… Seveceğin de yok zaten… Dökme yollarıma gözlerini… Yıkılsın bu düzen, şarap bitsin artık ve geceyle gündüz hiç eşitlenmesin benim dünyamda! Hiç eşit olmadılar da zaten.. Ben bir yolcuyum, yolum tutarsızlıklarla dolu ve sen hiç dokunmadın benim yarama. Yollarımız hiç kesişmemiş. Şimdi evlerinde hüzün, ellerinde…